Allah’a hamd, Resûl’üne salât ve selam olsun.
İman şartlarından biri olan kadere iman, diğer iman ve İslam esaslarında olduğu gibi salt teolojik bir tanımdan ibaret olmayıp insan ve toplum ruh sağlığında çok önemli bir yere sahiptir. Başlığımızdan da anlaşılacağı üzere kadere iman etmenin insan ruh sağlığı üzerinde eşi benzeri olmayan bir tedavi edici etkisi vardır.
Antidepresan ilaçlar, ruh sağlığı sorunlarını düzenlemek için kullanılan ve son dönemlerde kullanım miktarında ciddi artışlar gözlenen ilaçlardır. Modern insanın en büyük sorunlarından biri, ruh sağlığının yerinde olmayışıdır. Bu durum onları antidepresan ilaçlara veya alkol, uyuşturucu, eğlence, dizi/film gibi geçici tesellilere yönlendirmektedir. Elbette bu durumun birçok sebebi zikredilebilir. Ancak bunların temelinde, yaşanan hadiselerin insanları sürüklediği bunalımın olduğunu söyleyebiliriz. Bizim tabirimizle Allah’ın (cc) takdiriyle başa gelen musibetler sonrasında insanlar uyuşmak için zikrettiğimiz yönelimleri sergilerler.
Modern insanın İslam’dan uzaklaşmasının onun için kayıp olan birçok karşılığı olduğu gibi belki de dünyevi olarak en büyük kayıplardan biri, kadere iman antidepresanından mahrum kalmalarıdır. Elbette kader inancı biz müminlerin inanç esaslarındandır ancak kadere imanın ruh sağlığına etkisi üzerine düşündüğümüzde rahatlıkla söyleyebiliriz ki kadere iman psikolojik bir reçetedir. Yan etkilerinden ve maliyetinden şikâyet edilmeyecek, hayatı anlamlandıran, ayaklar yere basarken zihni ufuklara çıkaran bir ilaç da diyebiliriz kadere iman için…
Evet, insanlar başlarına gelen hadiseleri kadere iman olmadan değerlendirdiğinde kaçınılmaz bunalım girdaplarına sürüklenmektedir. Ölüm, hastalık, batan ticaret, terk eden sevgili, vefasızlık/hainlik yapan dost, okul/muhit/iş/eş tercihlerindeki sorgulamalar, gerçekleşmeyen beklentiler insanı ruhsal olarak kemiren ve yaşama isteğini sömüren birer soruna dönüşmektedir. Bu durum geçmişle kavga etmekten şimdiyi ve geleceği kaçırmaya sebep olmaktadır. Hayatın devamı için gereken ne varsa icrasını zorlaştırmakta ve insana içeriden işkence etmektedir. Modern insan da çözümü antidepresan, uyuşturucu, alkol, eğlence, dizi/film/futbol gibi geçici tesellilerde aramaktadır. Bu kaçış kaçınılmazdır, çünkü insan tabiatı itibarıyla âcizdir ve içinde bulunduğu kâinat onu tesirleriyle çepeçevre kuşatmıştır.
Hadiseler karşısında âciz kalan insana İslam’ın sunduğu ruh sağlığı reçetesi ise Yüce Allah’a ve O’nun her şeyi bir kaderle/ölçüyle yarattığına iman etmektir. Başa gelenleri takdir eden, tüm hadiseler bilgisi dâhilinde olan, takdirinde hikmet olan, kullarını seven, onlara asla zulmetmeyen, onları sayısız nimetlerle rızıklandırdığı gibi sonsuz nimetlere eriştirmek isteyen bir ilahın kaderine iman etme ilacı…
İlacın Prospektüsü, Yan Etkileri ve Tedavi Süreci
Psikolojik/Ruhsal sorunlara çözüm olması için kullanılan ilaçlarda veya yukarıda zikrettiğimiz kaçış ve uyuşturma mahiyetindeki yönelimlerde kalıcı bir çözüme erişmek mümkün değildir. Bu ilaçlar ve uyuşturucular fizikîdir, ancak hastalık ruhsaldır. İlaç, uyuşturucu ve uğraşların etkisinin geçiciliği, bastırılmış bunalımın çok daha fazla açığa çıkmasına sebep olmaktadır. İşte bundan dolayı halk tabiriyle meseleyi kafada bitirmek gerekmektedir:
“Bir Allah var. Her şeyden haberdar. Dileyen ve takdir eden O (cc). Hiçbir hadise O dilemeden gerçekleşmez. Fayda ve zarar sadece O’ndandır (cc). Olacakları yazmış. Hepsi bir hesap ve hikmet dâhilindedir. O (cc), bana zulmetmez. Beni imtihan ediyor. Sayamayacağım nimetleri veren O’dur. Beni ilgilendiren sebepler, olaylar, ihtimaller buz dağının yalnızca görünen kısmıdır. Başa gelen O’nun (cc) yazdığıdır. O’ndan geldik ve yine O’na döneceğiz.” İşte bu inanca sahip olmak, kalbe/akla kadere iman ilacını zerk etmektir. Kader inancı insan zihnindeki fikir, duygu, düşünce ve tasavvurları değiştirerek en kalıcı tedaviyi sunmakla birlikte Allah’tan razı olma yan etkisi sağlamaktır.
İnsanı bunalıma sevk eden hadiselerden sonra ortaya çıkan ruhsal hastalık, kimilerini intihara sürüklerken kimilerinin de yaşama sevincini ve azmini bitirir. Türlü bağımlılıklarla uyuşup ölü gibi yaşayan insanlar, kendilerine işkence kıldıkları bir hayat yaşarlar. Sorumluluklar terk edilir, harekete geçme azmi kaybolur ve her şey anlamını yitirmeye başlar. Kısacası insan insaniyetten soyutlanır ve hiçbir etik tanımamaya başlar. Böylece kadere iman edememenin sebep olduğu hastalık, bireyi ve toplumu çürütmeye başlar. Bireysel bunalımlar toplumsal âcizliğe sebep olur. Geleceğe dair umudu olmayan ve bundan dolayı da harekete geçme azmi ortaya koyamayan mızmız, arabesk bir toplum ortaya çıkar.
Rabbimiz (cc) bizi tüm bu ruhsal bunalım, hüzün, keder ve sıkıntılardan “kadere iman” sayesinde kurtarır:
“Yeryüzünde veya nefislerinizde meydana gelen her musibet, onu yaratmadan önce mutlaka bir Kitap’ta yazılıdır. Şüphesiz ki bu, Allah’a kolaydır. (Her şeyin Levh-i Mahfûz’da yazılı olması) elinizden kaçana üzülmemeniz, size verilenle de şımarmamanız içindir. Allah, kibirli ve böbürlenen kimseleri sevmez.”[1]
“Şüphesiz ki bu, Allah’a kolaydır.” ifadesiyle Allah (cc) akıllara gelecek soruların önünü kesmektedir. “Haber veren; gayba iman ettiğiniz, ‘la yus’el’ olan, ilmini ve hikmetini idrak edebilecek kapasitenizin olmadığı Allah’tır.” Böylece her şeyin yazılı olmasıyla birlikte insan iradesinin, ceza ve mükâfatın varlığını anlamlandıramayacak insana ön bilgilendirme veya bir hatırlatma yapılmaktadır: “İlk ve son, açık ve gizli, doğurmamış ve doğmamış olduğuna inandığınız Allah’a (cc) kolaydır ve O’nu sorgulayabilecek kimse yoktur.”
Kitabetin hikmeti, konumuzla doğrudan ilgili olarak insanın elinden kaçırdıklarına, elde edemediklerine dair ruhsal çöküntü yaşamaması olarak açıklanmıştır. İşte ilaç olan kısım burasıdır:
“De ki: ‘Allah’ın yazdığından/takdir ettiğinden başkası başımıza gelmez. O, bizim mevlâmızdır. (Öyleyse) müminler, yalnızca Allah’a tevekkül etsinler.’ ”[2]
“Şayet Allah sana bir zarar dokunduracak olsa, O’ndan başka o zararı giderecek kimse yoktur. Senin için bir hayır dileyecek olsa, O’nun lütfunu geri çevirecek kimse yoktur. (Lütuf ve ihsanını) kullarından dilediğine ulaştırır. O, (günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) El-Ğafûr ve (kullarına karşı merhametli olan) Er-Rahîm’dir.”[3]
“Allah’ın izni olmadan hiçbir musibet başa gelmez. Kim Allah’a iman ederse (Allah) onun kalbini hidayet eder. Allah, her şeyi bilendir.”[4]
“Kuvvetli mümin, Allah katında zayıf müminden daha hayırlı ve daha sevimlidir; (bununla beraber) her ikisinde de hayır vardır. Sana fayda veren şeye karşı hırslı ol (gayret et), Allah’tan yardım dile ve aciz kalma (salma kendini). Eğer başına bir iş gelirse, ‘Şayet şöyle yapsaydım, şöyle şöyle olurdu.’ deme! Aksine, ‘Allah takdir etti ve O, dilediğini yaptı.’ de. Çünkü ‘şayet’ (keşke) sözü, şeytanın ameline kapı açar.”[5]
Evet, Allah Resûlü (sav) ilacımızın etkisini bu ifadeleriyle açıkça bildirmektedir. Kadere iman insanı âcizlikten kurtarıp ona kuvvet ve harekete geçme iradesi vermekte, içinde bulunduğu şartları kendine pranga yapmaktan kurtarmaktadır. Enerjisini geçmişle, tercihleriyle, ihtimallerle kavga etmeye harcamaktansa kendine fayda verecek işlere yönelmeye ve bunda hırslı olmaya sarf etmesine yönlendirmektedir.
İşte bu yönüyle kadere iman kadar insanı geçmişe dair ruhsal olarak tedavi eden, geleceğe dair ümitvar kılan bir ilaç yoktur. Bu inanç mümine dünyanın en zor şartlarına dahi boyun eğmekten kurtaracak bir güç verecektir. Ordular, teknolojiler, karmakarışık problemler, sayılar, nefsî âcizlikler, hatalar… Bu iman sayesinde hiçbir şey müminin kulluk ve mücadele yoluna engel olamaz. Çünkü her şey O’nun dilemesiyledir. Artık kimseden bir şey beklemeye veya kimseden korkmaya gerek yoktur. Hayır da şer de O’ndandır (cc). Böylece kalp yaratılmışlara korku ve ümitle taalluk etmesinden, diğer bir deyişle kula kulluk zilletinden kurtulur.
“Bil ki, bütün ümmet sana bir konuda fayda sağlamak için bir araya gelse, ancak Allah’ın senin için yazdığı faydayı sağlayabilirler. Eğer sana bir zarar vermek için bir araya gelseler, yine ancak Allah’ın senin aleyhine yazdığı zararı verebilirler. Kalemler kaldırılmış ve sayfalar (kaderin yazıldığı kağıtlar) kurumuştur.”[6]
Başa gelenler karşısında çakılıp kalmak, bunalım yaşamak, ümit kesmek veya şımarmak yoktur. Nimete şükrü, imtihana sabrı, musibetlere istiğfarı zerk eyleyip hayata devam etmek vardır. Keşkelerle geçmişin küllerini üfleyip toz duman içinde kalmaktansa, “Allah (cc) böyle takdir etti.” diyerek önümüzü görmeye çalışmalıyız. Çünkü her şeyde muhakkak bir hayır vardır ve muhakkak bir gün hayır kısmını göreceğiz. Ha birkaç saatlik şu dünya hayatında âcilen ha ebedî yurtta âhiren…
“Müminin durumu ne kadar şaşırtıcıdır! Şüphesiz onun her hâli hayırdır, bu durum mümin dışında hiç kimse için söz konusu değildir: Eğer başına sevindirici bir durum gelirse şükreder, bu onun için hayır olur. Eğer başına bir sıkıntı gelirse sabreder, bu da onun için hayır olur.”[7]
“Şüphesiz mükâfatın büyüklüğü, belanın (imtihanın) büyüklüğü ile orantılıdır. Allah bir topluluğu sevdiği zaman onları imtihan eder. Kim bu imtihana rıza gösterirse, Allah da ondan razı olur. Kim de öfkelenip isyan ederse, Allah’ın gazabına uğrar.”[8]
[1] 57/Hadîd, 22-23
[2] 9/Tevbe, 51
[3] 10/Yûnus, 107
[4] 64/Teğâbun, 11
[5] Müslim, 2664
[6] Tirmizi, 2516
[7] Müslim, 2999
[8] Tirmizi, 2396



