KULLUĞUN SOSYAL HALİ: BİRR VE GÜZEL AHLAK

Nevvâs ibni Sem‘ân el-Ensârî’den (ra) şöyle rivayet edilmiştir:

“Allah’ın Resûlü’ne (sav) iyilik (el-birr) ve günah (el-ism) hakkında sordum.

Bunun üzerine Allah Resûlü (sav) buyurdu ki:

‘Birr (iyilik), güzel ahlâktır. Günah ise, kalbinde tereddüt uyandıran ve insanların bilmesini hoş görmediğin şeydir.’ ”[1]

Vâbisa ibni Ma‘bed’den (ra) şöyle rivayet edilmiştir:

“Resûlullah’ın (sav) huzuruna geldim. Bana,

‘İyilik ve günah hakkında sormaya mı geldin?’ buyurdu.

Ben de, ‘Evet’ dedim.

Bunun üzerine buyurdu ki:

‘Kalbine danış! Birr, nefse huzur veren ve kalbin yatıştığı şeydir. Günah ise, nefsin içinde tedirginlik uyandıran ve göğsünde tereddüt bırakan şeydir; insanlar sana fetva verseler ve fetvalarını art ardına tekrarlasalar bile!’ ”[2]

Hadisten anlaşıldığına göre Nevvâs (ra) iyilik ve kötülük kavramlarını vahyin ifadelerinde görür. Mahiyetini idrak etmek niyeti ile Resûlullah’a sormak ister. Resûlullah (sav) da kendisine sorulan bu soruyu açıklıkla yanıtlar.

Benzer durum Vâbisa (ra) için de geçerlidir. Peygamber’in (sav) her ikisine verdiği cevap arasında lafzen bir farklılık vardır. Her bir rivayette Nebi (sav), “birr” ve “ism” kavramlarını bir yönü ile anlatır.

Bu yazımızda Nevvâs (ra) hadisi üzerinde duracağız. Birr’in anlamı, Kur’ân’daki kullanımı, “birr” konusunda temel ölçütler konularına değineceğiz. Ardından sosyal bir iyilik olarak kabul edilebilecek olan “birr” örneğini Nevvâs (ra) hadisi temelinde anlatmaya başlayacağız. Gelecek yazımızda hadiste geçen “ism” kavramı ve Vâbisa (ra) hadisine yakın mercek tutacağız, inşallah.

Birr’in Anlamı

Kara parçası anlamına gelen berr kelimesi ile aynı köktendir. Her türlü hayırda genişlik anlamı taşır.[3] Bu kelimeden müştak El-Berr Yüce Allah’ın güzel isimlerindendir. “Kullarına karşı iyiliği sonsuz olan, iyiliği ve iyileri seven, iyileri cennetle mükafatlandıran Allah”[4] anlamı taşır.

Birr’in Genel Anlamı: Kur’ân’da Birr Kavramı

“Birr” kelimesi, Kur’ân-ı Kerîm’de bütün iyilikleri kuşatan çatı bir kavram olarak kullanılır. Allah’ı (cc) razı etmek için yaptığımız her türlü iyilik veya Allah’ın (cc) razı olduğu her türlü amel, başlangıçta bu kavramın kapsamına girer. Şu ayet bunun açık örneğidir:

“El-birr/İyilik, yüzünüzü doğu ya da batı cihetine dönmeniz değildir. (Gerçek anlamda) iyilik, Allah’a, Ahiret Günü’ne, meleklere, Kitab’a ve nebilere inananların; sevmesine rağmen malı, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, dilenenlere ve kölelere verenlerin; namazı kılıp, zekâtı verenlerin; söz verdiklerinde sözlerine bağlı kalanların; fakirlik, hastalık ve savaş zamanında sabredenlerin yaptığıdır. İşte bunlar sadık olanlardır. Bunlar takva sahiplerinin ta kendileridir.”[5]

Bu ayete göre iman ve iman esasları ile islam esasları iyilik kapsamındadır. Ek olarak ahlaki sorumluluklar da birer iyilik olarak adlandırılır.

Allah (cc), cennet ehli müminleri “ebrar” ismiyle anar:

إِنَّ الْأَبْرَارَ لَفِي نَعِيمٍ

“Şüphesiz ebrar olanlar (iyilik sahipleri) nimetler içindedirler.”[6]

Ayrıca müminlerin dualarında da ebrardan olma arsuzu vardır:

“Rabbimiz… Bizi ebrar (iyilik sahipleri) ile beraber öldür.”[7]

Birr’in Özel Anlamı: Güzel Ahlak

Birr kavramının bir de sünnetle öğrendiğimiz özel manası vardır; güzel ahlak. Şöyle de söylenebilir; İnsanlara karşı görev ve sorumlulukların yerine getirilmesi özel anlamı ile birrdir/iyiliktir. Zira güzel ahlak, insanlar arası ilişkileri düzenler.

İyilikle İlgili Temel Ölçüler

1. Hangi Davranışın İyi-Birr Olduğunu Belirleyecek Olan Allah’tır.

Bir şeyin gerçekten iyilik olup olmadığını belirleyecek olan, Allah’tır (cc). Kimse kendi görüşüne dayanarak bir fiile din adına “iyilik” veya “kötülük” hükmü veremez. Örnek verelim:

Bazı insanlar gıybeti adeta “rahatlama vesilesi” olarak görüp bir tür sosyal aktivite sayarlar. Onlara göre insanların arkasından konuşmak bir terapi gibidir. Haliyle gıybeti iyi bir davranış kabul ederler.

Hâlbuki Allah (cc) şöyle buyurur:

“Birbirinizin gıybetini yapmayın/arkasından konuşmayın.”[8]

Fakat malumdur; birinin arkasından, onun hoşlanmadığı bir şekilde konuşmak, İslam’a göre iyilik değildir. Gıybettir ve haramdır.

Bir başka örnek:

Sahabelerin öteden beri uygulayageldikleri bir “iyilik” pratiği vardı. Hacdan veya umreden dönerken, evlerine kapıdan değil arkalarından girerlerdi. Eve arkadan girmenin bir ibadet ve iyilik olduğunu düşünürlerdi.

Allahu Teâlâ Kur’ân’da bunu şöyle düzeltti:

“Sana (Ay’ın hâllerinden olan) hilalleri soruyorlar. De ki: ‘O, insanlar ve hac ibadeti için zaman belirleyen bir araçtır. İyilik evlere arkadan girmeniz değil, gerçek iyilik takva sahibi olmaktır. Evlere kapısından giriniz. Allah’tan korkup sakının ki kurtuluşa eresiniz.’ ”[9]

Buradan anlıyoruz ki, örf ve alışkanlıklardan hareketle “iyilik” ihdas etmek doğru değildir. İyilik ve hayrı Allah (cc) belirler.

2. İyilikler Hiyerarşisini Belirleyen Allah’tır

Hangi amelin hangisinden daha faziletli olduğu, hangi günahın diğerinden daha büyük olduğu Allah’ın (cc) belirlediği bir hiyerarşidir.

İyiliklerde hiyerarşiyi bilmenin bazı faydaları vardır: Öncelikleri olanı öne almak, ertelenebilir olanı acil olandan sonraya koymak gibi. İyiliklerin çakışması durumunda öncelikli olanı takdim etmek gibi.

Bazı kimseler, “En büyük iyilik kimseye zarar vermemektir.” diyebilir. Bir başkası anne-babaya iyilik diyebilir. Fakat Allah’ın (cc) katında en büyük iyilik tevhiddir; yani yalnız Allah’a (cc) kulluk etmektir. İnsanlar ve cinler bunun için yaratılmışlardır.

“Ben cinleri ve insanları yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım.”[10]

Tam aksine bakalım; en büyük kötülük nedir?

Dini bütün insanlara en büyük kötülük nedir diye soracak olsak önemli bir bölümü içki, kumar veya zina diyecektir. Oysa hakikat böyle değildir. En büyük kötülük şirktir. Peygamberimiz’e (sav) en büyük günah sorulduğunda şöyle buyurmuştur:

“Seni yaratmış olduğu hâlde Allah’a denk/ortak kılmandır.”[11]

Dinin kaynakları vardır. Hükümler oradan alınır. Din kültürleştiği zaman hükümler dinin asıl kaynaklarından değil kültürden alınır. İçki, zina gibi günahların şirkin önüne takdim edilmesi, şirkten büyük gibi gözükmesi bu kültürleşmenin bir yansımasıdır.

3. İyiliklerin Geçerliliği İçin Tevhid ve İhlâs Zorunludur

Dünyevi anlamda herkesin yaptığı iyilikler, toplumsal huzur ve güven açısından güzeldir; ancak Allah (cc) katında sevap olması için tevhid ve ihlas şarttır. İbadet olarak kabul edilebilecek birr/iyilik faaliyetinde tevhid bilinci ve ihlas şuuru olmalıdır.

İnsanlara “iyi görünmek ve övülmek” için yapılan iyilikler, topluma fayda verse bile yapan kişinin mizanında sevap olarak yer almaz. Allah için, Allah’ın (cc) rızası gözetilerek yapılan ameller ise kulun lehine yazılır. Kıyamet günü kurtuluşa neden olur.

Birr’in Özel Hali Güzel Ahlak

1. Ahlak Kavramı

Halk ve huluk/ahlak kelimeleri aynı kökten gelir. Râğıp El-İsfahânî (rh) şöyle der:

“Halk, gözle idrak edilen şekil ve suretlere; huluk ise gözle görülmeyen iç karakter, mizaç ve yaratılış özelliklerine denir.”[12]

Bir kimse için “Falancanın halk’ı güzeldir.” dendiğinde suretinin, “Huluku güzeldir.” dendiğinde ise karakterinin güzel olduğu anlaşılır.

Bizim konumuz insanların dış görünümleri değil; iç dünyaları, huyları ve insanlar üzerindeki etkileridir. Halkın/yaratılışın güzelliği Allah’ın (cc) takdiridir. Ayrıca O, insanı en güzel surette yarattığını belirtir.[13] Konumuz siretler/yaşamlardır, suretler değil. Peygamberimiz (sav) şöyle buyurur:

إِنَّ اللّٰهَ لَا يَنْظُرُ إِلَى صُوَرِكُمْ، وَلَا إِلَى اَمْوَالِكُمْ، وَلٰكِنْ يَنْظُرُ إِلَى قُلُوبِكُمْ وَاَعْمَالِكُمْ

“Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz; kalplerinize ve amellerinize bakar.”[14]

Ahlakın Tanımı

Cürcânî (rh), Et-Ta‘rîfât (s. 101) adlı eserinde ahlakı şöyle tarif eder:

“Ahlak, insanın nefsinde yerleşik bir hâl olup; fiillerin ondan, düşünme ve uzun değerlendirmeye ihtiyaç olmaksızın kolaylıkla ve rahatlıkla meydana gelmesidir.”

Yani ahlak, insanın “düşünmeden” yaptığı, kendisinde huy hâline gelmiş davranışlarının bütünüdür. Eğer bu fiiller güzel olursa buna hüsn-ü huluk (güzel ahlak); çirkin olursa su-i huluk (kötü ahlak) denir.

Bu açıdan bakıldığında her insan ahlaklıdır. Ahlak kavramı yalın hali ile nötrdür. Esas mesele bu ahlakın iyi mi kötü mü olduğudur.

Fıtrî ve Kazanılmış Ahlak

İbni Miskeveyh[15] ahlakı şöyle tanımlamıştır: “Ahlak, nefiste bulunan ve onu fiillerine sevk eden bir hâldir; bunu yaparken düşünmeye ve uzun bir değerlendirmeye ihtiyaç duymaz. Bu hâl iki kısma ayrılır:

Bir kısmı, mizacın asıl yapısından kaynaklanan tabii bir hâl olur. Mesela, en küçük bir şeyle öfkeye sevk edilen ve pek az bir sebeple taşkınlık gösteren kimse gibi; yahut en hafif bir şey karşısında korkaklık gösteren, duyduğu en küçük bir sesle ürperen, işittiği bir haberle irkilen kimse gibi; yahut hoşuna giden en küçük bir şey karşısında aşırı derecede gülen kimse gibi; yahut başına gelen en hafif şeyle hemen kederlenen ve hüzne kapılan kimse gibi.

Diğer kısmı ise, alışkanlık ve alıştırma yoluyla kazanılan hâllerdir. Bazen bu hâllerin başlangıcı düşünme ve değerlendirme ile olur; sonra bu durum süreklilik kazanır, adım adım ilerleyerek sonunda bir meleke ve ahlak hâline dönüşür.”

Buna göre ahlakı oluşturan iki öz vardır. Bir kısmı doğuştan gelen tabii ahlaktır. Bir kısmı da özellikle erken çocukluk döneminde aile, çevre ve arkadaşlarla karakterin bir parçası haline gelen ahlaktır.

Mümin, fıtrî ahlakını İslâm’a boyun eğdirmekle; sonradan kazandığı kötü ahlakları terk edip güzel olanları güçlendirmekle mükelleftir. Aşırı gülmeye meyilli olmak, çok çabuk öfkelenmek, sürekli üzgün olmak gibi özellikler kendi haline bırakılmadan dinin ölçülerine göre terbiye edilmelidir.

Güzel Ahlakın Bireysel ve Toplumsal Faydası

1. Ferdin Süsüdür

Güzel ahlak müminin süsüdür. Tevhid, müminin imanının temelidir; iskelettir. Güzel ahlak ise o iskelete giydirilen ziynettir. Güzel ahlak çekip alınırsa, geriye sadece “iskelet” kalır.

2. Toplumun İmarıdır/İnşasıdır

Toplumsal açıdan güzel ahlak, yaşanabilir bir toplumun vazgeçilmez şartıdır. Güzel ahlakın olmadığı toplumlarda insanlar birbirine güvenemez. Kaygı, endişe, hüzün, musibet, güvensizlik hayatın doğal bir parçası haline gelir. Nitekim yaşadığımız toplumda süregiden ahlaki yozlaşma kaygı verici boyutlardadır. Gözükenden öte bir de sosyal mecralarda, özellikle gençler arasında bilinen programlarda kötü ahlak tahmin edebileceğimizin çok ötesindedir. Şüphesiz bu durumda baba evladına, dede torununa, komşu komşuya kuşkuyla bakar olmuştur.

Bir beldenin imarı maddi gelişmişlikten önce güzel ahlak ile olur. Güzel ahlakın yaygın bir meziyet haline geldiği toplumlar mamur toplumlardır. Bunun aksini Ömer (ra) şöyle anlatır:

“Neredeyse mamur olan beldeler harap olacak.”

Kendisine: “Gelişmiş, imar edilmiş bir belde nasıl harap olur?” diye sorulduğunda şöyle cevap verir:

“Bir beldenin facir (ahlaksız) insanları, ebrar olan iyi insanlarına baskın gelirse; facirlerin sözü geçer hâle gelirse, o belde harap olmuştur.”

Şehirler ne kadar süslü, binalar ne kadar yüksek, yollar ne kadar geniş olursa olsun; yönetici ve etkili kesim ahlaksız kimselerden oluşuyorsa, o belde manen haraptır.

3. İmanı Tamamlar

İman güzel ahlak ile tamamlanır. Nebi (sav) bir hadiste şöyle buyurur:

اَكْمَلُ الْمُؤْمِنِينَ إِيمَانًا اَحْسَنُهُمْ خُلُقًا

“Müminlerin iman bakımından en kâmil olanı, ahlakı en güzel olanıdır.”[16]

4. Mizanda Ağırlıktır

Kıyamet gününde mizan sahnesinde ameller tartılırken, insanların en çok zorlanacağı anlardan biri orası olacaktır. O gün mizanda en ağır basacak amellerden biri yine güzel ahlaktır:

مَا مِنْ شَيْءٍ اَثْقَلُ فِي مِيزَانِ الْمُؤْمِنِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مِنْ حُسْنِ الْخُلُقِ

“Kıyamet gününde müminin mizanında güzel ahlaktan daha ağır basan hiçbir şey yoktur.”[17]

5. Cennete Götürür

Güzel ahlak cennet vesilesidir. Peygamberimiz’e (sav):

“İnsanları en fazla cennete sokan şey nedir?” diye sorulmuş; o da şöyle buyurmuştur:

تَقْوَى اللّٰهِ وَحُسْنُ الْخُلُقِ

“Allah korkusu (takva) ve güzel ahlaktır.”[18]

6. Peygambere Komşu Kılar

Peygamberimize komşu olmak güzel ahlakla olur. Peygamber (sav), bu konuyu şöyle ifade eder:

“Şüphesiz ki, kıyamet günü bana en sevgili olanınız ve bana en yakın oturacak olanınız, ahlakı en güzel olanlarınızdır.”[19]

Bu da güzel ahlakın, Peygamber’e (sav) yakınlığın ve imanın kemale ermesinin ana unsurlarından biri olduğunu gösterir. Peygamber’i (sav) ana-babalarımızdan, evlatlarımızdan daha çok seviyor ve özlüyoruz. Onu görebilmenin yolu cennette ona yakın olmaktır. Bu da güzel ahlaktan geçer.

Güzel Ahlak Nasıl Elde Edilir?

Güzel ahlak, bir anda tek hamlede elde edilen bir mertebe değildir. İslam’ın “erdem”, “iyilik”, “güzel ahlak” diye nitelediği davranışlar hayatımıza parça parça alınır; küçük adımlarla, süreklilikle yerleşir.

Peygamberimiz (sav) şöyle buyurur:

“Yanımda bulunan hayırdan hiçbir şeyi sizden esirgemem. Kim iffetli davranırsa Allah onu iffetli kılar; kim kanaatkâr olursa Allah onu zengin kılar; kim sabretmeye çalışırsa Allah ona sabır verir. Hiç kimseye sabırdan daha hayırlı ve daha geniş bir nimet verilmemiştir.”[20]

Mutlak manada insanın tekâmülü/tamamlanması imkansızdır. Zira insan hep noksandır. Fakat insanın tekâmülüne giden yol yavaş yavaş ve kesintisiz bir mücadele ile gerçekleşir.

Nefis Muhasebesi ve Süreklilik

Bu süreçte mümin, sürekli kendini muhasebeye tâbi tutmalıdır. Günlük, haftalık, aylık ve yıllık muhasebeler yapmalıdır. Özellikle bir Ramazan’dan diğer Ramazan’a kadar geçen süreyi tartmalı, “Ne kazandım ne kaybettim?” diye sormalıdır.

Kur’ân’da şöyle buyrulur:

بَلِ الْإِنْسَانُ عَلَى نَفْسِهِ بَصِيرَةٌ

“(Hayır!) Bilakis insan, kendi nefsi üzerine basiret sahibidir. (Kendisini en iyi tanıyandır.)”[21]

Ayete göre insan muhasebe ile kendi kusurlarını görebilir. Kul, dünyada kendi amellerini terazide tartar ve eksikliklerini görüp düzeltmeye çalışırsa, kıyamet gününe hazırlık yapar.

Biz de yazımızı Peygamberimizin (sav) güzel ahlak için yaptığı şu dua ile bitirelim:

اهْدِنِي لِأَحْسَنِ الْأَخْلَاقِ لَايَهْدِي لِأَحْسَنِهَا إِلَّا اَنْتَ، اصْرِفْ عَنِّي سَيِّئَهَا لَا يَصْرِفُ عَنِّي سَيِّئَهَا إِلَّا اَنْتَ

“Allah’ım! Beni en güzel ahlaka hidayet et; zira en güzel ahlaka ancak Sen hidayet edersin. Kötü ahlaktan da beni uzaklaştır; zira ondan da ancak Sen uzaklaştırırsın.”[22]


[1] Müslim, 2553

[2] Ahmed, 18289; Darimi, 2575

[3] El-Mufredât fî Ğarîbi’l Kur’ân, s. 114, b-r-r maddesi

[4] bk. El-Esmâu’l Husnâ, Tevhid Basım Yayın, s. 697

[5] 2/Bakara, 177

[6] 83/Mutaffifîn, 22

[7] 3/Âl-i İmrân, 193

[8] 49/Hucurât, 12

[9] 2/Bakara, 189

[10] 51/Zâriyât, 56

[11] Buhârî, 5655; Müslim, 141

[12] El-Mufredât fî Ğarîbi’l Kur’ân s. 297, h-l-k maddesi

[13] bk. 64/Teğabûn, 3

[14] Müslim, 2564

[15] Tehzîbu’l Ahlak, s. 41

[16] Ebu Dâvud, 4682

[17] Ahmed, 28179

[18] Tirmizî, 204

[19] Tirmizî, 2018

[20] Muvatta, 3558

[21] 75/Kıyâmet, 14

[22] Nesâî, 897

Önerilen makaleler