Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Mümini Güçlü Kılan, Gayret Etmesidir

Emre ACAR 2020-03-17

Allah'a hamd, Resûl'üne salât ve selam olsun.

Değerli Kardeşim,

Bu ayki yazımızda rahmet damlalarından tefsiri geniş, sözü öz olan Resûlullah'ın hadis-i şerifini seninle beraber anlamaya devam ediyoruz. Rabbim bizleri hakka ve onunla amel etmeye muvaffak kılsın. Allahumme âmin.

Peygamber'imiz (sav) şöyle buyurur:

 "Güçlü mümin, Allah katında zayıf müminden daha hayırlı ve daha sevimlidir. Bununla beraber her ikisinde de hayır vardır. Sana fayda veren şeyleri elde etmeye gayret et. Allah'tan yardım dile ve acizlik gösterme. Şayet başına bir iş gelirse sakın, 'Eğer şöyle yapsaydım, şöyle şöyle olurdu.' deme. Aksine 'Allah'ın takdiri; O dilediğini yapar.' de. Çünkü (eğer şöyle yapsaydım… demek) şeytanın vesvesesine kapı aralar."[1]

Allah Resûlü (sav) bu hadis-i şerifinde müminin özelliklerini zikrediyor. Bir önceki yazımızda müminin güçlü oluşundan bahsettik. Bu yazımızda ise "Güçlü mümin, faydalı olan şeyleri elde etmeye gayret edendir." diyerek hadisimizi anlatmaya devam edeceğiz.

Mümini güçlü kılan unsur, kendisini hayra ulaştıracak olan, üzerine salih amel bina edeceği faydalı şeyleri elde etmede gayretli olmasıdır. Bunun tam zıddı olan; kendisini ilgilendirmeyen, faydalı olmayan, boş şeyler ile meşgul olması da mümini zayıflatır ve gücünü bitirir.

Peygamber (sav), şöyle buyurur:

"Kişinin kendisini ilgilendirmeyen şeyleri terk etmesi, İslam'ının güzelliğindendir."[2]

"Allah'a ve ahiret gününe iman eden ya hayır konuşsun ya da sussun."[3]

İki hadis-i şerifte de görmekteyiz ki müminin, İslam'ını ve akidesini sağlam zeminde tutabilmesi, hayırlı olana yönelmekle ve boş şeyleri hayatından çıkarması ile mümkündür.

Bu nedenle her Müslim, kendisini "Hayırda mı gayretliyim, yoksa şerde mi?", "Hayır olanları mı dert edinip gündemime alıyorum, yoksa şer olanı dert edinip boş olan şeyleri mi gündemime alıyorum?" diye muhasebeye çekmelidir.

Bu konuyu günlük yaşantımızda biraz daha örneklendirecek olursak şöyle açıklayabiliriz:

Her Müslim'in dinini yaşayabilmesi için ilim öğrenmesi farzdır. Bununla beraber soru sorması da elzemdir. Fakat Müslim, her aklına gelen soruyu sormamalıdır. Onu ilgilendiren, üzerine amel bina edeceği, kendisini Allah'a yakınlaştıran soruları sormalıdır.

Üzülerek söylüyorum ki birçoğumuz Allah Resûlü'nün, dualarında Allah'a sığındığı faydasız ilme dair soru soruyoruz. Geçmişe, gaybe ve geleceğe dair soruların sorulması; dünya savaşlarının sorulması; bekârın boşanmayı sorması, cariye ahkâmının sorulması gibi… daha örnek verebileceğimiz birçok faydasız sorular…

Öncelikle soru sormadan önce "Amel etmek için mi, yoksa merak ettiğim için mi soruyorum? Üzerine amel bina edeceğim bir soru mu, yoksa cevabı beni ilgilendirmeyen bir konu mu?" diye düşünerek kendimize sormalıyız. Bunun neticesinde sorularımızın cevabını aramalıyız, ki hayra muvaffak olalım.

Aksi hâlde faydasız ilme dair sorular sorarak, asıl yapmamız gerekenlerden uzaklaşmış oluyoruz. İsrailoğulları'nın, kesecekleri ineğe dair soru sormaları gibi. Gereksiz sorular sorarak, neredeyse Allah'ın emrettiği ineği kesemeyeceklerdi.

Hayra Ulaşmanın Yolları

Hayra ve faydalı olanlara ulaşmamız ve onlarla meşgul olmamız gerektiğini yukarıda belirttik. Bununla beraber hayra ulaştıran yolları öğrenmemiz de elzemdir. Hadisimizin içerisinde iki tane yol gösterildi. Birincisi, Allah'tan (cc) yardım istemek; ikincisi, gayretli olmaktır. Şimdi bunlar üzerinde muhabbetimizi devam ettirelim.

1. Allah'tan Yardım İstemek

Hayra da şerre de muvaffak kılan Allah'dır (cc). Allah dilemediği müddetçe hiç kimse hayra ulaşamaz. Bu sebeple Peygamber'imiz (sav), dualarında günün hayırlarını Allah'tan istemiş ve faydasız olan şeylerden tekrardan Allah'a sığınmıştır.

Peygamber'imiz sabah akşam şu duayı yapardı:

 "Allah'ım! Senden bugünde olan ve bugünden sonraki hayrı ister, bugünden sonraki şerden de sana sığınırım."[4]

Her Müslim hayra ulaşmak için elini semaya yöneltip "Rabbim! Hayrın da şerrin de sahibi sensin. Sen, her şeyin sahibisin. Sen dilemeden ağaçlardan bir yaprak dahi yere düşmez. Senden, beni hayra muvaffak kılmanı istiyorum ve her boş, faydasız şeylerden de sana sığınıyorum" diyerek her hâlinde dua etmelidir.

Peygamber'imiz (sav), sahabesini her şeyi Allah'tan (cc) isteme konusunun o kadar üstünde durdu ve o kadar eğitti ki sahabe ayakkabılarının bağcıkları dahi olsa Allah'tan istedi. Atına yön verdiği kırbacı, yere düştüğü zaman bir başkasından istemeyecek kadar hassas davrandılar ve atlarından inip kırbaçlarını kendileri aldılar. Sahabe, "Bağcık da olsa, kırbaç da olsa Allah (cc) dilemediği müddetçe bu amele muvaffak olunmaz." akidesini çok iyi idrak etmişti.

 Kişi program yaparak, niyet ederek, nasihat dinleyerek hemen hayra ulaşamaz. Bunlar hayra ulaştırsa bile hayırda sabit kılmaz. Hayra ulaşmak ve onda sabit kalmak için irade gerekir, kuvvet gerekir, sabır gerekir. Bunların hepsi de Rabbimizin dilemesi ve muvaffak kılması ile mümkündür. İşte bu sebeple hayra ulaşmak için ilk etapta Allah'tan yardım istemek gerekir. 

2. Gayret Etmek

Hayra ulaşma yollarının bir diğeri de gayret göstermektir. Yani bunun için çabalamak, irade göstermektir. Hiçbir şey bir kerede elde edilmez. Tarla sahibi olan bir çiftçiyi düşündüğümüzde, hasat döneminden önce tarlasındaki ürünler için bir gayret ortaya koyması gerekir, ki sonuç olarak meyvesini ve sebzesini alabilsin. Hakeza faydalı olan şeylere ulaşmak için de gayret gereklidir. Gayret varsa başarı vardır. Gayret varsa hedefe ulaşmak vardır. 

Peygamber'imiz (sav) şöyle buyurur:

"Kim iffetli olmaya çalışırsa Allah da onu iffetli kılar. Kim de sabırlı olmaya çalışırsa Allah da onu sabırlı kılar." 

"Sana fayda veren şeyleri elde etmeye gayret et. Allah'tan yardım dile ve acizlik gösterme."[5]

Gayret Ne Demektir?

Gayret; kişinin zahiri sebeplere yapışarak, hedefine doğru duraklamadan, iradeyle yürümesidir. Yani gayret için üç madde gereklidir:

a. Hedef belirlemek: Kişinin hedef belirlemeden gayret ortaya koyması mümkün olmadığı gibi ne kadar gayret ortaya koyması gerektiğini de bilemez. Gayreti harekete geçiren şey, doğru hedef belirlemesidir.

b. Zahiri sebeplere yapışmak: Kişinin zahiri sebeplere yapışmadan ortaya koyacağı çabaya gayret diyemeyiz. Bu sadece yorulmaktır. Bu sebeple hayra dair zahiri sebeplere yapışmalıyız. Hayırda zahiri sebep ise, önce hayra dair Kur'ân ve sünnetten ilmi öğrenmek veya istişare etmek, daha sonra onun için gerekli olanları ortaya koymaktır.

 Örneğin; arkadaş çevresinde hayra ulaşmak istiyoruz. Önce kimlerin hayırlı arkadaş olduğunu, kimlerin olmadığını tespit etmeliyiz. Bunu yapabilmek için de bu konunun ilmini öğrenmek ve istişare etmemiz gerekir. Daha sonra bunun için gerekli olan mescid ortamlarına gitmek, muhabbetimizi hayra çevirecek olan Kur'ân'ı okumak, ibadet etmek gibi gerekli olan amelleri de ortaya koymalıyız, ki arkadaş ortamında hayra ulaşmış olabilelim.

 c. Duraklamamak, az da olsa ilerlemek: Mümin, akan su misali olmalıdır. Duraklamamalıdır. Durduğu zaman kokacağını ve yosunlaşacağını bilmelidir. Bundan dolayı acizlik göstermeden, az da olsa akmalıdır.

Akan her su kendini temizlediği gibi aynı zamanda hedefine giden yolda kendini güçlü kılar. Önüne bir set çıksa bile birikerek güç toplar ve o güçle seti devirir. Böylelikle hedefine ulaşma yolunda engel tanımamış olur.

Örnek verecek olursak; İslam davasına hizmet etmek bir hayırdır. Bu hayrın önünde oturan, engelleyen, tuzak kuran bir İblis vardır. Bizleri kimi zaman dünya fitnesiyle kimi zaman aile fitnesiyle kimi zaman yorulma ve bıkkınlıkla bu hayırdan mahrum etmeye çalışır/çalışıyor/çalışacaktır. 

Kişinin bu tuzaklardan kurtulması da hayra ulaşması da azmetmesine ve ilerlemesine bağlıdır. Önderimiz ve liderimiz Resûlullah, amellerde bıkkınlık ve ağır gelme hastalığına yakalandığımız zaman şifa bulmamızı; zor da gelse amele, sünnete devam etmeye bağlamıştır. 

Peygamber'imiz (sav) şöyle buyurur: 

"Her amelin bir canlılık dönemi, bir de fetret/bıkkınlık dönemi vardır. Amellerin bıkkınlık döneminde benim sünnetime yapışmaya devam edin."

Allah (cc) bizleri hayra ulaşan, hayırda yarışan ve sabit kalan kullarından eylesin. Allahumme âmin.

Davamızın sonu âlemlerin rabbine hamd etmektir.

Bir sonraki yazımızda görüşme ümidi ile…

 


[1]       .   Müslim

[2]       .   Tirmizi

[3]       .   Buhari, Müslim

[4]       .   Müslim

[5]       .   Müslim

Bu Sayfayı Paylaş :