Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla,
Allah’a hamd, Resûl’üne salât ve selam olsun.
Es-Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu,
Önceki iki sayımızda beynimizin anlama ve konuşma merkezlerinden bahsetmiş, iletişimde kullanılan kelimelerin beyin hücreleri üzerinde etkileri olduğunu söylemiştik. Bu yazımızda kaldığımız yerden devam ediyoruz, Allah’ın (cc) izniyle.
Sözün Yaldızlısı
Beynimiz farklı bölgelere sahiptir; hepsi iş birliği içerisinde çalışmakla beraber her bir bölgenin kendine has görevleri vardır. Biz bir yandan söylenenleri dinlerken beynimiz de aynı ânda ilgili her bölgesini kullanarak sözü, anlatılanı, durumu, olayı fehmetmeye çalışır ve sonuç çıkarır. Kelimeler kulak yoluyla beyne ulaştığında beynin birçok bölgesi duyduklarını işlemeye başlar. Anlama bölgesinde kelimelerin anlamları işlenir ve manası anlaşılır. Duyguların işlendiği bölgede kelimeler bazı duyguları tetikler. Mantık/Zekâ ile ilgili bölgede sözün içeriği, doğru yanlış oluşu vs. filtrelenir. Neden sonuç ilişkisinin kurulduğu bölgede sözün önü ve arkası arasındaki bağa, söze konu olan olayla ilişkisine bakılır. Öyle sözler vardır ki zahirine bakıldığında yaldızlı gibi görünür, kulağa hoş gelebilir, insan çok mantıklı zannedebilir; ancak içeriği aldatma ve tuzaktan ibarettir:
“Böylece her peygambere insanların ve cinlerin şeytan olanlarını düşmanlar kıldık. Bazısı diğer bir kısmını aldatmak için sözün yaldızlısını vahyeder/fısıldar. Şayet Rabbin dileseydi bunu yapamazlardı. (Öyleyse) onları uydurdukları iftiralarıyla baş başa bırak. (Bırak onları kendi hâllerine!) Ta ki ahirete inanmayanların gönülleri o (yaldızlı sözlere) meyletsin, ondan (iyice) hoşlansın ve yapmakta oldukları kötülükleri yapmaya devam etsinler.”[1]
Dolayısıyla her mantıklı çıkarım, hakkı ve doğruyu yansıtmaz. Cümleler ilk duyulduğunda mantıklı gelebilir, akla yatkın yönleri olabilir; ancak içeriğine bakıldığında, detaylı incelendiğinde, önü ve arkası ele alındığında, olaylarla ilişkisi kurulduğunda doğruyu yansıtmadığı görülür.
Bazen kelimeler insanda bazı duyguların oluşumuna sebep olur, insan o duygu yüküyle reaksiyon gösterebilir, ancak sözün içeriği ve mantığı farklı olabilir. İnsan duyulanları akıl süzgecinden geçirdiğinde tepkileri değişir.
Bugünün dünyasında, özellikle sosyal medyada en çok kullanılan yöntem; biri doğru, diğeri yanlış olan iki cümlenin yan yana getirilmesi ve “O zaman … böyledir.” şeklinde her iki cümleyi kapsayan sonuç çıkarılmasıdır. Örneğin bazı insanlar bir ayetin yanına kendi yorumunu koyuyor, bu ikisini birleştirerek bir sonuç çıkarıyor, bu sonucu kamuya sunuyor ve ayetin doğruluğundan faydalanıyor. Hâlbuki dikkatli bakılsa ayetin doğru, yorumun yanlış, çıkarılan sonucun ise gerçeği ve hakkı yansıtmadığı fark edilir. Örneğin akademik bir bilginin yanına bir yorum konuluyor ve bu ikisinden bir sonuç çıkarılıyor. Dikkatli bakıldığında ise bilginin doğru, yorumun yanlış olduğu görülüyor.
Söze dair sayılabilecek birçok tuzak vardır, zamanın şartlarına göre sözün kullanımına bağlı olarak yöntemler değişebilir, ancak içerik ve ana mantık değişmez. Rabbimiz (cc) bizi sözü anlamaya ve beyana uygun yarattığı gibi beynimizi de içeriğini fehmedebilecek beceride yarattı. Maalesef bugünün insanı fıtri olarak birçok beceriye sahip olsa da çabalamadığı için, fıtratının peşine düşmediği için, fıtri olanı geliştirecek hak olan şeylere yapışmadığı için sahip olduğu becerileri kullanamamakta ve geliştirememektedir.
Etkileyen/Hoşa Giden Söz
İnsanlar arasında kalbinde düşmanlık olduğu hâlde sözlerini/iletişimini hoşa gidecek şekilde modifiye edebilen insanlar olabileceği yönünde Rabbimiz (cc) bizleri uyarıyor. Biz, insanların iç dünyalarını bilemeyeceğimiz için onların hakikatini de bize haber veriyor:
“İnsanlardan öylesi vardır ki; dünya hayatına dair söyledikleri senin hoşuna gider/sözleriyle seni etkiler. O, kalbinde olanın (iyilik, güzellik, ıslah) olduğuna dair Allah’ı şahit tutar. Oysa o, düşmanın en beter olanıdır.”[2]
“Onları gördüğünde cüsseleri/kalıpları hoşuna gider. Konuşacak olsalar sözlerini dinlersin. Onlar, (kendi başına ayakta duramayan, meyve vermeyen,) duvara yaslanmış kütük gibilerdir. Her çığlığı kendi aleyhlerine sanırlar. (Dış görünüşleriyle cesur, özü sözü bir görünseler de iç dünyalarında korkak ve her şeyden ürken bir yapıları vardır.) Asıl düşman onlardır, onlardan sakın. Allah, onları kahretsin, nasıl da çevriliyorlar?”[3]
İnsan konuşmasını, üslubunu, iletişimini kulağa hitap edebilecek şekilde eğitebilir, kullanılan kelimeler beynin haz bölgesinde beğenilip hoşa gidebilir. Ancak insan diğer algıları olmayan bir varlık değildir. İletişim sadece kelimelerden oluşmadığı gibi insanın algıladıkları ve sezdikleri de sadece duyduğu kelimelerden ibaret değildir. İnsanın değerlendirebilme ve sonuç çıkarabilme becerisi çok yönlü algılarının ve beynin birçok alanının ortak çalışmasının ürünüdür.
Dil Sürçmeleri
“Şayet dilesek elbette onları sana gösterirdik, sen de onları simalarından tanırdın. Muhakkak ki sen, onları konuşma üsluplarından (dil sürçmelerinden) tanırsın. Allah, amellerinizi bilir.”[4]
İletişim, insanlar arası ilişkiler sadece duyulan ve konuşulan kelimelerden ibaret değildir. İki kişi konuşmaya başladığında veya birini dinlerken insanın o iletişimi anlamaya dair sahip olduğu tüm algılar devreye girer. O nedenle bir söylemi sadece yazılı olarak okumak farklıdır, ses kaydı olarak dinlemek farklıdır, ortamda kişiyi görerek dinlemek farklıdır. İlkinde sadece göz, okuduğu kelimelerden anlam çıkarır. İkincisinde ise kişinin ses tonundan vurgusuna, hitap şeklinden duygusuna kadar her şeyi anlayabilir. Üçüncüsünde detayları fark edebileceği birçok algısı devrededir. Bu nedenle konuşma üslubu insanları tanımada önemli bir veridir.
Konuşma üslubu sadece seçilen kelimeler, ses tonu, dilin sivri ya da yumuşak olması demek değildir. Samimiyet, kararlılık, açık ve şeffaf olmak, güvenilirlik gibi parametreler de üslubun kapsamına girer.
İnsan, dilinin altında gizlidir, er ya da geç açığa çıkar. Konuşan, iletişim kuran insan; inançlarını, duygularını ve düşüncelerini ifade ettiği için konuşma esnasında bunları uzun süre saklayıp maskeleyemez. Eninde sonunda rengini belli eder; çünkü düşünce akışını, olayları değerlendirme şeklini, sonuç çıkarma sürecini, tetiklenen duygularını konuşma üslubu içerisinde gizleyemez.
İşitilen Söze Sınır
İnsanı yaratan ve onu en iyi tanıyan Rabbimiz (cc) sözün bunca etkisini, kuşatıcı ilmiyle bildiği için söze dair bazı sınırlar ve ölçü getirdi. Yanlış, haram ve şirk içerikli sözlerin konuşulduğu ortamda bulunmayı yasakladı.
Beyin hücreleri neye maruz kalıyorsa onu kodlar. Neyi sürekli kodluyorsa onu işlemeye başlar. Bir süre sonra da ona dönüşür. İletişim ve söz açısından bakıldığında insanın, meclislerine dikkat etmesi ve hangi kelimelere sürekli maruz kaldığını önemsemesi kendisinin faydasına olur.[5]
“Şüphesiz ki (Allah), Kitap’ta size (şu hükmü) indirdi: Allah’ın ayetlerinin inkâr edildiğini ve alaya alındığını duyduğunuz zaman, başka bir söze dalıncaya kadar onlarla beraber (aynı mecliste) oturmayın. (İnkâr etmeden ya da konuyu değiştirmedikleri hâlde aynı ortamda oturursanız) şüphesiz ki siz de onlar gibi (kâfir/müşrik) olursunuz. Muhakkak ki Allah, münafıkları ve kâfirleri cehennemde toplayacak olandır.”[6]
Sözcüklerin duyulduğu, anlaşıldığı, işlendiği beyin bölgeleri; talamus, amigdala ve hafıza bölgelerine yakındır ve onlarla ilişki içerisindedir. Sonraki yazılarımızda daha detaylı işleyeceğimiz bu bölgeler hazzın, duyguların, yönelimlerin, bağlanmaların, vücudun emosyonel (duyusal) sistemlerinin kontrol edildiği bölgelerdir. Hem duyulan kelimeler hem de kelimelerin duyulduğu ortam beynin bu bölgelerini de uyarır ve bazı duyguların hissedilmesini, bazı niyetlerin ve yönelimlerin oluşmasını sağlayabilir. Ayrıca insan aynı ortamda sadece sözleri değil, sözün sahiplerinin davranışlarını da beyninde işler. Özellikle bilinçli ve farkındalığı yüksek olmayan insanlar için duyulanlar ve görülenler, önce normalleşir, sonra da davranış hâline gelebilir. İnsan beyninin bu işleyişi kişinin bulunduğu ortama göre faydasına veya aleyhine olabileceği için Rabbimiz (cc) ortama dair “uzaklaşma” ölçüsü getiriyor ve insanı uyarıyor:
“Ayetlerimize (alaya alma ve yalanlamayla) dalanları gördüğünde -başka bir söze dalıncaya dek- onlardan yüz çevir. Şayet şeytan sana unutturursa, hatırladıktan sonra zalimler topluluğuyla beraber oturma!”[7]
Sözün hakikati, Allah’ın (cc) her sözden ve arkasındaki her niyetten haberdar olmasıdır.
Sözün, beyanın ve iletişimin insanlar ve toplumlar üzerindeki etkisini bilen Rabbimiz (cc) söze dair insanı uyarıyor:
“Dedi ki: ‘Rabbim, gökte ve yerde (konuşulan) sözü bilir. O, (işiten ve dualara icabet eden) Es-Semi’, (her şeyi bilen) El-Alîm’dir.’ ”[8]
“Sözü açıktan söylesen de (söylemesen de fark yoktur). O, sır olanı (içinden geçeni) ve ondan daha kapalı olanı (henüz içinden dahi geçmemiş olanı) bilir.”[9]
Allah (cc) her türlü iletişimi, sözü, sözün kastını, sözün amacını, sözün niyetini, sözün sonuçlarını biliyor.
“Gayb ve şehadet bilgisinin sahibi, (en büyük) El-Kebîr, (zatı ve sıfatlarıyla en yüce olan) El-Muteâl’dir. İçinizden sözü gizleyen, onu açıktan söyleyen, geceye gizlenen ya da gündüz ortalık yerde gezen; hepsi birdir. (Allah hepsini bilmekte, görmekte ve duymaktadır.)”[10]
Dili kullanabilmek ve sözcükler, düşünce süreçlerinin temelidir. İnsan kelimelerle inançlarını, duygu ve düşüncelerini tanır ve diğer insanlara anlatabilir. Bunun sonucunda ortak değerlere sahip olan insanları anlayabilir ve onlarla bir araya gelebilir. Ortak değerler doğrultusunda bir şeyler üretebilir ve tüm insanlığa sunabilir. Toplumdaki konumunu, dünyadaki tarafını seçebilir. Bu nedenle insanın söze dair ıslah olması, kendisine çekidüzen vermesi önemlidir.
Dilimizin Allah’ın zikriyle ıslah olması duasıyla…
Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.
[1] 6/En’âm, 112-113
[2] 2/Bakara, 204
[3] 63/Munâfikûn, 4
[4] 47/Muhammed, 30
[5] Meselenin davranış yönünü ayna nöronları anlatırken konuşmuştuk.
[6] 4/Nisâ, 140
[7] 6/En’âm, 68
[8] 21/Enbiyâ, 4
[9] 20/Tâhâ, 7
[10] 13/Ra’d, 9-10