Rahmân ve Rahîm Olan Allah’ın Adıyla...

Vefa; kelime itibarıyla bir şeyi tamamlamak, uzatmak, arttırmak, karşılığını eksiksiz vermek gibi anlamlara gelir. İhanetin zıddıdır.1 Allah’ın (cc), Kitab’ında defalarca emrettiği bir erdem, benliğimizde yer edinmesi için Kitab’ındaki pratik örneklere işlediği kulluk vazifesi, sahabe ve hayırlı nesillerde karşılığını bulmuş bir ahlaktır. Sadece İslam dininde olmayıp evrensel bir ahlak ilkesi olduğu malumumuzdur. O hâlde Müslimlerin bu konuda daha titiz davranmaları ve bunu, farklarını ortaya koyacakları bir alan bilmeleri gerekir. Konu, müfredatımızda şöyle işlenmiştir:

İyiliğin karşılığı iyilikten başkası mıdır?..”2

İçerisinde, “Elbette ki iyiliğin karşılığı iyilikten başkası değildir.” yanıtının gizlendiği bir soru niteliğindedir âdeta. Bu nedenle ayeti, vefayı tanımlamak için umde kabul edebiliriz. Bu duru tanım, benliğimizde yer edinmesi adına Kur’ân’da pratik örneklerle izah edilmiştir.

Örneğin; Allah (cc), evlilik akitlerini yapmış, ancak cinsi münasebet kurmaksızın boşanmış kişilerin arasında oluşan kısa süreli muhabbete karşılık bir hatır biçmiş ve birbirlerine karşı vefalı olmalarını istemiştir:

“…Aranızdaki fazileti/karşılıklı iyiliklerinizi unutmayın…”3

Bir başka ayette, kullarının vefasını pratik örnekle bize sunmuştur:

Evinde kaldığı kadın onu elde etmek istemiş, kapıları üst üste kilitleyip de: ‘Senin için hazırlandım, gelsene.’ demişti. ‘Allah’a sığınırım. Çünkü o/kocan benim efendimdir, bana iyi bakmıştır. Şüphesiz ki (iyiliğe kötülükle karşılık veren) o zalimler kurtuluşa ermezler.’ demişti.”4

Kur’ân’a uymakla vazifelendirilmiş ilk insan olan Allah Resûlü’nün (sav) hayatında da -müşrik veya mümin fark etmeksizin- vefa örnekliklerine çokça şahitlik ederiz. Bedir Savaşı akabinde esirler hakkında söylediği şu sözleri bu hususta misal verebiliriz:

Şayet Mut’im ibni Adiyy sağ olsaydı ve benimle bu pis esirleri bırakmam için konuşsaydı, onun hatırına bunları bırakırdım.”5

Üstelik kendisine vefalı davranılan şahsın kanaat önderi olduğu toplumda; kadın erkek toplu zinaların yapıldığı, namus kavramının yok sayıldığı çok ciddi ahlaksızlıklar mevcuttu.6 Buna rağmen Allah Resûlü (sav) ona karşı vefalı olmaktan imtina etmemiştir.

Allah Resûlü’nün (sav) vefası, vefalı davrandığı kişilerin çevrelerine kadar taşmıştır:

Aişe’den (r.anha) şöyle rivayet edilmiştir:

Kendisini görmediğim hâlde Hatice’yi kıskandığım kadar Nebi (sav) eşlerinden hiç kimseyi kıskanmadım. Nebi (sav), kendisinden çok bahsederdi. Kimi zaman bir koyun keser, sonra da onu parçalar, arkasından onu Hatice’nin arkadaşlarına gönderirdi.

Bazen ona, ‘Sanki dünyada Hatice’den başka kadın yok.’ derdim de o da bana, ‘O şöyle idi, böyle idi. Ondan çocuklarım var.’ derdi.”7

Vefa, insanların gönüllerini çelen bir enerjiye sahiptir. Siyeri iyi fehmeden kimseler, vefanın, kalpleri kazanmada nasıl etkili olduğunu; hatta bu bağın yalnızca kişilerin değil, toplulukların da bu dine girmesine vesile olduğunu görecektir. Dün müşrikleri fevc fevc dine kazandırmanın en etkili yollarından biri vefayken, günümüzde ve bulunduğumuz davet ortamında bu Nebevi ahlak neden hor görülsün ki?

İmran ibni Husayn’dan (ra) şöyle nakledilmiştir:

Nebi (sav) ile birlikte bir seferdeydik. Geceleyin ilerlemeye devam ettik. Gecenin sonlarına geldiğimiz zaman düşüp uyuduk. Bir yolcu için bundan daha tatlı bir uyku olamazdı. Sabahleyin, ancak güneşin sıcağı bastırınca uyanabildik. İlk önce falanca, sonra filanca, daha sonra da öteki falanca uyandı. (Ebu’r Reca uyanan ilk üç kişinin isimlerini zikretmiştir. Ancak Avf unutmuştur.) Dördüncü olarak ise Ömer uyandı. Nebi (sav) uyuduğu zaman uyandırılmazdı. Çünkü uyuduğu esnada ne olduğunu -vahyin gelip gelmediğini- bilmiyorduk. Ancak Ömer (ra) uyanınca insanların başına gelen durumu anladı. Kendisi sert tabiatlı biriydi. Bu yüzden tekbir getirdi. Tekbir getirirken sesini yükseltti. Yüksek sesle tekbir getirmeyi sürdürdü. Nihayet Ömer’in tekbir seslerini duyan Nebi (sav) uyandı. Nebi (sav) uyanınca Ömer ona gidip insanların başına gelen durumu anlattı.

Nebi (sav), ‘Hiçbir zararı yok.’ veya ‘Bir şey olmaz, haydi yola koyulun!’ dedi.

Bunun üzerine insanlar yola çıktı. Biraz yürüdükten sonra Nebi (sav) konakladı ve abdest suyu istedi. Sonra abdest aldı. Namaz için ezan okundu. Daha sonra Nebi (sav) insanlara namaz kıldırdı. Namazı bitirip yönünü çevirince, toplulukla birlikte namaz kılmayan bir adamın insanlardan ayrı durduğunu fark etti.

Ona, ‘Ey falanca! Neden cemaatle birlikte namaz kılmadın?’ diye sordu.

Adam, ‘Cünüp oldum, yanımda da su yok.’ diye cevap verdi.

Bunun üzerine Nebi (sav), ‘Toprakla teyemmüm al. Bu sana yeter.’ buyurdu.

Daha sonra Nebi (sav) ilerlemeye devam etti. İnsanlar ona gelip bu defa susuzluktan yakındı. Nebi (sav) yine konakladı ve falancayı (Ebu’r Reca bu kişinin adını zikretmişti. Ama Avf unutmuştu) ve Ali’yi (ra) yanına çağırdı.

Onlara, ‘Gidip su arayın.’ dedi.

Onlar da yola çıktılar. Derken devesi üzerinde su dolu iki büyük kırba arasına oturmuş bir kadına rastladılar.

Ona, ‘Suyu nerede buldun?’ diye sordular.

Kadın, ‘Dün bu vakitler su dolduruyordum. Adamlarımızı suyun başında bıraktık.’ diye cevap verdi.

Bunun üzerine ona, ‘Haydi, yürü bakalım.’ dediler.

Kadın, ‘Nereye?’ diye sorunca, ‘Allah Resûlü’nün yanına.’ diye karşılık verdiler.

Bunun üzerine kadın, ‘Şu kendisine ‘sabiî’ denen adama mı?’ diye sordu.

Onlar, ‘Evet, işte o kastettiğin kişiye doğru gidiyorsun, haydi kımılda.’ şeklinde karşılık verdiler.

Nihayet kadını Nebi (sav) yanına getirdiler ve aralarında geçen konuşmayı anlattılar.

Bunun üzerine Nebi (sav), ‘Onu devesinden indirin.’ buyurdu.

Sonra bir kap isteyip, getirilen kaba kırbaların ağzından su boşalttı. Sonra kırbaların ağzını bağladı.

Daha sonra kırbaların altında bulunan kapakları açıp insanlara şöyle seslendi: ‘Haydi, hem siz için hem de (hayvanlarınızı) sulayın!’

Bunun üzerine dileyenler su içti, dileyenler hayvanını suvardı.

Sonunda, cünüp olan adama bir kap su verildi ve Nebi (sav) ona, ‘Git ve bu suyu başından aşağı dök.’ dedi.

Bu esnada kadın, ayakta durarak suyunun başına gelenleri izliyordu. Allah’a (cc) yemin olsun ki kırbalardan su alma bitti. Yine de kırbalar bize, su alma işlemine başlamadan önceki hâlinden daha dolu görünüyordu.

Nebi (sav), ‘Onun için bir şeyler toplayın.’ buyurdu.

Bunun üzerine Ashab-ı Kiram; biraz has hurma, biraz un ve biraz da kavut topladılar. Sonra bunları bir çıkına koydular. Daha sonra kadını devesine bindirip çıkını eline verdiler.

Nebi (sav) kadına, ‘Gördüğün gibi senin suyundan bir şey eksiltmedik. Zira Allah (cc), bize suyu ikram etti. (Allah (cc) bize suyu ikram etti.) ’ dedi.

Nihayet kadın gecikmiş olarak ailesinin yanına vardı.

Ona, ‘Neden geciktin?’ diye sordular.

O da şöyle cevap verdi: ‘Şaşılacak bir şey oldu. İki adam karşıma çıktı. Beni kendisine ‘sabiî’ denilen adamın yanına götürdüler. Şöyle şöyle oldu. Allah’a (cc) yemin olsun ki bu adam ya şununla bunun arasındaki (bu esnada orta parmağı ile şehadet parmağını göğe doğru kaldırmıştı, bununla gök ile yeri kastediyordu) en büyük sihirbazdır ya da gerçekten Allah’ın elçisidir.’

Bu olaydan sonra Müslimler, o kadının kabilesinin etrafında bulunan müşriklere baskın düzenliyor, fakat onun kabilesine ilişmiyorlardı.

Kadın bir gün kavmine, ‘Eminim ki onlar, size bilinçli bir şekilde ilişmiyorlar. Müslim olmak istemez misiniz?’ diyerek onları İslam’a davet etti. Onlar da bu çağrısına uydular ve hepsi birden Müslim oldular.”8

Görüldüğü üzere ashab, kadından aldığı suyun karşılığını verdiği hâlde, yıllar geçse de vefa göstermeye devam ederek kadının beldesine ilişmemiştir. İnsanların topluluk hâlinde dine girmesine değer bir jest, öyle değil mi?

Örnekler daha da çoğaltılabilir.9 Konuyu uzatarak, tesirinin kırılmaması adına muradımızın anlaşılacağı kadar örnekle iktifa ettik. Rabbimden, beni ve bu yazıyı okuyanları vefa ehli kılmasını diliyorum.

Başta ve sonda hamd, Allah’adır (cc).
 

1. Lisanu’l Arab, İbni Menzur, 15/398

2. 55/Rahmân, 60

3. 2/Bakara, 237

4. 12/Yûsuf, 23

5. Buhari, 4024

Resûlullah (sav) Taif dönüşünde Mekke’ye, Mut’im ibni Adiyy himayesinde girmiş ve bu davranışına karşılık Efendimiz, ona olan vefasını dile getirmiştir.

6. Bir kadınla birçok erkeğin cinsi münasebet kurması ve bunun akabinde doğan çocuğu kadının dilediği kişiye nispet etmesi; kişinin evlendiği eşinin bekâretini, en sevdiği arkadaşına sunması; asil gördüğü birinden eşini hamile bıraktırması; fahişelerin, kapılarına kırmızı kurdeleler astığı evlerin yaygın bir şekilde bulunması… (bk. Buhari, 5127; Ebu Davud, 2272)

7. Buhari, 3818

8. Buhari, 344

9. Allah Resûlü’nün (sav), mescidi temizleyen kadın için tekrar cenaze namazı kıldırması (Buhari, 1337; Müslim, 956)

Ka’b ibni Malik’in (ra) her cuma günü ezanı işittiğinde Esad ibni Zurare’ye (ra) dua etmesi (İbni Mace, 1082)

Yine kendisi için ayağa kalkan Ebu Talha’nın (ra) inceliğini hiçbir zaman unutmadığını ifade etmesi (Buhari, 4418; Müslim, 2769)

Yahya ibni Said El-Kattan’ın (rh), Şafii’ye (rh), kendisinden istifade ettiği için her namazında dua etmesi (El-Cerh Ve’t Tadil, 1130)

İmam Ahmed’in de (rh) aynı şekilde Şafii’ye (rh) her zaman dua etmesi (Tarihu Bağdad, 2/404)

Abdullah ibni Ömer’in (ra), babasının arkadaşına vefası (Müslim, 2552)

Ömer ve Ebu Bekir’in (r.anhum), yaşlı kadını ziyaret etmesi (Müslim, 2454) gibi...