Loader
Tevhid Kitap
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Karanlıklarla Mücadele Edenlere Bir Rehber Sayfa : 27 / Yazar : Özcan YILDIRIM

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

قٓ۠ وَالْقُرْاٰنِ الْمَج۪يدِۚ  (۱)

بَلْ عَجِبُٓوا اَنْ جَٓاءَهُمْ مُنْذِرٌ مِنْهُمْ فَقَالَ الْكَافِرُونَ هٰذَا شَيْءٌ عَج۪يبٌ  (۲)

ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًاۚ ذٰلِكَ رَجْعٌ بَع۪يدٌ (۳)

قَدْ عَلِمْنَا مَا تَنْقُصُ الْاَرْضُ مِنْهُمْۚ وَعِنْدَنَا كِتَابٌ حَف۪يظٌ (٤)

بَلْ كَذَّبُوا بِالْحَقِّ لَمَّا جَٓاءَهُمْ فَهُمْ ف۪ٓي اَمْرٍ مَر۪يجٍ (٥)

Er-Rahmân ve Er-Rahîm olan Allah'ın adıyla (okumaya başlıyorum).

1. Kâf. Şerefli Kur'ân'a andolsun.

2. Onlara içlerinden bir uyarıcının gelmesine şaşırdılar ve kâfirler, "Bu şaşılacak bir şeydir." dediler.

3. "Öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman (diriltilecek miyiz)? Bu, (gerçekleşme ihtimali çok) uzak bir dönüştür."

4. Muhakkak ki biz, yerin onlardan ne eksilttiğini (onların toprakta nasıl çürüdüğünü) bilmişizdir. Bizim katımızda (her şeyin yazılıp) korunduğu bir Kitap vardır.

5. (Hayır, öyle değil!) Bilakis onlar, hak kendilerine geldiğinde onu yalanladılar. Onlar karışık/çelişkili bir durumdadırlar.

“Kâf. Şerefli Kur’ân’a andolsun.”

Allah (cc) sureye “kâf” harfiyle başladıktan sonra yemin harflerinden “vav” ile devam ediyor ve yemin ediyor. “Allah Kur’ân’ın birçok yerinde yeminler etmiştir. Kur’ân’a, yer ve mekânlara, gök cisimlerine, zaman dilimlerine… Allah’ın bir varlığa yemin etmesi, yemin ettiği varlığın azametini gösterir. Aynı zamanda bu azamet, kulların yanında da kıymet görmelidir. Çünkü Allah’ın yanında değerli olan, kulların yanında değerli; Allah’ın yanında değersiz olan, kulların yanında da değersiz olmalıdır. Kulluğun şerefli mertebelerinden biri de budur.

Günlük hayata bakıldığında insanlar da değer verdikleri şeyler üzerine yemin ederken, değersiz ve hakir gördüklerine yemin etmezler. Yemin, ancak değer verilen şeye yapılır. Kişi karşısındakini ikna etmek, önemli bir yere temas etmek, güven telkininde bulunmak veya bir şeyi ispat etmek için öncesinde yemin eder.”

Surenin girişi, Sâd Suresi ile benzerlik göstermektedir. Sâd Suresi’nde de tek bir harfle başlayıp, Kur’ân’ın üzerine yemin söz konusudur:

“Sâd. Çok şerefli/öğüt dolu Kur’ân’a andolsun”

Kur’ân’ın Muazzam Özellikleri

Kur’ân, Allah’ın kelamıdır. Her yönüyle eşsiz, mu’ciz bir kitaptır. Bundan dolayıdır ki Allah (cc) indirdiği bu mübarek kitabın pek çok ayetinde onu en güzel vasıflarla tavsif eder.

Kur’ân, Hayat Kitabıdır

“Böylece sana emrimizden bir ruh/Kur’ân vahyettik…”

Kur’ân ruhtur. Ruhun, bedenleri yaşattığı gibi Kur’ân da ölü kalpleri diriltir. Kendisine yönelen kalpleri her dozuyla tedavi eder, ayağa kaldırır. Davetçi buna çağırırsa toplumlar Kur’ân ile ayağa kalkar:

“Ey iman edenler! Sizleri, size hayat verecek şeylere davet ettiğinde Allah’a ve Resûl’e icabet edin. Bilin ki Allah, kişiyle kalbi (düşünceleri) arasına girer. Ve muhakkak (diriltilip), O’nun huzurunda toplanacaksınız.”

Kur’ân, Nurdur

“Ey insanlar! Rabbinizden size (hiçbir şüpheye yer bırakmayan) burhan geldi ve size apaçık bir nur indirdik.” 

Karanlıkta kalmış; kendisini dahi göremeyen; yol gösterecek küçük bir ses, bir ışık arayan ve bununla kurtulacağını ümit eden meyus bir kişinin yollarını aydınlatır:

“Elif, Lâm, Râ. (Bu,) insanları Rablerinin izniyle karanlıklardan aydınlığa, El-Azîz ve El-Hamîd (olan Allah’ın) yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz Kitap’tır.”

Kur’ân, Öğüt ve Manevi Hastalıklara Şifadır

“De ki: Ey insanlar! Şüphesiz ki size, Rabbinizden bir öğüt, sinelerde olan (manevi hastalıklara) şifa, müminler için de hidayet ve rahmet olan (bir Kitap geldi).”

Günahlardan kararmış, manevi hastalıklara düçar olmuş kalplerin tek şifa kaynağı Kur’ân’dır. Kur’ân’dan bağımsız olan piyasa terapileri ve ritüellerin hepsi sahte ve çakmadır.

Kur’ân, En Doğru Yola İletendir

Düşüncelerin her taraftan insanoğluna saldırdığı, “Hangisi doğru? Herkes bir şey söylüyor.” diye buhrana boğulduğu bir zamanda doğru yolun işaretlerini gösteren bu kitaptır:

“Şüphesiz ki bu Kur’ân, en doğru olana iletir ve salih amel işleyen müminleri, onlara büyük bir ecir olduğu (gerçeğiyle) müjdeler.”

Kur’ân, Hidayet ve Hak ile Batılı Ayıran Furkandır

Kur’ân, El-Hâdi olan Rabbimizin indirdiği hidayet kaynağı kitaptır. Hakkı batıldan sıyırıp, batılı yok eder. Hak elbisesi giydirilen, hak ile servis edilen batılı faş eden bir kitaptır:

“Ramazan ayı! O ay ki insanlara yol gösteren, hidayet ve furkandan apaçık deliller barındıran Kur’ân, o ayda indirilmiştir…” 

“(Hayır, öyle değil!) Bilakis biz, hakkı batıla musallat ederiz de onu beyninden yakalayıp parçalar. (Bir de bakarsın ki) batıl yok oluvermiş…”

Kur’ân, En Güzel Sözdür

Bir âlim, mütefekkir/düşünür, şair, filozof… sözüyle hoşbeş etmeye benzemez Kur’ân. Rablerinden korkanları okuduğu ânda etkiler:

“Allah, (ayetleri) birbirine benzeyen (ve ayetleri) tekrar eden, sözün en güzeli olan (Kur’ân’ı) Kitap olarak indirdi. Rablerinden korkanların, ondan dolayı derileri ürperir/tüyleri diken diken olur. Sonra ciltleri ve kalpleri Allah’ın zikrine yumuşar…”

“Müminler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığında kalpleri ürpertiyle titrer, O’nun ayetleri okunduğunda imanlarını arttırır ve yalnızca Rablerine tevekkül ederler.”

Kur’ân, Mübarek Bir Kitaptır

“Bu, bizim indirdiğimiz mübarek bir Kitap’tır…”

“…(bu Kur’ân) sana indirdiğimiz mübarek bir Kitap’tır.”

“Bu kitap, bereketin tüm anlamıyla bereketli, kutlu bir kitaptır. Kaynağı bakımından kutludur. Yüce Allah onu katından indirmekle kutsamıştır. Yüce Allah’ın ona lâyık olduğunu bilerek indirdiği yeri açısından kutludur. Burası Muhammed’in (salât ve selâm üzerine olsun) temiz, şerefli ve ulu kalbidir. Hacmi ve içeriği bakımından kutludur bu kitap. Kuşkusuz bu kitap, kalınlık bakımından insanların yazdığı kitaplara göre sayılı sayfalar konumundadır. Ancak, her bölümünde öylesine anlamlar, işaretler, etkenler ve direktifler içermektedir ki, hacim ve yer bakımından ondan kat kat büyük olan bu kitapların hiçbiri bu düzeye ulaşamaz. Gerek kendi kendine, gerekse başka insanların yanında söz sanatı üzerinde çalışanlar, kelimelerle anlamları ifade etme konusuyla uğraşanlar, söz sanatını incelemeyen, anlamları güzel bir şekilde ifade etme konusuyla uğraşmayanlardan daha iyi bir şekilde Kur’ân’daki uyumun bu açıdan kutlu olduğunu kavrarlar. Kur’ân’ın ifadesinde yer alan işaretleri, anlamları, ilham ve etkenleri bir insanın bu kadar dar bir yerde değil, geniş bir yerde bile ifade edemeyeceğini anlar. Bir tek ayet manaları o kadar güzel bir şekilde ifade etmekte, gerçekleri öylesine açıklamaktadır ki, insan sözlerinde eşine rastlanmayacak olağanüstülükte açıklama ve direktif yönünde çeşitli sanat dallarına örnek oluşturmaktadır. Bu kitap etkisi açısından da kutludur. Doğrudan doğruya insan fıtratına ve oluşumuna oldukça tatlı, latif ve etkileyici bir tarzda hitap etmektedir. Her alanda, her alışkanlıkta ve her eğilimde karşısına çıkmakta ve hiçbir konuşmacının sözlerinin yapamayacağı etkiyi yapmaktadır. Çünkü bu kitapta, yüce Allah’ın verdiği bir etkileme gücü vardır. Başka bir konuşmacının sözlerinde ise böyle bir etki söz konusu değildir.

Bu kitabın kutluluğunu anlatmak için, bundan daha fazla bir şey söyleme imkânına sahip değiliz. Söylesek bile bu, yüce Allah’ın bu kitabın; ‘kutlu’ bir kitap olduğuna ilişkin şahitliğinden fazla bir şey söyleyemeyiz. Her şeyi olduğu gibi bildiren kesin söz budur çünkü.”

Kur’ân, Şerefli Bir Kitaptır

“Kâf. Şerefli Kur’ân’a andolsun.”

“Sâd. Çok şerefli/öğüt dolu Kur’ân’a andolsun”

“(Bu) Kitap, (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz ve (hüküm ve hikmet sahibi) El-Hakîm olan Allah tarafından indirilmiştir.”

“…Oysa O, izzetli/şerefli/değerli bir Kitap’tır. Ne önünden ne de arkasından batıl ona gelebilir. (Hüküm ve hikmet sahibi) Hakîm, (her daim övgüyü hak eden ve varlık tarafından övülen) Hamîd (olan Allah) tarafından indirilmiştir.”

Kur'ân; şerefli, izzetli ve değerli bir kitaptır. Kaynağı yüce olduğu için; El-Azîz ve El-Mecîd olan Allah katından indirildiği için; El-Cemîl olanın kelamı olduğu için; kelimeleri bir şair veya bir edip tarafından değil, El-Hakîm olan Allah tarafından seçildiği içindir.

Kur’ân değerlidir, değer katar. Şereflidir, şeref katar. İzzetlidir, izzet katar. Onurludur, onur katar. Ne gariptir, insanlık izzetten ve onurdan uzak bir vadide şaşkınca izzet dileniyor. Kitap da kendisine “İzzetin kaynağı benim, çünkü seni yaratan Allah’ın kelamıyım.” diye sesleniyor. Fakat ona karşı sağır kesiliyor. İzzet fukarası insanlık her söze kulak veriyor. Fakat sözün en güzelinden, kendisini şerefli kılacak olandan kaçınıyor. Fakat bilmiyor ki bununla değer kazanıp, bununla yüce mertebelere çıkacak…

Kur’ân, Toplumların Kurtuluş Reçetesidir

“Allah bu Kur’ân ile bazı kavimleri yükseltir, bazılarını da alçaltır.”

Bu hadisi Ömer (ra) şu bağlamda nakleder: “Bir köle olan İbni Ebza, Ömer’in (ra) Mekke Valisi Nafi’ ibni Abdulharis tarafından emir tayin edilir. Ömer’in (ra), kendisine, ‘Bir köleyi mi tayin ettin?’ diye sorması üzerine Nafi’, ‘O, Allah’ın Kitabı’nı okuyan, farzları iyi bilen ve hüküm verebilen bir kimsedir.’ diye cevap verir. Ömer (ra) ise Allah Resûlü’nün (sav) şöyle buyurduğunu haber verir: ‘Şüphesiz Allah bu kitapla bazı kavimleri yükseltir, bazılarını da alçaltır.’ ” 

Ebu Abdurrahman Es-Sulemî şöyle demektedir: “Osman ibni Affân, Abdullah ibni Mesud ve diğerleri (r.anhum) gibi Kur’ân okutanlar bize şöyle rivayet ettiler: ‘Peygamber’den (sav) on ayet öğrendikleri zaman, bu ayetlerin muhtevasındaki ilim ve ameli öğreninceye kadar diğer ayetler(i öğrenmey)e geçmezlerdi.’ Şöyle dediler: ‘(Peygamber) bize Kur’ân’ı, ilim ve ameli bir bütün olarak öğretirdi.’ ”

Cündüb ibni Abdullah (ra) şöyle anlatır: “Bizler ergenlik çağında iken üç beş genç olarak Peygamber (sav) ile beraber bulunduk. Biz, Kur’ân’ı öğrenmeden önce imanı öğrendik. Ondan sonra Kur’ân’ı öğrendik. Bu sayede de imanımız arttı.”

Abdullah ibni Ömer de (ra) şöyle der: “Biz öyle bir hayat yaşadık ki bizlere Kur’ân’dan önce iman verildi. Bir sure Efendimize nazil olur olmaz bizler o surede, Allah’ın bizlere vermek istediği mesajları anlamak için gayret sarf eder, helalleri ve haramları öğrenmeye çalışırdık. Siz şimdi nasıl Kur’ân’ın lafızlarını öğrenme hususunda çaba harcıyorsanız, biz bu çabadan daha fazlasını o ayetleri anlamak için harcardık. Ama bakıyorum ki bizden sonra gelenler; Fâtiha’dan başlayıp, sonuna kadar okuyup ezberlemelerine rağmen ne emrettiğini, neleri yasakladığını ve nelerin bellenmesi gerektiğini bilmiyor.”

Abdullah ibni Mesud (ra) şöyle demiştir: “Yemin ederim ki Allah’ın Kitabı’nda, nerede nazil olduğunu bilmediğim bir sure ve kimin hakkında indiğini bilmediğim bir ayet yoktur. Bununla birlikte Allah’ın Kitabı’nı benden daha iyi bilen ve ulaşılabilir birinin var olduğunu bilsem hemen ayağına gider, ondan faydalanırdım.”

Sahabe (r.anhum) bu kitap ile yüceldi. Bu kitap ile Allah’ın kelimesini en yüce yaptılar. Bu kitaba değer verdiler, bu kitap da onları değerli kıldı. Bu kitaba kulak verdiler, bu kitap da onları cahiliyeden çıkarıp parça parça onardı. Önce pazarlıksız iman ettiler, ardından bu kitaba sımsıkı sarıldılar. Tane tane, tedebbür ederek anlamları üzerinde yoğunlaştılar. Ta ki en iyi şekilde pratiğe yansıtsınlar ve hayatlarına dâhil etsinler.

Nitekim Enes (ra), “Bizden biri Bakara ve Âl-i İmran Surelerini okuduğu zaman, o kimse gözümüzde büyürdü” diyerek buraya dikkat çekmiştir. İbni Ömer (ra) Bakara Suresi’ni hıfzetmek için birkaç yılını vermiş, hatta bunun sekiz sene olduğu da rivayet edilmiştir.

Kur’ân salt okumalarla hayata müdahil olmaz. Tedebbür edilerek, ilmî ve amelî bir bütün olarak yansıtarak, ona çağırarak müdahil olur:

“Ayetlerini tedebbür edip (iyice düşünsünler) ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye, (bu Kur’ân) sana indirdiğimiz mübarek bir Kitap’tır.”

“Onlar Kur’ân’ın (derin anlamlarını anlayacak şekilde dikkatli) düşünmüyorlar mı? Şayet Allah’tan (değil de) bir başka yerden gelmiş olsaydı onda çok fazla çelişki/zıtlık bulurlardı.”

“Onlar, Kur’ân’ı derinlemesine düşünmezler mi? Yoksa, kalpleri üzerinde kilitler mi var?”

“Onlar, sözü (Kur’ân’ı) derinlemesine düşünmediler mi?..”

Kur’ân’ın bu denli vasfı olmasına karşın ıslah olunmuyorsa, kalpler onun öğüt olduğunu, günahlardan ve üzerindeki kilitlerden ötürü algılamıyordur.

Düşündüğümüz, konuştuğumuz ve iyiliklerinden bahsettiğimiz varlıklar; sevdiklerimizdir. Bu nedenle onu her gün anar, onsuz geçen zamanları kayıp olarak değerlendiririz. Onu her gün anar, onsuz geçen zamanları kayıp olarak değerlendiririz. Onun hakkında konuşulanlara karşı çıkar, onu savunuruz… O bize birkaç cümle söylediğinde cankulağıyla dinler ve nasihatlerine ram eyleriz.

Allah’ın huzuruna günde beş vakit duruyoruz, gün içerisinde O’nun yoluna çağırıyoruz, O’nu zikrediyor, Kitab’ını okuyoruz… Fakat Kitab’ının, yukarıda sadece bir kısmını ele aldığımız o özelliklerinin yansımasını hayatımızda bulamıyoruz. Bu kadar özelliği olan yüce bir kitap; onarmıyor, kalplerdeki kilitleri kırmıyor, şifa olmuyor, doğru yolu göstermiyor, izzetli/onurlu kılmıyor… Öyleyse sorun, kalbimizi Kur’ân’a ne kadar açtığımızdır. Kur’ân, dünya gözlüğüyle okunacak bir kitap değildir. Benliğiyle yaklaşanlara adım atmaz… Dünyasını ayaklar altına alan, benliklerini aşan ve ondan başka deva yokmuş gibi yudum yudum içenlere bir şifa; karanlıklarla mücadele edenlere bir yol gösterici, bir rehber olur…

“Allah onunla rızasına uyanları yolun en doğru olanına iletir, onları izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve dosdoğru yola hidayet eder.”

“Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.” duamız ile…

Bu Sayfayı Paylaş :