Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Allah Resûlü'ne Olan Sevgimizi Arttırmanın Yolları 15-04-2019 Sayfa : 33-36 / Yazar : Enes YELGÜN

Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah'a salât ve selam O'nun Resûlü'ne olsun.

Allah Resûlü hicret yolculuğunun ilk durağı olan Kuba'da mescid açıp cuma namazını eda ettikten sonra Medine'de ikamet edeceği bölgeye doğru yola çıktı. Medine'ye girdiğinde Kuba'da olduğu gibi sevinç gösterileri ile karşılandı. Herkes Allah Resûlü'nün kendi evinde misafir olarak kalmasını istiyordu. Ancak o, insanlara, devesini serbest bırakmalarını nerede çöker ise orada konaklayacağını söylüyordu. Böylece kimsenin kalbi kırılmamış olacaktı.

Sonunda deve bir iki yerde çöküp kalktıktan sonra Allah Resûlü'nün mescid inşa edilinceye kadar ikamet edeceği Ebu Eyyub El-Ensari'nin evinin önündeki arsaya çöktü. Ebu Eyyub, Resûlullah'ı (sav), "Buyrunuz ey Allah'ın Resûlü! Hanemizi şereflendiriniz!" diyerek evine davet etti.

Resûlullah, Ebu Eyyub'un (ra) evine doğru gelirken, Neccaroğulları'nın küçücük kızları deflerle karşısına çıkıp "Neccaroğulları'nın kızlarıyız biz! Muhammed'in (sav) hısımları olmak, onunla komşu olmak ne büyük bir saadet ne büyük bir şereftir!" diyerek neşidler okuyorlardı.

Peygamberimiz onlara "Söyleyin bakalım, beni seviyor musunuz?" diye soruyordu. Onlar da "Evet ya Resûlullah! Seni çok seviyoruz!" diyorlardı. Onların neşe ve sevinçlerine ortak olan Allah Resûlü de "Allah biliyor ya, ben de sizleri seviyorum!" buyuruyordu.1

Allah Resûlü'nün (sav) Medine'ye gelişindeki atmosferi bize haber veren Bera bin Azib (ra), o günü şöyle anlatıyor:

"Ben Medinelilerin, Resûlullah'ın gelişine sevindikleri kadar sevindikleri başka bir şey görmedim! Bütün Medineliler büyük küçük, kadın erkek yollara dökülüp evlerin çatılarına çıkmışlar ve 'Allah'ın Nebisi geldi! Ya Muhammed! Ya Resûlullah! Ya Muhammed! Ya Resûlullah!' diyerek sevinçle bağırıyorlardı." 2

Enes bin Malik (ra) da: "Ben, Resûlullah'ın Medine'yi şereflendirdiği günden daha güzel, daha parlak, daha nurlu bir gün görmedim, O geldiğinde bütün Medine aydınlığa gark oldu." diyerek o kutlu günü vasfetmiştir.3

Abdullah b. Selam (ra) ise Allah Resûlü ile ilk karşılaşmasını şöyle anlatıyor:

"Resûlullah'ın Medine'yi şereflendirdiği gün, insanlar, 'Resûlullah geldi! Resûlullah geldi!' diye ona doğru koşarak gidiyordu. Onu görmek için ben de halkın arasına katıldım. Resûlullah'ın yüzünü görür görmez o yüzün sahibinin yalan söylemeyeceğini anladım." 4

Allah Resûlü'nün (sav) Kuba'da gördüğü manzaranın daha coşkulu hâliyle Medine'de karşılaşması bize Allah Resûlü'nü sevmek bahsinde tefekkür etmeye sevk etmelidir. Medinelilerin hiç görmedikleri bir şahsa yönelik bu teveccühlerinin sebebini iyi tahlil etmek gerekir. Çünkü Allah Resûlü'nü sevmek imanın bir gereğidir. Yapılacak tüm salih ameller için itici bir güçtür.

Peki Medinelilerin kalplerini dolduran bu sevginin kaynağı ne idi?

Öncelikle şunu söylemek gerekir: Burada zikredeceğimiz maddeler Allah Resûlü'nü sevmek için yapılacak olanların hepsini kapsamamaktadır. Bu, ancak sırf bu hususta yazılacak olan eserlerde ele alınabilecek genişlikte bir konudur. Ayrıca bir giriş olarak yine şunu söylemek gerekir ki Allah Resûlü'nü insanların bu kadar sevmesini sağlayan, aşağıdaki maddeleri kolaylaştırarak buna zemin hazırlayan Muhacirlerdir. Onların Medine'de yaptıkları geniş çaplı davet çalışması sayesinde imanın bir rüknü olan Allah Resûlü'nü sevme başlığı hakkı ile gündemleştirilmiş ve bu sevgi Medinelilerin kalplerine işlemiştir.

Asıl konumuza gelecek olursak:

Allah Resûlü'nü (sav) sevmenin ilk yolu onu tanımaktır. Çünkü insan muhatabını tanıdıkça onunla alakalı gerçekçi değerlendirmeler yapar. Olumlu veya olumsuz kanaate ulaşır. Allah Resûlü o kadar muazzam bir örnektir ki hayatının en ince ayrıntıları dahi insanlar tarafından bilinmekte ve bu durum ona karşı sevgiyi kat kat arttırmaktadır.

Öyleyse hem kendimiz hem de nesillerimiz için Allah Resûlü'nü (sav) tanıma amaçlı programlar, okumalar yapmak çok önemlidir.

Sahabe de bunun farkına varmış, güçleri nispetince Allah Resûlü'nün hayatını öğrenmeye çabalamışlardır. İbni Abbas (ra), bunun için teyzesi Meymune'nin (r.anha) yanında gecelemiş; Aişe annemiz, yeğeni Urve'ye Allah Resûlü'nün siretini anlatmıştır.

Ebu Cehil'i öldüren iki gencin annesi Afra Hatun hem kendisini hem de çocuklarını işte bu yöntemle yetiştirmiş, kalplerini Allah Resûlü'nün sevgisiyle doldurmuştur. "Ben Medineli olduğum için onun on üç yıllık hayatını bilmiyorum. Onun hayatının bu dönemini Mekkeli kadınlardan öğreneyim." diyerek muhacir kadınlara bir teklif sunmuştur:

"Ben her gün sizin evinize gelip ev işlerinizi yapayım, buna karşılık siz de bana Allah Resûlü'nün hayatını anlatın."

İşte bu kadının evinde yetişen iki gencin Bedir Günü yaptıkları, Allah Resûlü'nün (sav) sevgisinin nasıl kazanılacağına ve o sevgiyi elde edince onun salih ameller için nasıl bir doping kaynağı olacağına dair çok güzel bir örnektir. Abdurrahman bin Avf (ra) o kıssayı şöyle anlatıyor:

"Bedir gününde safta duruyordum. Sağıma ve soluma baktım. Ensar'dan iki çocuk vardı. Ben o ikisinden daha yapılı iki kişinin arasında olmayı temenni ettim. O sırada onlardan biri beni dürttü ve:

Ey amca, Ebu Cehil'i tanıyor musun? dedi. Ben de:

Evet, senin Ebu Cehil'le ne işin olur ey kardeşimin oğlu? dedim.

Duydum ki o, Allah Resûlü'ne sövüyormuş. Vallahi onu görürsem ikimizden biri ölünceye dek onu bırakmayacağım, dedi.

Çocuğun bu durumuna şaşırdım. O sırada öbür yanımda olan beni dürttü ve aynı şeyleri söyledi. Bu konuşmanın üstünden çok geçmeden Ebu Cehil'in insanların arasında gezindiğini gördüm. O iki gence 'Bu, bana sorduğunuz şahıstır.' dedim. Kılıçlarıyla fırlayıp ona saldırdılar ve onu öldürdüler." 5

Allah Resûlü'nü sevmek için atılması gereken ikinci adım ondan çokça bahsetmektir. Kişinin dili ne ile meşgulse kalbi de onunla meşguldür. Her ortamda bir şekilde konusu geçen bir peygamber, kişinin kalbinde, sevgisinin dolu dolu olduğu bir peygamberdir. Bunun başka bir şekli de ona salât ve selam getirmektir:

"Allah ve melekleri Peygamber'e salât etmektedir. Ey iman edenler! Siz de ona salât ve selam edin." 6

Allah Resûlü (sav):

"Kim bana bir defa salât getirirse Allah ona on defa salât getirir." 7 buyurmuştur.

Dil ile kalbin bağı bu iken diğer tüm organların ve zahirin de kalp ile direk bağı vardır. Zahiren herhangi bir şeye meyil kalbin de ona meyletmesi anlamına gelir. Bu sebeple Müslim; zahirinde oturması kalkması, yemesi içmesi, konuşması susması ile Allah Resûlü'ne ne kadar benzerse kalbi de o kadar peygamber sevgisiyle dolar. Kişi zaten sevdiğini taklit etmez mi?

Son ve en önemli madde ise kalplerin sahibinin kapısını ısrarla çalmaktır:

"Kalpler, Rahman'ın parmakları arasındadır, dilediği kalbi doğrultur, dilediğini saptırır." 8

Sürekli Rabbimizin "El-Vedûd" ismiyle O'na (cc) yalvarmalı ve Peygamberinin sevgisini kalbimize yerleştirmesini O'ndan talep etmeliyiz.9

Allah Resûlü (sav) devesinin çöktüğü yerde bir mescid inşa etmeye karar verdi ve ashabına bu arazinin sahiplerini sordu. Ensar, arazinin iki yetime ait olduğunu söyleyince Resûlullah bu iki genci çağırıp burasını mescid yapmak için arsanın değerini onlara verip satın almak istedi. Bu gençler de: "Ya Resûlullah! Burasını biz sana bağışlarız." dediler.

Fakat Resûlullah (sav) arsayı bağış olarak satın almak istemedi. Nihayetinde bu arsayı onlardan belli bir fiyatla satın aldı.10

Allah Resûlü'nün aynı Kuba'da olduğu gibi ilk olarak mescid inşa etmesi İslami hareketin planlı bir şekilde ilerlediğini ve mescidlerin bu plan içerisindeki önemini göstermektedir. Aynı şekilde Allah Resûlü'nün uzun bir yolculuktan sonra ilgileneceği, önceleyeceği birçok şahsi işi olmasına rağmen mescid inşasına başlaması İslami hareketin her ferdi için örnek alınması gereken bir durumdur. Her bir Müslim, öncelik sıralaması yaptığı zaman daveti ve davetle ilintili işleri öncelemelidir. Allah da onun geri kalan işlerine kefildir.

Resûlullah bu iki yetimden alınan araziye hemen bir mescid yapılmasını emretti. Mescidinin ve kalacağı evlerin inşa edilmesine kadar Ebu Eyyub'un yanında kaldı.

Resûlullah da mescidin inşasında çalışıyor ve Müslimleri çalışmaya teşvik ediyordu. Orada Muhacir ve Ensar beraber çalışıp gayret gösterdiler ve yoruldular. Müslimlerden bir sözcü şöyle diyordu:

"And olsun Resûlullah çalıştığı hâlde eğer biz oturursak, bu bizim yaptığımız sapıklıktan başka bir şey olmaz."

Müslimler inşaatta çalışırken Bahr-i Recez'den şiir söyleyerek şöyle diyorlardı:

"Ahiretin yaşamından başka yaşam yoktur.

Allah'ım! Sen Ensar ve Muhacirlere rahmet et." 11

Resûlullah da (sav) onlara şöyle karşılık veriyordu:

"Ey Rabbimiz! Yüklenip taşıdığımız şu balçıktan yapılmış ham kerpiç yükü, Hayber'in değerli yükünden daha hayırlı ve daha temizdir. Şüphesiz ki hayır ve iyilik ahiret iyiliğidir. Allah'ım! Sen Ensara ve Muhacirlere rahmet et." 12

Allah Resûlü hayatı boyunca mütevaziliği elden bırakmamış, insanların ona farklı bir göz ile bakmasını istememiştir. Her ne kadar ashabı onun bir kılına dahi zarar gelmesini istemeyip çalışmasına engel olmaya çalışsalar da Allah Resûlü buna karşı çıkmış ve ashabı ile beraber taşın altına elini koymuştur.

Mescidler bugün maalesef isimlerini ve işlevlerini kaybetmişlerdir. Allah'ın dininin apaçık bir şekilde anlatılması beklenen minberler; yeryüzündeki tağutların meşrulaştırıldığı, Allah'ın ayetlerinin gizlendiği, tevhid ehline düşmanlığın kusulduğu mekânlar hâline gelmiştir. İşte bu hâlde Müslimlerin üzerine düşen görev kat kat fazlalaşmıştır. Müslimler ellerindeki tüm imkanları seferber ederek bu mescid-i dırarlardan yükselen batıl sesleri bastıracak takva mescidleri inşa etmelilerdir. İnsanları bu mescidlere çağırmalı, Allah'ın dinini tahrif edilmemiş hâli ile kitlelere ulaştırmalılardır. Bu mescidlerin, içinin dışının şekli önemli değildir. Önemli olan içinde yapılan ameller ile nasıl imar edildiğidir.

"Allah'ın mescidlerini, ancak Allah'a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve yalnızca Allah'tan korkan kimseler imar edebilir. Umulur ki bunlar, hidayete ermiş kimselerden olurlar." 13

"Kim, (Allah rızası için) bir mescid yaparsa Allah da ona (cennette) onun benzerini (gibi bir köşk) yapar." 14

Davamızın sonu âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd etmektir.

 

1 . İbni Mace, 21.

 

2 . Buhari, Menakıbu'l Ensar, 45; Müslim, Zühd, 75.

 

3 . Ahmed, 3/122; Tirmizi, Menakıb, 1/3618.

 

4 . Buhari, Meğazi, 79; Müslim, Tevbe, 53.

 

5 . Buhari, 3141; Müslim, 1752.

 

6 . 33/Ahzâb, 56

 

7 . Müslim, Ebu Davud, Nesai, Tirmizi

 

8 . Müslim, 2654

 

9 . Bu kısım Halis Hoca'nın "Tüm Resûllerin Ortak Müjdesi" kitabının "Allah Resûlü'ne Karşı Sevgiyi Artırmanın Yolları" bölümünden özetlenmiştir.

 

10 . Buhari, Müslim.

 

11 . Siyeri İbni Hişam

 

12 . Buhari, Müslim

 

13 . 9/Tevbe, 18

 

14 . Buhari, 450; Müslim, 533.

 

Bu Sayfayı Paylaş :