ALLAH TAYYİBDİR, TAYYİB OLANI SEVER

Allah’ın adıyla…

Geçen yazımızda onuncu hadisi ele almış ve tayyib kelimesini izah etmeye gayret etmiştik. Hadisi okuyarak izahata devam edelim:

Ebû Hureyre’den rivayet edildiğine göre Allah Resûlü (sav) şöyle buyurmuştur:

“Yüce Allah tayyibdir, sadece tayyib olanı kabul eder. Allah, peygamberlere emrettiğini müminlere de emretmiş ve şöyle buyurmuştur:

‘Ey resûller! Temiz şeylerden yiyin ve salih amellerde bulunun…’[1]

Yine şöyle buyurmuştur:

‘Ey iman edenler! Size rızık olarak verdiğimiz temiz yiyeceklerden yiyin…’[2]

Sonra Allah Resûlü (sav) uzun bir yolculukta olup saçı başı dağınık olan bir adamdan bahsetti ve şöyle buyurdu: ‘Adam ellerini semaya doğru kaldırıyor ve ‘Ya Rabb, Ya Rabb!’ diyerek dua ediyor. Bu adamın yediği haram, içtiği haram, kıyafeti haramdır ve haramdan beslenmiştir. Duasına nasıl icabet edilsin ki!’[3]

Amelin Tayyib Olması

Kıymetli Nebimiz (sav), bizlere Allah’ın güzel sıfatlarından olan tayyib sıfatını öğrettikten sonra bunun üzerine bir hüküm bina etmekte, bu sıfattan yola çıkarak bize bir kulluk rotası çizmektedir: “Yüce Allah tayyibdir, sadece tayyib olanı kabul eder.” Sen, ey kul, Allah’a sunduğun amellerini gözden geçirmeli, ona sadece tayyib olan amelleri sunmalısın. Zira O (cc), yalnızca tayyiblikle sıfatlanmış olanlarını kabul eder.

Amellerin tayyib olmasından maksat şudur:

Yapılan amel Allah (cc) tarafından yasaklı bir amel olmamalıdır. Zira Allah’a, O’nu razı etmek için sunulan ameller, helal ve meşru ameller olmalıdır. Bu manayı şu ayette görebiliyoruz:

“Yetimlere mallarını verin ve pis ile temizi değiştirmeyin…”[4]

Sufyân Es-Sevrî (ra) der ki:

“Senin için takdir edilen helal rızık gelmeden evvel haram rızka (tamah ederek) acele etme.”[5]

Saîd ibni Cübeyr (rh) ile İbni Museyyeb’in de (rh) benzer manada sözleri bulunmaktadır.

Bidatler, yasaklanmış olan ameller ve dahi küfür ameller Allah’ı razı etmez. O’na (cc) sunulmamalıdır. “O, kulları için küfre razı olmaz.”[6] Küfür deyince şunun sorulması mümkündür: Kim Allah’ı razı etmek için ona küfür olan ameller sunacak kadar ahmak olabilir ki?! Aslında soru da güzel, buna taaccüp edilmesi de. Çünkü bu durum büyük bir tezattır. Lakin zamanımızda, işlediği küfür ameliyle Allah’ı razı etmeye gayret eden sefih insanlara bolca şahitlik etmekteyiz; kabirlere, yatırlara dua edenlerden, şeyhlerin eteğine yapışanlardan, parlamentoya girip oradan İslam’a faydalı(!) olmaya çalışanlardan… nice örnekler zikredebiliriz. Allah (cc) bizi kötü akıbetten muhafaza etsin.

İslam’ın uygun gördüğü ve tavsiye ettiği amel ancak İslami ölçüler içerisinde olmalıdır. Örneğin, sadaka meşru bir ameldir. İslam’ın teşvik ettiği, kardeşliği pekiştiren, mala bağlanmaya engel olan, suyun ateşi söndürdüğü gibi hata ve günah alevlerini söndürüp silen bir amel. Fakat bu amel Allah’ın uygun gördüğü şekilde yapılırsa tayyib olur. Şöyle düşünelim: Rüşvet, haksız kazanç, gasp, hırsızlık, faiz… gibi haram yollardan mal kazanan kimse bunu sadaka olarak verdiğinde ameli “tayyib/temiz/güzel” olmaz ve böyle bir ameli Allah (cc) kabul etmez: “Bir kimse temiz/tayyib kazancından bir hurmayı sadaka olarak verdiğinde -ki Allah tayyib olandan başkasını kabul etmez- mutlaka Allah onu sağ eliyle alır.”[7] hadisinden kastedilen de -Allahuâlem- bu olmalıdır.

Ameli bozan bir gerekçenin olmamasıdır. Riya, kibir, ucub/kendini beğenme, minnet ve eza… amelleri ifsad eden illetlerin başlıcalarıdır. Ameline bunlardan herhangi birisini bulaştıran bir müminin amelleri batıldır. Zira ameli tayyib değildir. Allah (cc) amellerden tayyib olmayanları kabul etmez.

İnancı da bir amel olarak kabul edersek diyebiliriz ki: Allah inanç ve itikadlardan sadece tevhidi kabul eder. Tevhid inancı, tayyib olan bir ameldir. Bunun karşısında olan her türlü inanış, akide fasiddir, boştur ve habistir:

“Allah’ın (tevhidi) nasıl örneklendirdiğini görmedin mi? Güzel söz (Lailaheillallah), kökü sabit, dalları ise gökyüzüne ulaşmış güzel bir ağaç gibidir. (O ağaç) Rabbinin izniyle her zaman yemişini verir. İnsanlar öğüt alsınlar diye Allah onlara örnekler veriyor. Kötü söz (şirk) ise kökü yerden koparılmış, istikrarı olmayan kötü bir ağaç gibidir.”[8]

Yiyeceklerin Tayyib Olması

Allah Resûlü (sav) bu kısmı iki ayet üzerinden anlattığı için biz de ilgili kısmı okuyup ayetleri izah edelim:

Allah (cc) peygamberlere emrettiğini müminlere de emretmiş ve şöyle buyurmuştur:

“Ey resûller! Temiz şeylerden yiyin ve salih amellerde bulunun…”

Yine şöyle buyurmuştur:

“Ey iman edenler! Size rızık olarak verdiğimiz temiz yiyeceklerden yiyin…”

Allah Resûlü (sav) hadisin devamında Allah’ın (cc), peygamberlerine emrettiği şeyi müminlere de emrettiğini bildirmektedir. Resûllere emredilenin müminlere de emredilmesi büyük bir şereftir. Çünkü Allah’ın, insanların arasından seçtiği seçkin topluluğa emrettiğini müminlere emrediyor olması, onların Allah yanındaki değerini/kıymetini ifade eder.

Tayyib olan yiyeceklerin yenilmesi sadece bizim ümmetimize değil, diğer resûllere ve onlar üzerinden ümmetlerine de emredilmiştir. O hâlde bu mesele Allah’ın yanında ehemmiyetli bir konudur. Her dönemde Allah (cc), yiyeceklerin bir kısmını pis ve habis olmaları nedeniyle insanlığa yasaklarken; faydalı, temiz ve güzel olanları onlara helal kılmıştır. Bunun üzerinde düşünmek ve tefekkür etmekte fayda vardır. Kısaca şuna değinebiliriz ki: Yiyecek ve içeceklerin, insanın süluk ve ahlakı üzerinde azımsanmayacak bir etkisi vardır. Küresel tuğyanın bugün yiyecekler, ekinler, meyveler üzerine ne kadar titrediğini, bunun için özel projeler geliştirdiğini görmemek mümkün değildir.

Allah’ın bütün resûllere ve müminlere yönelik, hatta bütün insanlığa yönelik[9] bir emrinin yiyecekler konusunda olması, tarih boyunca bu konuda yaşanan sorunlar nedeniyledir. Şöyle izah edebiliriz:

“İslam’ın ortaya çıktığı yıllarda ve ondan önceki asırlardaki kavimlerin tarihini bilmeyen kimse, bu ayetin manasını tam olarak anlayamaz. Çünkü (o tarihte) müşrikler ve Ehl-i Kitab gruplar ve sınıflar hâlinde bulunuyorlardı. Bunlardan, kendi nefsine çeşitleriyle veya gruplar hâlinde belirli şeyleri haram kılanlar vardı. Mesela Araplarda haram kılan ‘El-Bahîre’ ve ‘Es-Sâibe’ gibi. Araplar dışındaki başka kavimler için de haram sayılan bazı hayvanlar gibi. Hristiyanlardaki en yaygın mezhep şu idi: Kendisi ile Allah’a yaklaşılan en yakın şey, nefse işkence etmek, onu küçümsemek ve onu lezzetli helal şeylerin hepsinden mahrum kılmak; vücudu ve onun için gerekli olan şeyleri küçümsemek. Bunları yapmadan ruh için hayat olmayacağına ve Yüce Allah’ın, bizden ruhu canlandırmadan başka bir şeyi kabul etmeyeceğine inanmak. Temiz ve helal şeylerden mahrum kalmanın çeşitli şekilleri vardı. Bunlardan bir kısmı azizlere, rahiplere ve papazlara aitti. Bir kısmı da herkes için genel olarak bulunuyordu. Çok sayıdaki oruç çeşitleri gibi. El-Azra (Meryem) ve azizlerin orucu gibi.

Bazı mahrumiyet kısımlarında da onlar, balık etini değil, diğer etleri ve yağı kendi nefislerine haram kılıyorlardı. Bazı çeşitlerinde de (kendi nefislerine) balığı, sütü ve yumurtayı yemeyi de haram kılıyorlardı. Bütün bu hükümleri ve kanunları liderler ortaya koymuştu. Bunların, Tevrat’tan veya Mesih’ten (as) nakledilen hiçbir aslı yoktur. Böylece o liderler (Allah’a) ortaklar oldular. Ve onlar hakkında şu ayetler indi: ‘(Yahudiler) Allah’ı bırakıp bilginlerini (hahamlarını); (Nasraniler) de rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i (İsa’yı) rabler edindiler.’[10] Bu hükümler, putperest olan atalarından onlara miras yoluyla intikal etmiştir. Bu hükümler, temiz ve helal şeylerin çoğunu haram kılan ve Allah’a yaklaşmanın nefse işkence etmekle ve nefsi hoşnut eden şeyleri terk etmekle sınırlı olduğuna inanan putperest atalarından onlara miras yoluyla intikal etmiştir. Çünkü onlar dinlerinde, Mesih ve havarilerinin ahlak ve davranışlarında bu davranışlarını destekleyen zühdü isteyen çok miktarda hükümleri gördüler.”[11]

Helal kılınmış olan yiyeceklerden yemek her iki ayet-i kerimede de emredilmektedir. Ancak bu emir vacipliği gerektirmemekte, mübahlığı ifade etmektedir. Elbette ki bir insan ölümle burun buruna gelecek kadar aç kalırsa, onun haram yiyeceklerden yemesi farz olur.

Resûllere seslenen Allah (cc) önce temiz olan yiyeceklerden yemeyi, ardından salih amel yapmayı emretmektedir. Burada ise bir nükteye dikkat çekilmektedir: Temiz ve tayyib olan yiyecekler kulda salih amellere karşı bir güç ve irade oluşturur. Diğer taraftan habis ve haram olan yiyeceklerden yemek; kalpte bir katılık, bedende bir ağırlık ve insanda önüne geçilmesi zor bir iradesizlik oluşturur. Bu iradesizlik nedeniyle de salih amellerden uzak kalır.

 

[1]. 23/Mü’minûn, 51

[2]. 2/Bakara, 172

[3]. Müslim, 1015

[4]. 4/Nisâ, 2

[5]. İbn-i Kesîr Tefsiri, Polen Yayınları, 3/11, Nisa Suresi, 2. ayetin tefsiri

[6]. bk. 39/Zümer, 7

[7]. Buhari, 1410; Müslim, 1014

[8]. 14/İbrâhîm, 24-26

[9]. bk. 2/Bakara, 168

[10]. 9/Tevbe, 31

[11]. Tefsîrü’l Menâr, 2/155-156