Birçoğumuz gaddar “çoban”ların elinde hayatı henüz tanımaya başlayan kuzucuklarken, etimizle kemiğimizin, ailemiz ile öğretmenler arasında paylaştırılmasıyla kısa veya uzun süreli bir okul macerasıyla başlamıştık hayata.

Okulu asmak veya kırmak da denilen okuldan kaçmanın yahut okulu terk etmenin, küffara karşı Allah (cc) yolunda cihaddan firar etmekten bile daha ağır bir cürüm olduğuna inandırılarak yetiştirilmiş öğretmen sınıfının elindeki kuzucukların, Gassal’ın teneşirindeki ölüden farkının kalmadığı onlarca yılı geride bıraktık.

Nihayetinde öğrendik ki her birimizin hakikate ulaşma ve öğrenme hakkı, okula devam mecburiyetiyle kısıtlanmış veya gasbedilmişti.

Kulluğumuzu Allah’a (cc) takdim etmek üzere yaratılmıştık, ama çağdaş paganizmin modern tapınaklarının sunaklarında varlığımız, ölmüş veya hayatta olan tağutlara -hem de bize rağmen- armağan olarak sunulmaktaydı her yeni gün doğumunda.

Bugün hayatların okullaştırılarak sınırlandırılması sadece eğitim alanıyla da çerçevelenmiş değil, birçok alanla beraber sosyal gerçekliği de kapsamaktadır.

Esasen toplumsal kutuplaşmanın ve psikolojik çöküntünün temelinde asli değerlerin metalaştırılması ve kurumsallaştırılması bulunmaktadır. Bu durum doğal olarak toplumsal yozlaşma ve modern zamanda tam olarak anlamlandırılıp adlandırılamayan mozaik çeşitliliğinde irili ufaklı, sığ veya derin mutsuzluklara sebep olmaktadır.

Günümüzde hayatın (doğumun) evde başlayıp (ölümle) yine evde sona ermesi, yani hayatın ve ölümün kurumlar dışında başlayıp bitmesi; ya derin bir mahrumiyet ve sefaletin ya da çok ciddi bir imtiyazın ve servet sahibi oluşun en belirgin işareti hâline gelmiş durumdadır. 

Evde Eğitim Nedir?

Evde eğitim uygulaması, zorunlu örgün eğitim çağındaki çocukların eğitimlerinin bir bölümünün ya da tamamının ailesi ya da ailesinin tayin ettiği kişiler tarafından sürdürüldüğü bir eğitim modelidir.

Bilhassa anne babalar tarafından geleneksel değerleri ve aile kurumunu ayakta tutan özelliklerin gelecek nesillere aktarılması için çocukların evde eğitilmesine yönelik yüzyıllardır tatbik edilen bir talim ve terbiye yöntemidir. Evde eğitim modeli günümüzde Batılı birçok ülkede de örgün eğitime alternatif olarak yaygın bir şekilde uygulanmaktadır.

Bu yöntem günümüzde söz konusu ülkelerde giderek yaygınlaşan bir uygulama olsa da esasen tarih boyunca Doğulu ve Batılı toplumlar, çocuklarına evde eğitim vermeye devam etmişlerdir. Aslında ister anne babalar tarafından ister özel öğretmenler tarafından verilsin, evde eğitim metodunun popülaritesi, sanayileşmeyle birlikte ortaya çıkan iş bölümü ihtiyacının, okullarda toplu eğitimi ve belirli alanlarda uzmanlaşmayı gerektirdiği 19. yüzyılın sonlarında özellikle Batı toplumlarında oldukça artmıştır. Tam da Osmanlı’nın çöküş sürecinin hızlan/dırıl/dığı bu dönemde İslam coğrafyasındaki toplumlara da Batı tipi ve okul merkezli laik eğitim modelinin dayatılması hususu ise ayrıca dikkat çekicidir.

Bu ülkelerde aileler tarafından evde eğitimin tercih edilme nedenlerinin başında okul çevresi ve okulda verilen eğitimle ilgili kaygılar, çocuğu belirli bir dinî, felsefi, ahlaki ve ideolojik yaklaşım doğrultusunda eğitme isteği, çocuğun özel durumu ve bireysel ihtiyaçları, ekonomik şartlar ve gelişen uzaktan eğitim teknolojileri gelmektedir. Evde eğitim alan öğrencilerin akademik başarı durumlarının akranlarından daha iyi olduğu özellikle Batı ülkelerinde kamuoyuna açıklanan yıllık istatistiklerden de anlaşılmaktadır.

Evde Eğitime Yönelten Haklı Gerekçeler

Evde eğitimi tercih eden başta tevhid ehli ailelerin haklı gerekçeleri arasında en sık rastlanılanı, okulun kendisinden kaynaklanan nedenlerdir. Bunların başında da temelde okulda verilen eğitimin tevhidi bozan ve tağutu yücelten (Batıcı-laik-Kemalist) koyu bir ideolojiye dayanması ve eğitim kalitesi açısından yetersiz olmasıdır. Okul içi ve dışındaki sağlık ve güvenlik şartları da ayrıca endişe verici boyutlarda olup birçok aileyi çocuklarını okuldan uzak tutmaya yöneltmektedir.

Evde eğitim modeli, daha yakın ve sağlam ebeveyn çocuk ilişkisi geliştirme ve akranlarla ya da yetişkinlerle daha nitelikli etkileşim kurabilme imkânı verir.

Okulda verilen eğitim ve okul koşulları aileleri tatmin etmemektedir. Aileler, evde eğitim modelini çocuklarına belirli değerleri ya da inançları kazandırma fırsatı olarak görmektedir.

Sigara, uyuşturucu, alkol, evlilik öncesi flört/zina… gibi çok farklı masiyet ve münkeratlar ile itikadi/ideolojik sapmalara yönelten kötü akran davranışlarından korunabilmeyi kolaylaştırır.

Bazı ebeveynler de baskıcı disiplin anlayışı, çocuğa saygı duyulmaması ve akran zorbalığı gibi okulun kötü koşulları karşısında çocuklarını kendileri eğitmeyi tercih etmektedir. Bu konuda basına ve istatistiklere yansıyan vakaların yoğunluğu, aileleri büyük ölçüde haklı çıkarmaktadır.

Eğitim kalitesi açısından aileler, neredeyse yüzyıllık (3 Mart 1924) Tevhid-i Tedrisat Kanunu’na tabi okullarda verilen eğitimin çocuklarının düzeylerinin altında kaldığını ve onları geliştirmeye yetmediğini, ayrıca kendilerinin eğitim konusunda daha başarılı olduklarını düşünmektedir.

Birçok ailenin evde eğitimi tercih etmesinin gerekçelerinden bir diğeri de çocuklarını karakter ve ahlak açısından ideal özelliklerle donatılmış bir şekilde yetiştirmektir. Ebeveynler bu hususta okulu, çocuğunun karakter gelişimi konusunda yetersiz bulmaktadır. Bu yüzden özellikle Müslim aileler çocuklarına kendi ev ortamlarında belirli değer, inanç, salih amel ve tevhid temelli dünya görüşlerini öğretmeyi amaçlamaktadır.

Anne babaların, çocuklarını evde eğitme tercihlerinin gerisinde, okulda verilen eğitimin ve okul koşullarının aileleri yeterince tatmin etmemesi; ailenin çocuğunu belirli bir dinî öğreti veya felsefi ve ahlaki değerler çerçevesinde bizzat yetiştirme isteği, öğrencinin öğrenme stilleri gibi bireysel farklılıkları ya da fiziksel veya zihinsel bazı sorunları, evde eğitimin maddi açıdan daha makul bir tercih olarak görülmesi ve gelişen teknolojiyle birlikte bireysel öğrenmenin ve internet tabanlı eğitim teknolojisinin yaygınlaşması… gibi nedenler de sayılabilir.  

Ailelerden bazıları da çocuklarının özel ihtiyaçlarından dolayı okuldaki diğer öğrencilerle aynı sınıfta ders görmesinin uygun olmayacağını düşünmektedir. Bu özel ihtiyaçlardan bazıları her bir çocuğa özgü olabilen farklı öğrenme stilleri gibi kişiye özel değişikliklerden kaynaklanırken bazıları da öğrencinin davranış sorunları, hastalık veya engelli olmak gibi bedensel ya da zihinsel sorunlarından kaynaklanmaktadır. Bu aileler, özel eğitime ihtiyaç duyan çocuklarının özel ilgi alanlarına, öğrenme hızlarına, öğrenme stillerine veya öğrenme güçlüklerine göre evde daha uygun eğitim verebileceklerini düşünmektedir.

Bilgisayar ve internet teknolojisinden en yoğun ve yaygın bir şekilde faydalanılan alanların başında muhtemelen evde eğitim yöntemi vardır. Neredeyse iki yıldır yaşanan pandemi sürecinde de e-okul ve sanal eğitim sayesinde öğrenciler en zor dersleri dahi internet üzerinden EBA (Eğitim Bilişim Ağı) sisteminden ya da CD’lerde sunulan hazır programlardan takip edebilmektedir.

Her yıl yenileri eklenmesine rağmen günümüzde artık okul binası denen modern yapının duvarları yavaş yavaş ortadan kalkmaktadır. Geçtiğimiz iki yıllık süreçte de görüldüğü üzere öğrenciler artık sanal okullarda ve sınıflarda derslere katılabilmektedir. Bu dersler, kendi alanında en iyi programcılar ve alan uzmanları tarafından hazırlanarak internet üzerinden dünyanın her yerine ulaştırılabilmektedir. Bu bağlamda evde eğitimi tercih eden anne babalar giderek daha fazla sanal ortamı tercih etmekte ve elektronik materyal kullanmaktadır. Son yıllarda evde eğitime olan talebin artışında bilgisayar ve internetin de payı büyüktür.

Evde Eğitimin Türkiye’de Uygulanabilirliği

Bugün itibarıyla ülkemizde, evde eğitime dair şu âna dek yasal çerçeveye oturtulmuş mevzuat bir tarafa, böyle bir planlama, hatta bir niyet beyanı dahi yoktur.

“Türkiye için evde eğitim potansiyelinin değerlendirmesi ve hayata geçirilmesi mevcut şartlarda zor görülmektedir. Zira evde eğitim olgusunun tercih edilmesinin en önemli sebeplerinden birisi ailelerin çocuklarını belirli bir dinî inanca uygun olarak yetiştirmektir. Bu gerekçenin ise Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının temel ilkelerinden olan laiklik ilkesinin gerekleriyle çatışacağı açıktır.

Laik eğitim, ‘din etkisinden kurtulmuş olan, bireyin dinsel inançlarına herhangi bir biçimde karışmayan eğitim programlarının ve ders içeriklerinin bilimsel ilkelere dayandığı özgür düşünceli insan’ yetiştirmeyi amaçlayan eğitimdir. Milli Eğitimin genel amaçlarından ve Öğretimin Birliği ilkesinden sapılarak, eğitimi bu şekilde ailenin tekeline bırakmak öğrencilerin çeşitli siyasi veya etnik grupların amaçları doğrultusunda yetiştirilmesi gibi sakıncalı olabilecek sonuçlar doğurabilir.”[1]

Yukarıdaki satırlar, tipik katı laik/Kemalist ideolojinin sıradan bir akademisyenin dilinden tezahürü ve kanun gücündeki pratiğinin ifadesidir.

Batılı ülkelerde evde eğitimle ilgili yasal düzenlemelerin çok uzun bir geçmişe sahip olmamakla birlikte günümüzde yürürlükte olduğu hakikati dikkat çekicidir.

Tevhid-i Tedrisat Kanunu, buna uygun mevzuat ve daha da önemlisi toplumun geneli tarafından az ya da çok özümsenmiş olan demokratik anlayış ile laik yaşam tarzı; bu yönde teşekkül ettirilecek sivil bir girişimin baskı odağı olarak yönlendirici bir etki oluşturmasının önündeki en büyük engel olarak görülmektedir.

Evde eğitim talebinin, ülkemizde de uygulanabilirliği istikametinde örgütlü ve istikrarlı bir çalışma yapılması ileriki süreçte toplumsal farkındalığın ve talebin artmasına ve bu alanda müspet adımların atılmasına katkı sağlayacaktır.

Eğer ideolojik angajmanlarla Batıcı/laik/Kemalist reflekslerden ayrı olarak sağlıklı bir eğitim politikası üretilebilir ve gerekli düzenlemeler yapılırsa “evde eğitim” modelinin, açık öğretim ve uzaktan eğitim uygulamaları gibi örgün eğitimin yükünü hafifleten (hatta ilk ve orta dereceli okul ihtiyacını büyük ölçüde ortadan kaldırabilecek) alternatif ve tamamlayıcı bir uygulama olarak kullanılması mümkündür.

Her anne babanın, çocuklarının eğitimlerinde daha fazla sorumluluk alarak daha aktif rol almaları ve başta internet tabanlı eğitim olmak üzere gelişen teknolojiden daha çok istifade edilmesi açısından düşünüldüğünde evde eğitim kavramının okuldaki eğitime ciddi bir alternatif ve tamamlayıcı bireysel bir öğrenme yöntemi olarak ülkemizde de yaygınlaştırılması gerektiği hususu ortadadır.

Son yıllarda yarım ağızla ve mahcubane bir şekilde, “Anayasaya bu da eklenmeli... Anayasada şu da yazılmalı...” diye fısıldayanların bu türden bir niyetinin olmadığını bildiğimiz için, tatbik edilmemesi hâlinde ilgililerin boynuna vebal olacak bir önerimiz de şudur:

“Devlet, ilk ve orta derece eğitimle ilgili kanuni zorunluluk gerektiren herhangi bir yasal düzenleme yapma hakkına sahip değildir.”

Eğer bu öneri hayata geçirilirse, ileriki yıllarda itikadı ve fıtratı ifsad eden okul merkezli Batıcı/laik eğitim sistemiyle ilgili kalıplaşmış, mantıksız zorunluluklardan artık söz edilemeyecektir.

 

[1]. S. Nihat Şad-Mustafa Akdağ, Millî Eğitim Dergisi, S 188, s. 28