Özellikle inanç, fikir ve ideoloji temelli yayın yapan dergi, düzenli aralıklarla çıkan itikadi ve fikrî bir yayıncılık ürünüdür. Dergiciliğin bunun haricinde "genel dergi" statüsünde oldukça geniş bir yelpazesi vardır. İslami dergiyi bu anlamda okuyucu kitlesi ve okuyucu kitlesinin ilgi alanında olan kimseler için bir davet, tebliğ, tebyin ve hüccet özelliğini haiz olarak tanımlamak mümkündür.

Gözlerini on yıllar öncesine kıyasla olağanüstü denebilecek ölçüde ulaşım ve iletişim imkânları içerisinde açan yeni kuşak gençlerin, geçmiş dönemlerdeki İslami dergilerin, fertlerin ve toplumun bilinçlenmesindeki etkisini tam olarak idrak edemeyecekleri muhakkaktır.

Hapishane imtihanında dar bir mekânda olduğumuz zamana tevafuk etti Tevhid Dergisinin yayın hayatına başlaması. Ocak 2012 tarihindeki ilk sayısı, sonradan gerçek anlamda azaba dönüşen ve o dönem Arap tağutlarının/diktatörlüklerinin temelli yıkılabileceği ümitlerini yeniden canlandıran sürece ilk sayfasında yer vererek, Arap Baharı başlığıyla çıkmıştı dergi.

Bir kıvılcımla ateş yerine dönen Arap coğrafyasındaki tağuti düzenler ve onların ağababaları statükonun devamı için karın ağrıları çekerken Ekim 2011'de Van'da yüzlerce kişinin ölümüne ve binlerce kişinin de yaralanmasına sebep olan büyük bir deprem yaşanmıştı. 2011 Kasım ayıydı ve Tevhid Dergisinin ilk sayısının hazırlık çalışmalarının yapıldığı dönemdi. Deprem gibi büyük musibetler yaşandığında insanların çoğunun kalpleri rikkatlenir. Hemen hemen herkes böylesi afetlerde kurtuluş ümidi olarak Allah'a yönelir ve tek melce ve mencenin Allah (cc) olduğunu bilir. Bu tür durumlarda kimi bedensel, ama çoğunlukla ruhsal travmaya maruz kalır insanlar. Hayatın anlamı ve amacına dair tevhid inancına davete ve nasihate en uygun olan hâllerdir.

Daha önce 17 Ağustos 1999 depremini yaşamış biri olarak o ânlarda bir kimsenin ihtiyaç duyabileceği en önemli şeyin giyecek, barınak gibi şeylerden ziyade sahih bir inanç, yani selim bir kalp ve kişinin geride bıraktığı hayat -ki hayatı âdeta film şeridi gibi gözlerinin önünden akıverir- arşivinde kayıtlı salih ameller olduğu hakikati daha acıtıcı bir şekilde hatırlatır kendisini.

İşte ilk yazıyı da bu türden hayati bir ihtiyaca binaen almıştım kaleme. Daha önce dergi gibi süreli bir yayın organında düzenli ve sürekli bir yazı geçmişim yoktu. Fakat daha önceki süreçte içinde bulunduğum şartlarda yoğun denebilecek şekilde el yazısıyla yazılı bilgi üretme pozisyonunda bulunuyor olmak, bana dergide yazmayı kolaylaştırıcı bir unsur oldu.

Dergi yazarı yazdığı makaleyi en verimli, anlaşılır ve istifade edilebilir bir surette okuyucuya takdim etmeye çalışmalıdır. Diğer tarafta dergi yazarı olarak kendisini geliştirmek ve donanımını arttırmak zorundadır. Böyle yapmaması hâlinde birkaç sayı sonra kaleme alacağı makale malumun ilamı ve marufun tekrarı olarak okuyucuda ilk ânda kekremsi bir tat bırakırken sonrasında ise tahammülfersa bir bezginliğe sebep olur.

Yazı yazarken yayımlanmış yazılı metinlerin doğrusuyla yanlışıyla kalıcı eserler olduğu/olabileceği gerçeğini hep göz önünde bulundurmak gerekir. Bu sebeple kısa ya da uzun herhangi bir metni yazdıktan sonra nihai olarak "tamamdır" demekten kaçınmalı ve eser mümkün olabilecek en iyi kıvama geldikten sonra okuyucuya sunulmalıdır.

Kişi yaptığı işlerle maruf ve meşhur olur. O hâlde güç yetirilebildiği ölçüde dünyada izzet ve ahirette de saadet vesilesi olacak hayırlı ve güzel çalışmalarla zamanın her ânını Kıyamet Günü'nde kişinin lehinde şahitlik edecek bir hüccete dönüştürmek mecburiyetimiz vardır. Bu da salih bir çevrede ve sadık dostlar arasında mümkün ve dahi kolay olur, biiznillah.

Bizler ihsan üzere bir gayreti ortaya koyduğumuzda muvaffakiyetin Allah'tan (cc) olduğu şuurunu her daim canlı tutmalıyız.

Sadık dostlarla daha nice menzillere...

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَكُونُوا مَعَ الصَّادِق۪ينَ

"Ey iman edenler! Allah'tan korkup sakının ve sadıklarla beraber olun!"[1]

 

[1] .9/Tevbe, 119