Bizleri yoktan var eden, kalplerimizi imanın nuruyla aydınlatan Allah’a hamd; âlemlere rahmet olarak gönderilen Resûl’üne salât ve selam olsun.
Es-Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekatuhu,
Bir önceki yazımızda dijital çağın çocuklarımızın zihin dünyasını nasıl şekillendirdiğini, dijital araçların çocuklarımız üzerinde bıraktığı izleri detaylıca ele almıştık. Ebeveyn olarak üzerimize düşen sorumluluğun sadece dünyevi başarı değil, çocuklarımızın kalplerini muhafaza etmek, onların ahiretini de gözetmek olduğunun altını çizmiştik. Çünkü her anne baba, evladıyla imtihan edilir ve bu imtihanda muvaffak olmak ancak Allah’ın emanet ettiği bu kıymetli canları bilinçle, basiretle ve İslami bir perspektifle yetiştirmekle mümkündür.
Allah Resûlü (sav) şöyle buyurmuştur:
“Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüklerinizden sorumlusunuz. Devlet başkanı bir çobandır ve yönettiği halktan sorumludur. Erkek, ev halkının çobanıdır ve onların üzerinde sorumludur. Kadın, kocasının evinde çobandır ve evin düzeninden sorumludur. Hizmetçi, efendisinin malının çobanıdır ve bu maldan sorumludur. Hepiniz çobansınız ve hepiniz yönettiklerinizden sorumlusunuz.”[1]
Bu hadis, sorumluluğumuzun sadece maddi ihtiyaçları karşılamak olmadığını, çocuklarımızın manevi ve ahlaki terbiyesinin de ebeveynler üzerinde büyük bir yük olduğunu net olarak ortaya koymaktadır. Yine Resûlullah (sav) bizlere şu nasihatiyle rehberlik etmektedir:
“Hiçbir anne baba, evladına güzel ahlaktan daha hayırlı bir miras bırakmamıştır.”[2]
Evlatlarımızı Sanal Seraplardan Korumak
Yaşadığımız çağı, gözlerimizin önünde uzanan devasa bir dijital çöle benzetebiliriz. Bu sanal çölde evlatlarımız, fıtri susuzluklarını gidereceklerini düşündükleri, göz alıcı ve parlak “sanal seraplara” doğru koşmaktadır. Ânlık hazlar, sınırsız içerikler ve hiç bitmeyen bildirimler… Hepsi de fıtrat pınarından kana kana içmelerini engellemek için tasarlanmış birer yanılsamadan ibarettir. Bizler, bu çağın ebeveynleri olarak, sadece birer yol gösterici değil, bu seraplar karşısında evlatlarımızın özünü muhafaza edecek, tabiri caizse birer “fıtrat bekçileri” olmakla mükellefiz.
“Ey iman edenler! Nefislerinizi/Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taş olan ateşten koruyun.”[3]
Peki, bu zorlu bekçilik vazifesi nasıl ifa edilebilir? Belki bir yazıyla ele alınması çok zor olabilecek bir konudur, fakat özellikle dijitalizm özelinde bazı tavsiyeler sunmaya çalışacağız.
1. Bekçinin Hikmet Filtresi
Malumdur ki bir bekçi, sorumlu olduğu kapıdan girenleri tanımaya çalışır. Biz ebeveynlerin nöbet tuttuğu kapı ise, evlatlarımızın zihnine ve kalbine açılan yoldur. O kapıdan süzülen her kelimeye, her görüntüye dikkat kesilmek bizim asli vazifemizdir. Özellikle dijital ekranlar, o yola çıkan en kestirme ve en açık menzildir. Bu çağda bu zihne açılan kapıya körü körüne bir yasak kilidi vuramayız. Aksine bir “hikmet filtresi” edinmeli ve o elekten geçenlere müsaade etmeliyiz.
Her uygulamayı, her çizgi filmi, her oyunu, o ekrandan süzülen konsantre düşünceyi, çocuğun zihninden içeri almadan evvel şu soruların cevabını aramalıyız: “Bu içerik, benim Rabbimin emaneti olan şu körpe zihne ne ekiyor? Ona Allah’ı mı hatırlatıyor, yoksa O’nu (cc) unutturuyor mu? Merhameti mi öğretiyor, yoksa şiddeti mi normalleştiriyor? Şükrü mü aşılıyor, yoksa doyumsuzluğu mu körüklüyor? Temiz fıtratın ruhuna hangi boyaları sürüyor? Allah’ın boyası mı yoksa gayri bir leke mi?”
Zira bu filtrelemeyi yapmayan bir ebeveyn, evinin kapısını ardına kadar açıp, içeri giren hırsızın niyetini sorgulamayan bir ev sahibinden farksızdır. Kaldı ki bu âhir zamanda hırsızlığın sureti de değişmiş; artık eli silahlı, yüzü maskeli değil; önü klavyeli -hatta yapay zekâlı- hırsızlar var! Kalpleri ve zihinleri çalmaya gelen bu görünmez hırsızlara karşı, kapıdaki fıtrat bekçileri olarak daha da uyanık olmalıyız.
2. Bekçinin İlahi Pusulası
En sağlam surlar, kalelere inşa edilen değil; kalplere inşa edilen surlardır. Dışarıdan koyduğumuz tüm kurallar bir gün aşılabilir, ancak kalbe yerleşen Allah korkusu (takva) ve Allah sevgisi (muhabbetullah), en sadık koruyucudur. Evlatlarımıza sadece “yasak” demek yerine, ona o şeyin neden yasak olduğunu anlatmalıyız. Yine sadece kuralları değil, o kuralların arkasındaki hikmeti de paylaşmalıyız. Onların kalbinde Allah’a (cc) muhabbet, Resûl’e (sav) ittiba ve ahirete iman kök salarsa ne oyunların cazibesi ne sanal dünyanın aldatıcı parıltısı onları istikametinden alıkoyabilir. Ona mahremiyetin Allah’ın bir emri olduğunu, gıybetin kul hakkı olduğunu, israfın nimete karşı bir nankörlük olduğunu öğretmeliyiz. Şeytanın doldurmaya çalıştığı fıtri boşluğu; Kur’ân’ın nuruyla, Resûl’ün (sav) ahlakıyla doldurduğumuzda, ona en güvenilir pusulayı da hediye etmiş oluruz. O pusula, çağın dijital çölündeki en göz alıcı seraba karşı bile istikameti gösterecektir, Allah’ın (cc) izniyle…
3. Bekçinin Hakikat Çapası
Bir bekçi, koruduğu yeri terk etmez. Zira bilir ki; terk edilen her yer, kötülüğe açılan bir boşluk olur. Evlatlarımızın kalplerini dijital dünyanın yapay ışıltısından muhafaza edecek en sağlam nöbet ise hakikatin kendisidir. O hakikat; sıcak aile yuvasında hissedilen gerçek sevgidir. Babayla beraber kılınan bir namazda, annenin sevgi dolu nasihatinde, dedenin anlattığı kıymetli bir hatırada gizlidir. Çocukların toprakla temas ettiği bir bahçe işinde, kendi elleriyle baktıkları bir fidanda, alınlarından dökülen terde, arkadaşlarıyla oynadıkları gerçek oyunlarda yaşanır. Çocuğunun ruhunu bu hakiki ve doğal güzelliklerle besleyen bir anne baba, evladının sahte ve sanal tatların peşinden gitmesine müsaade etmez. Çünkü hakikatin tadını alan, sanal dünyanın yapaylığına tenezzül etmez. İşte hakikat nöbeti tutan böyle bir bekçi, evladının kalbinde asla uyumayan bir muhafız gibidir. Kalbi hakikate doyanın, gözü sanal dünyanın seraplarına kaymaz.
Dijital seraplardan evlatlarımızı koruduktan sonra artık ikinci bir safha başlar: Savunmadan taarruza, tüketimden üretime geçiş…
4. Üreten Bir Nesil Yetiştirmek
Bugünün çocukları, yarının büyükleri olacak. Ellerine teslim ettiğimiz dijital dünyanın mahiyetini ve mahremiyetini kavratmalı, onların sadece tüketici değil üretici olmaları için çaba göstermeliyiz. Zira tüketim merkezli bu sanal dünya, maneviyatı yok sayan, sabırsız ve sığ nesiller yetiştiriyor. Bizler Müslim ebeveynler olarak, evlatlarımızı dijital dünyanın pasif izleyicileri değil, aktif oyuncuları hâline getirmeliyiz.
“İnsanların en hayırlısı, insanlara en faydalı olanıdır.”[4]
Çocuklarımızın dijital üretim ve kodlama becerilerini geliştirebilmek ve aynı zamanda tüketirken üreten bir fert olmalarını teşvik etmek için aşağıdaki uygulamaları inceleyebilirsiniz:


Bu oyun-üretim araçlarının potansiyel kazanımları:
Analitik düşünme ve problem çözme becerisi
Dijital dünyada üretici birey olma bilinci
İslami değerleri teknoloji aracılığıyla anlatabilme
Takım çalışması ve proje geliştirme deneyimi
Yapay zekâ ve kodlamaya erken yaşta aşinalık
Bu, tüketirken üretebileceği bilincini evladımızın zihin dünyasına ektiğimizde, onları dijital dünyanın tüketici köleliğinden -bir nebze de olsa- kurtarıp; aktif, eleştirebilen ve üreten bireyler olmaya hazırlamış oluruz. Böylece elleri, tüketmenin değil; üretmenin bereketiyle dolup taşacaktır.
Elbette bu noktada, her birimizin bir yazılım uzmanı veya dijital içerik üreticisi olması beklenemez ve bu öneriler ilk başta göz korkutucu görünebilir. Burada asıl olan, mükemmeli yakalamak değil; niyetin halisliği ve istikrarlı bir gayrettir. Evladınızla birlikte bu araçlardan sadece birini keşfetmeye çalışmak, onunla birlikte yeni bir şeyler öğrenen bir “yol arkadaşı” olmak dahi, onu tek başına tüketen bir birey olmaktan çıkaracak kıymetli bir adımdır. Unutmayalım ki, bu yolda atılan en küçük bir adım bile, evladımızın dijital çöldeki seraplara aldanmaması için atılmış devasa bir adımdır.
5. Yol Arkadaşı Olmak
Bu çalışmaları öneriyor oluşumuz, çocuğu ekran başında tek başına bırakacağımız anlamına gelmiyor elbette. Bu oyun temelli öğretici araçları kullanırken ya ebeveynin kendisiyle ya da bir eğitmen eşliğinde ilerlenmesini tavsiye ediyorum. Çünkü esas olan sınırların içerisinde yol göstermek ve rehberlik etmek demektir. Dijital dünyaya karşı doğru rehberlik modelleri geliştirmek, evladımızın bu âlemde kaybolmasını önler.
Dijital Eksenli Sohbetler: Çocuğumuzla haftalık dijital sohbet zamanları ayıralım. Bu sohbetlerde sanal dünyayla ilgili tecrübelerini bizimle paylaşmalarını teşvik edelim. Yargılamadan dinleyelim, anlamaya çalışalım ve onları doğruya yönlendirelim. Onlara dijital dünyanın sahte ışıkları ile gerçek dünyanın berrak güzelliği arasındaki farkları açıkça anlatalım. Dijital paylaşımların kalıcı ve geri dönüşsüz olabileceğini, bu nedenle paylaşmadan önce düşünmenin önemini güzel örneklerle vurgulayalım.
Beraber Dijital İçerik Üretmek: Evladımızla birlikte dinî bilgileri geliştirecek eğitici dijital içerikler hazırlayabiliriz. Bir kıssa, hadis veya kısa bir sure üzerine animasyonlar, sunumlar ya da sesli hikâyeler hazırlayarak, çocuğumuzun üreterek öğrenmesini sağlayabiliriz. Böylece çocuklarımız içerik tüketmenin değil, içerik üretmenin hazzını keşfederler. Yaptıkları çalışmaları aile toplantılarında, akraba veya arkadaş ortamlarında paylaşmaları da özgüvenlerini ve sosyal becerilerini güçlendirecektir.
6. Son Filtre: Kalpteki İslami Bilinç
Tüm gayretlerin, bütün tedbirlerin ve yöntemlerin nihai hedefi, evladımızın kalbine yerleştireceğimiz o sarsılmaz ölçüdür. Zira kalpte yer eden bilinç, en güçlü filtredir. Bu nedenle onlara, dijital dünyada bir paylaşım yapmadan önce şu üç soruyu kendilerine sormalarını telkin etmeliyiz:
Bu paylaşım, Allah’ın (cc) razı olacağı bir paylaşım mı?
Bu paylaşım, bana ya da başkalarına -özellikle de ahirette- zarar verir mi?
Bu paylaşım, başkalarının mahremiyetini ihlal eder mi?
Evladımızın kalbinde bu ölçü yer bulursa, sadece dijital dünyada değil; hayatının her alanında, en sağlam muhafız olan kalbî bilinçle hareket edecektir. Yetişkin gençlerimiz için de şu hadisi serlevha etmeliyiz:
“Kıyamet gününde hiçbir kul, dört şeyden sorguya çekilmedikçe bir yere ayrılamaz: Ömrünü nerede tükettiğinden, gençliğini nerede yıprattığından, malını nereden kazanıp nereye harcadığından ve ilmiyle ne gibi ameller işlediğinden.”[5]
Son Söz Yerine
Ebeveyn olmak; Rabbimizin bize verdiği en güzel ve en ağır emanetlerden biridir. Bizler, bu emaneti en güzel şekilde korumakla ve fıtratına uygun şekilde geliştirmekle sorumluyuz. Çocuklarımızın dijital çağda İslami değerlerle yetişmeleri için gösterdiğimiz her çaba, Allah katında bir ibadet ve paha biçilmez bir yatırımdır. Duamız odur ki; Rabbimiz (cc) bizlere hikmet, feraset ve basiret nasip etsin, evlatlarımızı da kendisine hakkıyla kulluk edenlerden eylesin. Gözümüzü ekrandan kaldırıp, kalbimizi O’na yönelterek şöyle niyaz edelim:
“Rabbimiz! Bize eşlerimizden ve çocuklarımızdan göz aydınlığı/sevinç ve huzur kaynağı olacak kimseler ihsan et. Ve bizi muttakilere imam/öncü kıl.”[6]
Âmin. Zira O’nun (cc) koruduğunu hiçbir teknoloji saptıramaz ve O’nun önder kıldığını hiçbir serap yolundan alıkoyamaz.
[1] Buhari, 2554; Müslim, 1829
[2] Tirmizi, 1952
[3] 66/Tahrîm, 6
[4] El-Mu’cemu’l Kebîr li’t Taberânî, 13646
[5] Tirmizi, 2417
[6] bk. 25/Furkân, 74