Es-Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.
Allah’a hamd, Resûl’üne (sav) salât ve selam olsun.
Bir önceki yazımızda boşluk kavramını ele almış ve altı başlıkta incelemeye gayret etmiştik. Bugün de Allah’ın izniyle yedi ve sekizinci başlıkları anlatmaya gayret edeceğiz. Çaba bizden, başarı Allah’tandır.
“Allah, muttakileri başarılarıyla kurtarır.”[1]
7. Zihinde Boşluk
İnsanın olayları doğru değerlendirebilmesi ve vakıayı doğru okuyabilmesi için zihninde boşluk olması gerekir. Bu, ahiret ve dünyayı doğru anlamamız adına önemli bir ölçüdür. Yoksa insan yığınla düşüncenin altında kalarak, alanın sadece oradan ibaret olduğu yanılsamasına düşer.
Hakikati görmek, üretken olabilmek veya “şey”leri ayırabilmek; zihni fayda vermeyen doluluktan ayıklamakla mümkündür. Bu ise tamamen bir çaba hâlidir. Çünkü insan zihni uykudayken bile çalışır. Önüne geçebildiği ya da geçemediği binlerce düşünce insanı sıkıştırır. Ve insan gecenin sonunda çeşitli düşüncelerle yorgun bir sabaha uyanır.
Bu durum zor olan kulluk yolunu daha fazla zorlaştırır. Dinlenmek için ayrılan gece fayda vermeyen ve kuşatamayacağımız düşüncelerle harap edilir. Oysa gece her şeyi çepeçevre kuşatan El-Muhît’in seçkin kullarının dinlenme ve dertleşme vaktidir. Çokça aldatan şeytan ve nefis bunu bildiği için insanın zihnini bu faydasız dolulukla kuşatır. Ama unutmayalım ki şeytanın hilesi ve kuşatması pek zayıftır:
“Şüphesiz şeytanın hilesi pek zayıftır.”[2]
Kalp de zihin de, bunlara hibe edilmiş beden de Allah’a (cc) ibadet etmek için yaratılmıştır. Kişi, zihnini arındırma yollarına başvurarak yaratıldığı fıtrata uygun hareket etmelidir. Bu, baştan sona kadar bir çabadır ve zordur. Ama bu arınma hâli pek üstün olan bir kulluk menzilesidir. Ve menzileye gerçek anlamda arınma çabasında olan muhsinler ulaşır. Çünkü onlar kulluklarını en güzel şekilde yapmaya çalışırlar. Bahaneci ve bananeci olmazlar. Bu tavır onları Rahmân’ın beraberliğine ulaştırır:
“Şüphesiz ki Allah, korkup sakınanlar ve muhsinlerle/kulluğunu en güzel şekilde yapmaya çalışanlarla beraberdir.”[3]
8. Yaratılışta Boşluk
Yaratılış, baştan sona azim olan bir ayettir. Onun bir cüzü dahi sayısız hikmet ve gariplik içerir. Çünkü yaratılış, El-Azîm ve El-Kebîr olan Allah’ın en büyük tecellilerindendir. O (cc), kendisine hayranlık duyulan ve şaşkınlık uyandıran bir ilahtır.
Allah (cc) Kur’ân’da sadece insanın yaratılışına dair elli küsur ayet zikreder. Bu oldukça hacimli bir sayıdır. Bugünün müminleri olarak bu ayetler üzerine tefekkür etme gayreti içinde olmalıyız. Tefekkür, selim kalplerin amelidir.
İnsanın yaratılışı biri anneden, diğeri babadan gelen iki hücrenin birleşimiyle oluşur. Oluşan hücre baştan sona kadar Er-Rabb olan Allah’ın iradesinden ve terbiyesinden geçer. Kısa zamanda birçok evre geçirerek insan sureti alma yolunda Yaratıcı’sına teslim olur. Onun için gerekli hazırlıklar o daha yolculuğa başlamadan kerim olan bir Rabb tarafından gerçekleşir. Hem O (cc), verdiği ikramlarda da herhangi bir cimrilikte bulunmaz.
Yola başlayan hücrenin bu yolculukta ilk ihtiyaç duyduğu şey bir boşluktur!
Yemek gibi, su gibi, nefes gibi… hayati ihtiyaçlardan daha elzem bir ihtiyaçtır boşluk. Rabbimiz onun için özel bir yaşam boşluğu inşa etmiştir. Bu yaşam boşluğu, rahimdir. Fakat bu bizim hemen ulaşıp, yerleşebildiğimiz bir boşluk değildir. Ona ulaşmak için öncesinde bir yol almamız gerekir. Rabbimiz, yaratılışın daha ilk safhalarında bize bulunduğumuz yerle ilgili bir hakikat öğretir. O da asıl yere varmak için bir yolculuk yapmak gerektiğidir. Bu bir İlahi eğitim ve öğretim metodudur. Allah (cc) en doğrusunu bilir.
Peki, bu nasıl bir yoldur ve bize ne öğretir?
Biri anneden diğeri babadan gelen bu insan hücresi rahme yerleşmeden önce fallop tüpü dediğimiz dar, ince ve esnek olmayan bir yoldan geçer. Bu yol yaklaşık üç dört günlük bir süreçtir. Kimi insan hücresi gördüğü bu boşluğun asıl mekân olduğu yanılgısına düşerek oraya yerleşir. Oranın asıl mekân olduğu yanılgısına düşer. İlk etapta biraz büyür, içine yerleştirilmiş olan nimetten biraz istifade eder, fakat sonra sıkışır ve yaşamı sonlanır. Bu duruma tıpta ektopik (dış) gebelik adı verilir. Sonuçta bebek hayata tutunamadığı gibi anne de büyük zarar görür.
Bu son bize tanıdık gelir. Tıpkı dünya hayatını, ahiret hayatına tercih eden insanın durumu gibi! Dar, sıkıcı ve devamlı olmayan hayata yerleşmeye çalışan insan gibi… Oysa Allah (cc) bize geniş olan bir mekân vadetmiştir:
“Rabbinizden bir bağışlanmaya ve genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun. (O,) muttakiler için hazırlanmıştır.”[4]
Hücre, üç dört günü sabır ve teslimiyetle tamamlarsa onun için döşenmiş, sapasağlam kılınmış, çeşitli besinlerle zenginleştirilmiş rahim hayatıyla rızıklanır. Birkaç günlük sabra karşılık yaklaşık dokuz aylık bir rahatlık! Bu, çok kârlı bir ticarettir. Bu Rahmâni tablo insana şu soruyu sordurtur: Ben kendi hayatım için doğru boşluğu dolduruyor muyum? Âcil olanı (dünya), ebedi olana (ahiret) tercih ediyor muyum?
İbni Ömer’den (ra) şöyle rivayet edilmiştir:
“Resûlullah (sav) benim iki omzumu tuttu ve ‘Dünyada sanki bir garip veya bir yolcu gibi ol’ buyurdu.”[5]
Bu Nebevi ölçü, hayatımızı ölçülü kılar. Dünya ile ahiret arasında dengeli bir kulluk oluşturarak bizi Er-Rahmân’ın sevgisine ulaştırır.
Sayısız hikmeti içinde barındıran bu hücre, yolu aşıp rahim hayatına doğru; morula, blastula ve gastrula evrelerinden geçerek ilerler.
Morula Evresi: İnsan hücresinin az önce değindiğimiz yoldan geçerken yaşadığı evredir. İki hücreden meydana gelen insan hücresi, sayısını arttırarak otuz iki hücreye ulaşır. Normalde sayının artması, hacmin de artmasını zihnimizde canlandırır. Fakat öyle olmaz; bu hücre yığını hacimce büyümez. Büyümüş olsaydı o dar yoldan yine geçemez, sıkışıp kalırdı. Bu durum her ân heymenesi altında olduğumuz El-Muheymin’in o eşsiz gözetimine bizleri şahit kılar.
Birkaç gün sonra bu hücre yığını rahim hayatına ulaşır. Bu aşamada yeni bir evreye geçer: Blastula evresi! Blastula evresinde hücreler bir küre oluşturur ve ortasında sıvı dolu bir boşluk belirir. Bu “boşluk” aslında hayatın filizleneceği mekândır. Öncesinde var olan o kalabalık hücre yığını ne kadar görünür olsa da asıl varlığın o boşluktan oluştuğunu görürüz. Hayat, çoğu zaman dolulukla değil, içindeki boşlukla anlam bulur. Kalpteki boşluk imanla dolduğunda, tıpkı blastulanın içindeki boşlukta hayatın yeşermesi gibi insanın da varlığı şekillenmeye başlar. Bu, yoktan var eden hak İlah’ın gücünün bir tablosudur.
Gastrula evresinde ise artık hücreler farklı katmanlara ayrılır: Ektoderm, mezoderm ve endoderm. Bu katmanların her birinden sistemlerimiz oluşur. Bir sonraki evrede varlık hızla belirlenmeye ve şekil almaya başlar.
“O, sizi merhale merhale yaratmıştır.”[6]
Tüm bu kevnî ayetler bizlere bazı serlevhalar sunar. Hayatta doğru boşluğa yerleşmek gibi. Aceleci olmamak, sabretmek, yakin ve kararlılıkla teslim olmak gibi. Aceleci, kararsız ve kıyıdan köşeden bir hâl üzere olursak bulduğumuz ilk mekâna sarılır, asıl hayatı ıskalamış oluruz. Bunun sonucu da hepimiz için apaçıktır.
Rabbimiz (cc) bize öğretmiş ve yol göstermiştir. Bizlerin ise sadece o yolda yürümesi gerekir. Bu, bizim irademize sunulmuş bir tercihtir. Bu tercih yolda kalmak yahut ilerlemekle sonuçlanır. Başka bir seçenek yoktur. Yolda kalmak orayı imar etmekle olduğu gibi, ilerlememekle de olur. Mümin ise orayı imar etmez ama ilerler. Bu, Allah’ın (cc) razı olduğu ve Resûl’ünün (sav) öğrettiği hâldir. Rabbimiz, tüm iman edenleri bu bilinçle rızıklandırsın.
Bu yazımızda “boşluk” kavramını tamamlamaya çalıştık. Umarım kaleme aldığımız her iki makale de hayatımızda doğru boşlukları doldurmaya ve Rahmân’ın yer almadığı faydasız doluluklardan kurtulmaya bir vesile olur.
[1] bk. 39/Zumer, 61
[2] bk. 4/Nisâ, 76
[3] 16/Nahl, 128
[4] 3/Âl-i İmran, 133
[5] Ebu Davud, 4775; Müslim, 2658
[6] 71/Nûh, 14




İlk Yorumu Sen Yap