Rabbimizin (cc) biz âciz kullarına verdiği en güzel nimet nedir, sorusuna herkes bambaşka yanıtlar verir. Her biri Allah’ın (cc), kullarına merhametinin eseridir. Yazımın konusu olan nimet ise gündüzün tüm yorgunluğunu kendisiyle attığımız, uyku! Ahiretle kısa süreli de olsa bağlantı kurduğumuz eşsiz zaman dilimi… İzlediğimiz ilginç senaryolu düşleriyle gizemini koruyan, insanın hem dünya hem ahiret hayatını doğrudan etkileyen, buna rağmen sıradanlaştırdığımız âdetimiz… Şimdi kendinizi uykunun kollarına bırakın. Kendini size daha ayrıntılı tanıtsın.
Uyku, gecenin arkadaşı. Yorgunluğunun devası. Âzâların istirahat zamanı. Bunu Nebe Suresi bize haber veriyor.
Allah (cc), “Uykunuzu dinlenme kıldık.”[1] buyuruyor.
Süreci, havanın kararması başlatıyor. Domino taşı gibi her evre peşi sıra geliyor. Hava kararınca epifiz bezinden melatonin salgılanıyor. Uyku vaktinin habercisi bu hormon. Tüm beden hazırlığa başlıyor. Kalp atışı ve solunum yavaşlayıp, vücut ısısı düşüyor. Kaslar gevşiyor, metabolizma yavaşlıyor. Bu fizyolojik değişiklikler, insanın uykuya geçişini kolaylaştırıyor ve uyku sırasında bedenin kendini yenilemesine zemin hazırlıyor. Tabii elimizdeki mavi ekranlar yatmamıza olanak tanırsa!
Bu hâliyle uyku dünya hayatımızı imar edecek, bedenimizin eksiklerini giderip tamir edecek önemli bir işlevi yükleniyor.
Ahiret hayatımızı etkileyen tarafı ise süresi ve âdabı.
Dinlenmek için verilen bu nimet, her nimet gibi sahibine hamd edildiğinde ve Canımız Peygamberimizin (sav) uyku rutini takip edildiğinde ibadete dönüşüyor. Hatta uyumadan önce edilen kimi dualar şeytandan muhafaza ederken kimileri iman üzere vefat etmeyi müjdeliyor.
İsterseniz Resûlullah’ın (sav) uyku rutinini ve bu rutine eşlik eden sözlerini derleyelim.
Canımız Peygamberimiz yatsıdan önce uyumayı, yatsıdan sonra da konuşmayı hoş görmezdi. Bu sayede vakitlice kalkıp geceyi ihya ediyordu. Bu onun süreklilik arz eden bir uygulaması değildi. Zira ashâbıyla gece yarısına kadar istişare ettiği, sohbet ettiği, gece yatsı namazını geciktirdiği çokça vâkiydi. Biyolojik ritmimiz göz önünde bulundurulduğunda devamlı olmasa da fıtri bir alışkanlık olduğu aşikâr. Zira “Hadi, yat uyu!” diyen hormon, yaklaşık gece 22.00 ila 02.00 arasında işlevsel. 02.00’den sonra yeterince dinlenen vücut gece namazı için hazır ve nâzır.
Fakat büyükşehirlerde yaşayan bizler için her zaman uygulanamasa da imkân buldukça hayata geçirilmeye değer.
Peygamberimizin (sav) ikinci rutini çevresel güvenlik önlemlerini almak. O, ateşi söndürmemizi, kapıları Allah’ın (cc) adını anarak kapatmamızı ve kapların ağzını örtmemizi emrediyor.
Medine’de çıkan bir yangında ölenlerin ardından, “Ateş sizin düşmanınızdır.”[2] buyuruyor.
Bir başka rutin, abdest almak… Uyumadan manevi temizliğini yapıp yatağı silkeleyerek uzanıyor Canımız Peygamberimiz.
Yatağı silkelemesi haşerata karşı bir önlem. Bugün şehirlerde böyle bir risk olmasa da onun sünnetini yaşatmak için kalpler heyecanla doluyor.
Yatağa girince ellerini birleştirerek üç İhlâs, üç Felak ve üç Nâs okuyup ellerine üflüyor. Ardından tüm bedenini başından başlamak üzere mesh ediyor. Sağ tarafına uzanıp o güzel sağ elini yanağının altına koyuyor.[3]
Âyet El-Kursî’yle korunma kalkanını güçlendiriyor. Zira kim okursa, Allah’ın (cc) muhafızlarından birinin sabaha kadar başında bekleyeceğini bizzat kendisi müjdeliyor.[4]
Bakara Suresi’nin son iki ayetiyle devam ediyor Resûl’ün (sav) uyku rutini. “Kim bu iki ayeti okursa sabaha kadar ona yeter.”[5] buyuruyor ve Kâfirûn Suresi’ni okuyor. Resûl’ün pak tevhid mücadelesinin en bariz yönü olan şirkten ve müşriklerden berî olduğunu yatmadan bir kez daha ikrar ediyor.[6]
Mulk ve Secde surelerini de okumadan uyumuyor. Mulk Suresi’nin kabir azabına engel olacağına inanıyor.[7]
Ardından zikirle devam ediyor. Otuz üç subhanallah, otuz üç elhamdulillah ve otuz dört Allahu ekber demeyi ihmal etmiyor. Bu zikri kızına da öğretmişti.
Bir seferinde Fâtıma (r.anha), ev işlerinden yorgun düşmüştü. Eşi Alî (ra) onu görünce üzülmüş, “Babandan işlerinde yardımcı olacak bir köle istesene.” demişti. Fâtıma da babasına koştu. Ancak eli boş döndü. Gece yatağa girdiler. Kapıları çalındı. Gelen, babaların en güzeliydi. İzin isteyerek içeri girdi ve yataklarına oturdu. Alî (ra) der ki: “Aramızda bağdaş kurup oturdu. Göğsüme değen ayağının soğukluğunu hâlâ hissediyorum.”
“Sabah istediğin şeyden daha hayırlısını sana öğreteyim mi?” buyurdu ve sayılarıyla tesbihleri bildirdi. “Yatmadan bunları söyle.” dedi…[8]
İbni Kayyîm (rh) yorgunluğu alan zikir,[9] der bu tesbihata… Uyku da günün yorgunluğunu alacak ya…
Son Mesaj: “Vekilim Sensin”
Ve uykunun, yani o “küçük ölümün” hemen öncesindeki son cümleler…
“Allah’ım! Kendimi sana teslim ettim… Yüzümü sana çevirdim. İşimi sana ısmarladım… Sırtımı sana dayadım… Ümidim de korkum da sendendir. Senden başka kurtuluş kapısı yoktur. İndirdiğin Kitab’ına ve gönderdiğin Peygamber’ine iman ettim. Allah’ım, kullarını dirilteceğin gün beni azabından koru. Senin isminle ölür ve dirilirim.”[10]
“Bu duayı yaparak gözlerini kapatan, eğer o gece canı alınırsa iman üzere vefat etmiş olur. Eğer sabahlarsa, hayır üzere sabahlar.”[11] buyuruyor Resûl (sav).
Demek ki gece sadece karanlık değildir; gece, bir teslimiyet ve yeniden diriliş talimidir. Resûl’ün sünnetiyle, hayırlı ve korunaklı geceler.
[1] 78/Nebe, 9
[2] Buhari, 6219; Müslim, 2016
[3] Buhari, 6319
[4] Buhari, 2311
[5] Buhari, 5009; Müslim, 808
[6] Ebu Davud, 5055; Tirmizi, 3403
[7] Tirmizi, 2890
[8] Buhari, 6318; Müslim, 2727
[9] bk. El-Vâbilu’s Sayyib, Dâru’l Hadîs, s. 77
[10] Buhari, 247; Müslim, 2710
[11] Buhari, 6313; Müslim, 2710




İlk Yorumu Sen Yap