Allah’a hamd, Resûl’üne salât ve selam olsun.

İnsanoğlu kolaylığı sever, zorluktansa bir o kadar nefret eder; çünkü insan zayıf yaratılmıştır. Fıtratı gereği zorluğu kaldıramaz:

“Allah sizden (yükünüzü) hafifletmek ister. Ve insan zayıf olarak yaratılmıştır.”[1]

“…Allah (din konusunda) sizi zora sokmak/işinizi zorlaştırmak istemez…”[2]

“…Allah sizin için kolaylık diler, zorluk dilemez…”[3]

Fıtrattaki bu zayıflık, insana karşı “kolaylık” ile muameleyi gerektirmektedir. Bu nedenle kulunu yaratan ve bilen Allah (cc) dinin emirlerini ve yasaklarını genel anlamda insan için kolaylaştırmıştır. Bu, “Allah sizden (yükünüzü) hafifletmek ister…” ayeti gereği O’nun, kullarına olan merhametidir.

Mezkûr ayetlere bazı örnekler verelim: Allah (cc), namazı elli vakitten beş vakte indirmiştir. Yolculuktaki namazları dört rekâttan iki rekâta düşürmüştür. Su bulunmadığında toprakla teyemmümü meşru kılmıştır. Namazı ayakta kılmaya güç yetiremeyenlere oturarak ya da başka şekillerde kılma kolaylığı sağlamıştır. Hakeza sefer ya da hastalık gibi durumlarda oruçları sonra tutmayı meşru kılmıştır. Fıkıhta bu ve buna benzer verebileceğimiz birçok örnek mevcuttur.

Rabbimiz (cc), bu kolaylaştırmalarla âdeta bizlere şöyle bir hatırlatmada bulunuyor: “Ben, Allah olmama rağmen size kolaylaştırıyorum, zorlaştırmıyorum. Üzerinizdeki yükleri taşınabilir hâle getiriyor, hafifletiyorum. O zaman siz de birbirinize daha fazla kolaylıkla muamele etmeli ve işlerinizi hafifleştirmelisiniz.”

Kıymetli Kardeşim,

Bu ayetler çerçevesinde kendini muhasebe etmelisin. Eşine, çocuklarına, anne ve babana, cemaatine, Müslim kardeşlerine, komşuna, öğrencilerine, işçine, etrafındakilere… nasıl muamele ediyorsun? Onlara hayatı zorlaştırıyor musun, yoksa yüklerini mi hafifletiyorsun? İnsanlar seni nasıl tanıyorlar? Zor ve meşakkatli biri olarak mı, yoksa merhametli ve halim biri olarak mı?

İşte tüm bu soruların cevapları sendedir. Eğer cevapların olumluysa hamdetmeli ve Rabbine şükretmelisin. Şayet olumlu değilse o zaman hemen tevbe etmeli ve sırat-ı müstakime dönmelisin ve bilmelisin ki Allah (cc), bu ahlakından dönmediğin sürece sana hem bu dünyada hem de ahirette zorlaştıracaktır. Misliyle cezalandıracaktır.

Bu nedenle -bugün en önemli eksilerimizden olsa da- kolaylaştırmak, hayat ilkemiz olmalıdır. İlim öğretmede, memura hizmet görevi vermede, eşimiz ve çocuklarımızın sorumluluklarında, komşuluk ilişkilerinde kolaylaştırma çabasında olmalıyız. O kadar ki -Allah’ın hakkı bile olsa- namaz kıldırırken İslam, nefret ettirmeden, sevdirerek ve kolay bir şekilde kıldırmayı emretmiştir. Allah’ın (cc) haklarında durum böyleyse, insanların haklarında zorlaştırmak evleviyetle yasaklanmış ve tenkit edilmiştir.

Namazı uzun kıldırdığı için cemaatin şikâyet ettiği sahabiye (Muaz da (ra) bunlardan biridir) Allah Resûlü (sav) şu nasihatleri yapmıştır: “Sizin içinizden nefret ettiriciler vardır. Herhangi biriniz insanlara namaz kıldırdığı zaman hafif kıldırsın. Çünkü onun arkasında yaşlı, ihtiyaç sahibi ve zayıf olanlar vardır.”[4]

Bilmeliyiz ki kolaylaştırmak, yumuşaklığın ve şefkatin yansımasıdır. Kalpteki merhamettir. Hayatın bereketi, güzelliğidir. Zorluksa bütün berekete ve güzelliğe manidir. Genişliği daraltır, insanı bunaltır. Davayı, yükü çekilmez bir hâle getirir:

“Allah, Er-Refîk’tir, rıfkı sever. Rıfka verdiğini zorluğa vermez.”[5]

“Rıfk neye konursa onu güzelleştirir. Neden çekilip alınırsa da onu çirkinleştirir.”[6]

Kıymetli Kardeşim,

Hayatın her alanında kolaylıkla muamele etmemiz gerekir. Fakat dava mücadelesinde kolaylaştırmak daha önemli bir yere sahiptir. Emîr ve memur, karşılıklı kolaylaştırma prensibine sahip olmalıdır. Çünkü dava, fıtratı gereği ağır ve zordur. Bu zorluğun üzerine bir zorluk daha eklendiğinde insanlarda mücadele aşkı, fedakârlık iştiyakı ve hizmet sevgisi yok olmaya yüz tutar. Kulluklarından lezzet alamaz, işlerinde ihlâslı olamaz hâle gelirler. O davaya dört elle yapışıp sahiplenemezler. Kolaylaştırmaksa bunların hepsine şifa olacaktır.

Peygamberimiz (sav) bu konuda hassasiyet göstermiş ve sahabesine bu ahlakı kazandırmıştır. Ebu Musa El-Eş’ari ile Muaz ibni Cebel’i (r.anhuma) Yemen’e gönderdiğinde onlara şu nasihatte bulunmuştur:

“Kolaylaştırın, zorlaştırmayın. Müjdeleyin, nefret ettirmeyin ve birbirinize hükümde uyumluluk gösterin.”[7]

Son olarak şunu hatırlatmakta  fayda görüyoruz: Kolaylaştırmanın bazı afetleri de olabilir. Bu afetlerden biri gevşekliktir. Eğer kolaylaştırmak, kişileri gevşekliğe sevk ediyorsa bu hastalık tedavi oluncaya kadar zorluk tercih edilebilir. Kolaylaştırma anlayışı; kişilerin ahlak yapısı, anlama kapasitesi, yeni ya da eski Müslim oluşu gibi durumlar gözetilerek ortaya konulmalıdır. Bununla beraber kolaylaştırmanın kişinin dininde, ihlasında veya amelinde fitne olacağı yerlerde kolaylaştırmaya gidilmez. Bunun sınırlarını İslam belirlemiştir. Bize düşen misliyle itaat etmektir.

Aişe Annemizden şöyle rivayet edilmiştir:

“Allah Resûlü (sav), iki şey arasında tercih yapmak zorunda kaldığında günah olmadığı müddetçe kolay olanı tercih ederdi.”[8]

Allah (cc), bizlere kaldırmayacağımız yükü yüklemesin ve bununla imtihan etmesin. Bizleri, kolaylaştıran ve yumuşak ahlaka sahip olan salih kullarından eylesin. Allahumme âmin.

Davamızın sonu, âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdetmektir.

Bir sonraki yazımızda görüşme ümidiyle…

 

[1] .4/Nîsa, 28

[2] .5/Mâide, 6

[3] .2/Bakara, 185

[4] .Buhari, 702

[5] .Müslim, 2593

[6] .Müslim, 2594

[7] .Buhari, Edep, 6124; Müslim, 1737

[8] .Buhari, 3560