D Vitamini ve Güneş

Kulu Muhammed’e sallallahu aleyhi ve sellem Furkan’ı hak ile gönderen Allah’ın adıyla başlar ve “Bana şükredin, sakın nimetlerime nankörlük etmeyin.” (2/Bakara, 152)diye buyuran, bize burada yazma nimetini veren âlemlerin Rabbi Allah’a subhanehu ve teâlâ binlerce kez hamd-u sena, evvel-ahir bütün salât-u selamlar da Allah Rasûlü Muhammed Mustafa’nın sallallahu aleyhi ve sellem, âlinin ve ashabının üzerine olsun.

D vitamini; vücutta birçok sistem üzerinde aktif etkisi olan, eksikliğinde birçok hastalığın görüldüğü ve bundan dolayı da artık vitamin olarak değil, daha çok vücut için mutlak maddelerden olan bir hormon olarak adlandırılmaya başlanmıştır. D vitamini gıdalarla çok az miktarda alınabilir, %90’ı güneş ışınlarının deriye etkisiyle oluşur.

Maalesef bir lekeymiş gibi insanlar kendilerine vitamin eksikliğini yakıştırmazlar, gittiği doktor meslektaşlarımız da bu eksikliği çoğu zaman düşünmediğinden dolayı gözardı edilir. Elimizdeki verilerde toplumun %90’ında D vitamini yetersizliği tespit edilmiştir. Bu durum tüm önlemlere rağmen dünyada sık görülen bir sağlık sorunudur. Bu ise vücut dengesini bozarak yüzlerce hastalığa karşı vücudu açık hâle getirir. D vitamini; gıdalardan çok az bir miktarda alınır, bunlar balık, doğal süt ve yoğurttur. Balık yeme kültürü genelde fazla olmadığı için ve doğal süt, yoğurt bulmak zor olduğundan, az miktarda bile alınamıyor. Batı ülkelerinden bazılarında eksikliğe önlem amacıyla ürünler vitamin D ile zenginleştirilmiş olarak piyasaya sürülmektedir.

Neredeyse tüm doku ve organlar çalışması sırasında aktif D vitaminini tüketir. Önceleri sadece kemiklerin kullandığı zannedilirdi. Ancak günümüzde tüm dokularda VDR(Vitamin D reseptörleri) bulunduğu tespit edilmiştir. 2000 civarında gen, normal işleyişi için (tüm genlerimizin %10’u) D vitaminine ihtiyaç duyar. D vitamini ihtiyacınız karşılanmıyorsa, sürekli hastalıklarla mücadele etmek zorundasınız. D vitamininin tüm doku ve hücrelerde önemli görevleri olduğu yeni yeni anlaşılmaktadır.

Güneş ve Sebep Olduğu Hastalıklar

Coğrafi konumu nedeniyle güneşin bu topraklara etkisi dünyadaki birçok ülkeye nazaran daha fazla olmasına rağmen toplumun %90’ında D vitamini eksikliği bulunmaktadır. Bunun böyle olmasında birçok faktör rol almaktadır. Bunun da en önemli sebepleri güneşten eskisi kadar yararlanamamamız ve güneşin sandığımız kadar masum olmaması…

Güneş her ne kadar insanoğlunun vazgeçilmezi olsa da bilinenin aksine güneş tıp dünyasının çaresiz kaldığı bir çok duruma sebep olabilmektedir. Bunun temelinde yatan sebep ise insanoğlunun kendi elleriyle dünyayı ifsad etmesi; kentsel ve endüstriyel hava kirliliğidir.

Kaynağı Güneş olan Ultraviyole (UV) ışınları; UV-A , UV-B ve UV-C olarak 3’e ayrılırlar. Günümüzde güneş ışınlarına yani ultaraviyole (UV) radyasyonuna maruz kalmanın, hücre DNA’sını bozarak ve bağışıklık sistemini baskılayarak başta deri kanserleri olmakla beraber birçok hastalığa neden olduğu yapılan çalışmalar sonucu kanıtlanmıştır.

Hikmeti ilahi olarak ozon tabakasından UV-C’nin tamamına yakını, UV-B’nin ise %80-90’ı yeryüzüne geçememektedir. Ancak 1970’li yılların başlarında insan yapımı olan bazı kimyasalların atmosferin tabakalarından stratosferde ozon gazının parçalanmasına neden olması, atmosferin bu faydasını engellemeye başlamıştır. Bu durum, ozon tabakasına ciddi zararlar vermiş, UV ışınlarının dünyaya gittikçe daha çok ulaşmasına ve hâliyle varolan zararlarının kat kat artmasına neden olmuş; bu da neden olduğu tehlikeleri arttırmıştır.

Deri; güneş ışınlarına bilinçsiz maruziyetten dolayı suyunu kaybeder, bu da cildin elastikiyetini bozar, sonucunda da kırışıklık, yaşlanma, cildin renginde değişiklik, pigment bozukluğu denilen çillenme, deri renklerinde bozulma oluşur, bunların hepsi deri hastalıklarına ve ölümcül sonuçlar doğuran melanoma/deri kanserine adeta davetiye çıkarır.

Melanom, son yıllarda dünyada giderek artıyor. Yılda yüzde 4.3’lük bir artışla bütün kanser türleri arasında en hızlı artan kanser türü olma yolunda ilerlemektedir.

Asırlar önce Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem UV ışınlarının zararlarına dikkatleri çekmiştir.

Cafer b. Muhammed, babasından, o da dedesinden radıyallahu anhum Rasûlullah’ın sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurduğunu nakleder:

“Ey Ali! Güneş’i karşına alıp oturma! Zira Güneş’in karşısında oturmak hastalıktır. Onu arkana alman (sana temas etmesinden kaçınman) ise şifadır.” (İbni Hacer el-Askalani, Metalibu’l Aliye.)

Aişe annemiz radıyallahu anha şöyle nakletti:

“Güneşte su ısıttım, abdest alması için onu Rasûlullah’a getirdim, şöyle buyurdu: ‘Ey Aişe! Böyle yapma! Çünkü böyle bir su insanların beyaz hastalığına sebebiyet verir.’ ” (Taberani, El-Mu’cemu’l Evsat)

İmam Şafii’de rahimehullah direkt güneş ışınlarına maruz kalarak ısıtılmış su ile abdest almayı mekruh görmüştür.(El-Umm)

Güneşin bilinçsiz maruziyeti, derinin yapısına zarar verdiğinden D vitamini sentezindeki yolak bozulur. Güneşte kalma süresi ne kadar uzarsa, D vitamini üretimi de o kadar düşüyor.

Buradan anlaşılıyor ki; güneşten sağlıklı bir şekilde yararlanmak, güneşe çok maruz kalmakla ilgili değildir. Güneş ışınlarından bilinçli bir şekilde faydalanılması D vitaminini en üst düzeye çıkarırken, fazlası ise seviyesini artırmayıp zamanla da üretimini azaltmaktadır.

Güneş ışınlarından UV-B diye adlandırılan ışın, vitamin D’nin en önemli kaynağı olduğundan dolayı tamamen zararlı etkiler taşımazlar. Vitamin D’nin sağlık üzerinde olumlu etkilerinin olabilmesi için vücutta yeteri kadar bulunması gerekmektedir. Bu, bize güneşten tamamen kaçınmamız gerektiğini değil güneşten bilinçli yararlanmamız gerektiğini gösteriyor.

D vitamini eksikliğini önlemek için güneşten bilinçli istifade etmek, D vitamini içeren gıdaları tüketmek ve gerekli durumlarda ilaç takviyesi çok önemlidir.

Vitamin D’nin Etkisi ve Eksikliğinin Sebep Olduğu Hastalıklar

D vitamini vücutta; besinlerden alınan kalsiyum ve fosforun emilimini düzenleyerek kemiklerin ve dişlerin güçlenmesini sağlar. Kemik ve diş gelişimi üzerindeki etkilerinden dolayı özellikle bebeklerde ve büyüme çağındaki çocuklarda D Vitamini ihtiyacını karşılamak çok önemlidir. Sindirim sistemi için faydalıdır, bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar. Cilt, pankreas ve kaslar için de yararları vardır. Tiroit fonksiyonları ve kan pıhtılaşmasının düzenlenmesi için gereklidir. Sinir sisteminin, bağışıklığın ve bazı hormonların düzenlenmesinde görev alır. Ayrıca hastalık etkeni mikroorganizmaların yok edilmesi, insan psikolojisi üzerine etkileri ve bazı deri hastalıklarında da faydalı etkileri vardır.

Yeni çalışmalarla D vitamininin ciddi eksikliğinde ayrıca; nörolojik bir hastalık olan MS(Multipl skleroz), romatizmal eklem iltihabı, tip 1 diyabet, bunama, kan kanseri ve kolorektal/bağırsak kanseri dahil belirli kanser türleri gibi, bağışıklık sistemiyle bağlantılı hastalıklara yatkınlığa yol açtığına dair bazı bulgular elde edildi.

Eksikliği; Kemiklerde mineralizasyonu bozarak; kemik ağrılarına ve ileri yaşlarda sık görülen kemik erimesine(Osteoporoz) sebep olur, bazı kanserlere yakalanma riskini arttırıyor, kanserli hücrelerin daha hızlı yayılmasına neden oluyor. Hipertansiyon, kalp yetmezliği, kalp krizi, beyin felçleri, parkinson ve alzheimer hastalıklarının görülmesinde ciddi rol almaktadır.

Çocukluk döneminden itibaren D vitamini eksikliğinin olması; astım, sinüzit ve alerjik hastalıklar, epilepsi(Sara) ve otizm gibi birçok hastalıkla ilişkilendirilmiştir.

Tüm bunlar bize vitamin D’nin vücutta kompleks bir mekanizmaya sahip olduğunu gösterir. Bu derece önemli ve sık görülen bir durumu göz ardı etmek gibi bir lüksümüzün olmadığını belirtmek istiyorum. Herhangi bir hastalığımızın olmadığını düşünmemiz veya var olan bir hastalığımızı D vitaminiyle ilişkilendiremememiz, D vitaminine ihtiyacımızın olmadığı anlamına gelmez.

D Vitaminin bulunduğu gıdalar:

– Yağlı balıklarda (somon, karides, uskumru, ton balığı)

– Sakatat (özellikle karaciğer)

– Yumurta sarısı

– Patates

– Tereyağı

– Peynir, süt ve süt ürünleri

– Mantar

– Kakao

D vitamini takviyesi alması gerekli olanlar:

– 50 yaş üzeri kişiler

– Hamileler

– Sürekli kemik ve kas ağrısı şikayeti olanlar

– Düzenli olarak güneş ışınlarından istifade edemeyenler

– Bağırsaklardan yağ emilimi bozuk hastalar

– Karaciğer/Böbrek hastalığı olanlar

– Mide ameliyatı olanlar

– Osteoporozlu (kemik erimesi) olanlar

– D Vitamini kan düzeyleri 30ng/mL altında olan herkes.

Öneriler

Güneş ışınlarından saat 10:00-15:00 arasında kaçınılmalı ve bu saat aralığı dışındaki saatlerde ise arada cam gibi herhangi bir engel olmadan yüz ve el-ayak sırtından 15 dakika direkt almak yeterlidir. Ancak Vitamin D kan düzeyi yetersiz olan bireyler, replasman (yerine koyma) tedavisi almadan sadece önerilerle kan düzeylerini normal aralığa getirmeleri beklenemez.

Kan testiyle kandaki değerlerine bakıldığında; 25(OH)D3 düzeyi,

20 ng/mL’den düşük ise D vitamini eksikliği,

20 ile 30 ng/mL arasında ise D vitamini yetersizliği,

30 ng/mL’den yüksek ise yeterli düzey (tercih edilen aralık 50-80 ng/mL) ve

150 ng/mL’den yüksek ise D vitamini intoksikasyonu (zehirlenmesi) olarak kabul edilmektedir.

Vitamin D kan düzeyi eksikliği ve yetersizliğinde, mutlaka ilaç olarak alınması gerekir. D vitamini ilacı koyun yününden doğal yollarla elde edilen bir ilaç olması hasebiyle bilinen klasik ilaçlardan farklı olarak daha rahat kullanılabilir. Birkaç farklı tedavi uygulanmaktadır.

D vitamini kan düzeyi 30 ng/mL’den düşük ise önce replasman (yerine koyma) tedavisi başlanmalıdır. Replase edildikten sonra idame tedavisine geçilir. Belirli dönemlerde (yılda bir kere gibi) düzenli olarak alınan dozajın gözden geçirilmesi için kan düzeyi ölçümü yapılmalı, kan düzeyinin 50-80 ng/mL olacak şekilde doz ayarlamasına ihtiyaç duyulabilir.

Replasman (Yerine koyma) tedavisi:

D vitamini deposunun doldurulması;

Her hekimin uyguladığı tedavi farklılık gösterebiliyor, tavsiye edilen; erişkin biri için Devit3 ampulundan 1 tane kırıp bir parça ekmek üzerine veya yoğurda tamamen döktükten sonra ekmek veya yoğurt yenir, bu işlem 8 hafta boyunca haftada bir yapılır. 1 ampul 300.000 ünite/ml’dir.( İlk dozu hangi gün aldıysanız sonraki haftalarda alacağınız dozlarıda aynı gün almaya özen gösterin, alamayıp atlattığınız dozları üst üste kesinlikle almayınız.)

İdame tedavisi (Günlük tedavi):

Eksikliğini giderebilmek için replasman tedavisinden sonra idame tedaviye geçilir.

Günlük erişkinde 3000-6000 ünite arasında D vitamini alınmasını öneren kaynaklar vardır. Yaş, kilo, ten rengi, kronik hastalıklar, kullanılan bazı ilaçlar, gibi nedenlerden dolayı kişiler arasında dozaj farklılığı görülür. Diyabet, kalp damar hastalığı, romatizmal hastalıklar, otoimmün, enfeksiyon, kanser vb. bağışıklık sistemini etkileyen kronik hastalıklarda vücut D vitaminine daha çok ihtiyaç duyar. Pahalı Aktif D vitamini preparatları ancak D vitaminine dirençli raşitizm ve D vitamini aktivasyonu yapamayan bazı karaciğer, böbrek hastalıklarında kullanılmalıdır. Ayrıca, vitamin D reseptör duyarlılığı da kişiler arasında farklıdır. Bu nedenle zaman zaman D vitamini ve kan kalsiyum düzeyi kontrol edilmelidir.

İdame tedavisi, her gün damla ile veya depo şeklinde alınabilir.

a. Günlük damla şeklinde alınması; Eczanelerde bulunan D vitamini damlasının, 3 damlasında 400 ünite D vitamini bulunmaktadır.

Çocuklarda 1 yaşına kadar 400 ünite (3 damla),

1-3 yaş arası 1.000 ünite (8 damla),

Replasmanıyla normal düzeylere erişildikten sonra bu düzeyi sürdürebilmek için erişkinlerin günde 5.000 ünite, çocukların ise kabaca her 12 kilosu için 1.000 ünite alması gerekmektedir.

Daha pratik ve elverişli olması isteniyorsa, bir vitamin D damla şişesi içerisine 1 ampul D vitamini kırıp katılır, o zaman güçlendirilmiş olur ve 1 damla 1000 ünite içermiş olacaktır.

b. Her ne kadar idame tedavi de depo olarak alınması yeterli olsa da, idame tedavisinin en iyi alım şekli günlük damladır. Böylece kendinizi daha zinde hissedersiniz.

Ama rutin alınan tedavilerin sürekliliğinin korunamaması dezavantajının olması, günlük damla yerine idame tedavisini de depo hâlinde almamız tedaviyi daha çok uygulanabilir kılar.

İdame tedavisini depo yöntemi olan Devit3 ampulu yukarıda anlattığımız şekilde 2 ayda bir kırıp içebilirsiniz.

12 -25 kg. arasında olanlar 6 ayda bir 1 ampul,

25-38 kg. arasında olanlar 4 ayda bir 1 ampul,

38-50 kg. arasında olanlar 3 ayda bir 1 ampul,

50 kg. dan büyük olanlar 2 ayda bir 1 ampul D vitamini içebilirler.

25 kg.’ın altındaki çocuklara D vitamininin günlük damla olarak verilmesi tercih edilir. Her kilo için 100 ünite uygundur. Kabaca kaç ünite kaç damlaya tekabül ettiğini şu şekilde hesaplayabiliriz; 3 damlada 400 ünite, 4 damlada 500 ünite olduğu kabul edilebilir.

Toksik dozlara (zehirlenmeye) bu vermiş olduğumuz dozlarda ulaşmak çok zordur. Çok fazla alımlarda ulaşılır. Kanda D vitamini üst sınırı 120ng/mL kabul edilmektedir. D vitamini kalsiyumu da aktifleştirir, bundan dolayı ek olarak kalsiyum takviyesine gerekmez, takviyesi sakıncalı da olabilir.

Ampirik tedavi (çocuk ve erişkinde): Kan düzeyi ölçülmesi ve takibine gerek duyulmadan yapılan tedavidir. Çünkü bu tedavide dozaj, yükleme dozajından daha düşük tutulur. Çocuklarda günlük 1000 ünite (D vit damladan günde 8 damla), erişkinlerde 3000 ünite (24 damla) alınır. Damlalar bir seferde veya bölünerek alınabilir.

Vitamin D takviyesi alanlar, başka D vitamini içeren ilaçları almamaya veya dozunun toksik etki oluşturma ihtimalini göz önünde bulundurarak hekime danışmayı ihmal etmemelidir. Ampirik tedaviye başlamadan önce var olan eksikliğin giderilmesi için önce depoların doldurulması gerekir.

Tedavinin kısa vadede görülen olumlu etkileri;

Vücutta kemik-kas ağrıları

Yorgunluk

Gribal enfeksiyonlara sık yakalanmak

Stres-Depresyon

Uyku bozuklukları, Horlama

Öğrenme ve algı güçlüğü

Metabolizmanın yavaş olması ve bir türlü fazla kiloların verilememesi

Açıklanamayan vücut kaşıntıları, gibi rahatsızlıkların D vitamini tedavisinden sonra 2-4 ay gibi bir sürede iyileştikleri çok sık görülmektedir.

Sonuç

D vitamini eksikliğinde özellikle vücutta bölgesel veya genel kas güçsüzlüğü ve ağrı olur. D vitamini açısından risk faktörü taşıyanlar, devamlı yorgunluk ve vücudunda yaygın ağrısı olanlar kanda D Vitamini düzeyini ölçtürüp gerekli durumlarda replasman ve idame tedavi almaları gerekir.

D vitamini eksikliği çok sık görülmektedir. Dünyada en az bir milyar insan, Türkiye’de ise her 10 insanın 9’unda bu durum vardır. Özellikle çocuklar, yaşlılar ve hamileler gibi risk gruplarında mutlaka takviye gerekmektedir. Güneşten faydalanma durumu günün şartlarından dolayı sınırlı olan Müslüman bayanların, evden çıkamayacak durumda olan yaşlı ya da hastaların ve yeni doğan bebeklerin, hassaten ilim talebelerinin, gerekirse hekim kontrolünde takviyesi, güneşten bilinçli bir şekilde arada cam gibi herhangi bir engel olmadan balkondan veya açık pencereden bile olsa güneşten faydalanmaları ve D vitamini içeren gıdaları tüketmeleri gerekir.

Davamızın sonu alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd etmektir.

Önerilen makaleler

İlk Yorumu Sen Yap

Cevap Ver