Geçtiğimiz ay Nesîbe binti Kâ’b’ın (r.anha) hayatına başlamış, Uhud Günü sergilediği kahramanlıklardan bahsetmiştik. Bu ay yine hayatından hayatımıza kazanımlar edinmeye devam ediyoruz.

Hudeybiye’den, Rıza-i İlahiye

Hicretin altıncı yılında Allah Resûlü (sav) Medine’de bir rüya görmüştü. Rüyasında ashabıyla birlikte Mescid-i Haram’a girdiklerini, Kâbe’nin anahtarlarını aldığını ve umre yaptıklarını haber vermişti.[1] Müminler altı yıllık hasretin ardından öz yurtları olan Mekke’ye girip Kâbe’yi görme müjdesiyle sevinmişlerdi. Resûlullah (sav) Zilkade ayında 1400 sahabesiyle birlikte[2] kurbanlıklarını alıp Hudeybiye’ye doğru yola çıkmıştı. Tabii Nesîbe (r.anha) Allah Resûlü’nü (sav) yalnız bırakır mı, o da kendisiyle birlikte yola çıkmış, bu kutlu sefere katılan dört kadından biri olmuştu.[3]

Resûlullah (sav) Zi Tuva’ya inince haberi alan Kureyş, Müslimlerin yolunun üzerine adamlarını yolladı. Müslimleri Mekke’ye sokmamakta kararlıydılar. Oysa kan dökmek için gelmemişti Allah Resûlü (sav), tek gayesi Beytullah’ı yüceltmekti. Ancak tüm müşrikler gibi onlar da Allah’ın (cc) şiarlarının yüceltilmesine tahammül edemediler ve yollarını tutup Kâbe’ye varmalarını engellediler.

Kızmıştı Peygamberimiz (sav), öyle ki savaşa bile niyetlenmişti. Seniyyetü’l Mirar’dan kaldırmıştı Kusva’sını, fakat Kusva gitmiyordu. İnsanlar, “Kusva kaldı, Kusva kaldı.” dediler. Nebi (sav), “Kusva kalmadı. Onun böyle bir huyu da yoktur. Fakat filin gitmesine engel olan, onun da gitmesine engel oluyor.” buyurdu.[4] Rabbimizin savaş istemediğini anlayınca Allah Resûlü de (sav) vazgeçti savaşmaktan. O vazgeçince Kusva’da direnmekten vazgeçti ve sıçrayıp kalktı.

Kalkıp Hudeybiye’ye varınca sulh için damadı Osman ibni Affan’ı (ra) elçi olarak Kureyş’e yolladı. Osman (ra) dönmekte gecikince öldürüldüğünü zannedip savaş için ashabından biat aldı. İşte Allah (cc), o Semure[5] ağacının altında Resûlullah’a (sav) biat edenlerden razı oldu!

“Andolsun ki o ağacın altında sana biat ettikleri zaman, Allah müminlerden razı olmuştur. Onların kalplerinde olan (samimiyeti) bilmiş, üzerlerine sekinet indirmiş ve onları yakın bir fetihle mükâfatlandırmıştır.”[6]

Evet, salih ameller cennete giden yolun tabelalarıdır; ancak insan, cennetin kapısının nerede kendisine açılacağını da bilemez. O hâlde pürdikkat yol almalı, son çıkışı kaçırmamalıdır. İlkel dürtülerinden vazgeçmeli, şehvetlerin göz bağcılığından kurtulmalıdır. En mühimi samimi olmalıdır. O samimi olur, Allah da (cc) kalpte olan samimiyeti bilirse; ummadığı bir ânda, ummadığı bir yerde, samimiyetini hayal dahi edemeyeceği lütuflarla mükâfatlandıracaktır.

Nesîbe gibi… Nereden bilebilirdi ki o tozlu yolları aşarken cehennemden kurtulup cennete yol aldığını.[7]

Fedakârlık, Örneklikle Kazandırılır

Nesîbe’nin (r.anha) nasıl bir anne olduğunu evlatlarının hayatından anlayabiliriz. Çünkü çocuklarının her bir ferdi ayrı bir değer taşır. Fedakârlıkları dillere destan olacak niteliktedir. İlk olarak Habib’den (ra) bahsedelim:

Hicretin onuncu yılına doğru Allah Resûlü’nün yaşı ilerleyip vefatı yaklaşınca bazı kavimler ve bazı insanlar mal ve konum sahibi olmak için nübüvvet makamını kullanmayı düşünmüşlerdi. Öyle ki Allah Resûlü’nün vefat etmesini dahi bekleyemeyip peygamberliklerini ilan etmişlerdi. Bu kezzabların başında Müseylimetü’l Kezzab geliyordu. Allah Resûlü (sav) kendisinden sonra halife olma teklifini kabul etmeyince bu yola başvurmuş, Müslimlerin başına büyük belalar açmıştı.

Allah Resûlü (sav), Habib ibni Zeyd’i (ra) bir mektupla beraber Müseylime’ye göndermişti. Habib mektubu teslim edince çılgına dönen Müseylime, tahammül edemeyip Allah Resûlü’nün (sav) elçisine zeval etti. Habib’i bağlattı ve şunları sordu:

“Muhammed’in Allah’ın Resûlü olduğuna şahitlik ediyor musun?”

“Evet.”

“Öyleyse benim Allah’ın Resûlü olduğuma şahitlik ediyor musun?”

“Seni duymuyorum.”[8]

Müseylime, Allah Resûlü’nü (sav) her sorduğunda Habib (ra) ona salât ve selam getirdi. Kendisinden bahsedince, “Seni duymuyorum.” diyerek kale alınmayacak kadar değersiz olduğunu belirtti. Müseylime kendisini aşağılayan bu sözleri duyunca öfkeyle dolup taştı. Öldürünceye kadar bu soruları sordu ve her cevabına karşı Habib’in uzuvlarını parça parça kesti. Namertçe on iki yara açtı bedenine…[9]

Gördüğü bu feci işkenceye rağmen Allah Resûlü’ne (sav) olan sadakatinden asla vazgeçmedi Habib (ra). Hudeybiye’de ölüm üzere biat etmişti ya hani; işte son nefesine kadar bu sözünde durdu ve büyük bir onurla şehadete kavuştu.

Bir de Abdullah’tan (ra) bahsedelim:

Abdullah, Allah Resûlü (sav) ile birlikte Bedir, Uhud, Hendek ve daha birçok savaşa katılmış ve hiçbir mücadelede Nebi’yi yalnız bırakmamıştır. Âdeta onun gölgesi olmuştur.[10]

Uhud Savaşı’nda önce Allah Resûlü’nü (sav), sonra annesini nasıl müdafaa ettiğini biliyoruz. Aynı tavrı kardeşi için de sergilemiş, Yemame Savaşı’na katılarak kardeşinin kanını yerde bırakmamıştır. Hain Müseylime’yi, Vahşi ile (ra) birlikte öldürmüştür. Son nefesine kadar davası uğruna mücadele etmekten geri kalmamıştır. Harre olaylarında kendisinden biat istenildiğinde, “Resûlullah’tan sonra kimseye ölüm üzere biat etmem.” diyerek fitneden kaçınmış, zulmü üzerine bulaştırmamıştır. En sonunda ailesine yakışır bir şekilde kardeşi gibi bu olaylarda canını Rabbine (cc) şehit olarak teslim etmiştir.

Nesîbe’nin (r.anha) ailesi de en az kendisi kadar fedakârdır. Özellikle oğulları Abdullah ve Habib (r.anhuma), sergiledikleri kahramanlıklarıyla nasıl birer serdengeçti olduklarını göstermişlerdir. Yeri geldiğinde terlerinden, yeri geldiğinde kanlarından davaya takdim ettikleriyle “Ensar” olmanın niteliğini beyan etmişlerdir. Bu mertebeye en çok da Nesîbe’den öğrendikleri sayesinde erişmişlerdir.

Ömer’in (ra) Nesîbe’ye (r.anha) Verdiği Değer

Hani Nebi (sav) Abdullah’a (ra), annesi Nesîbe (r.anha) için, “Annenin makamı, falan ve falanın makamından daha hayırlıdır.”[11] demişti ya; bunu bilen Ömer de (ra) aynı değeri Nesîbe’ye vermiştir. Halifeliği yıllarında yaşanan şu olaydan bunu rahatlıkla anlayabiliriz:

“Ömer ibni El-Hattab peştamallar getirmişti. İçlerinde iyi ve geniş bir peştamal vardı.

İnsanlardan biri, ‘Şu peştamal, şu kadar para değerindedir. Onu, Abdullah ibni Ömer’in eşi Safiyye binti Ebu Ubeyd’e gönderseniz!’ dedi.

(Ravi) dedi ki: ‘Safiyye çok gençti, henüz ibni Ömer’in yanında yatmıyordu.’

Ömer ibni El-Hattâb dedi ki: ‘Onu, Safiyye’den daha layık birine; Ümmü Umâre Nesîbe binti Ka’b’a göndereceğim.

Resûlullah’ı (sav) Uhud Savaşı’nda şöyle derken işitmiştim: ‘Sağa sola her baktığımda Ümmü Umâre’nin arkamda savaştığını gördüm.’ ’ ”[12]

Yaşadığı toprakta İslam nizamının hayallerini kuran her Müslim, örneklik müessesini ihya etmek zorundadır. Çünkü “Örneklik müessesi vahyin terbiye metodudur.”[13] Yeni bir inkılap ancak bu metodla gerçekleşir. Bilhassa da ümmetin anneleri, yeni nesillerin örnek aldığı ilk kişilerdir. Toplum onlarla inşa edilir. Onlar, nefsani ve şeytani bahaneleri bir kenara bırakıp her şeye rağmen davanın yanında saf tutarlarsa; onlar, tüm menfaatlerinden feragat ederek yeri geldiğinde eline kılıç bile alacak kadar cesur olurlarsa; onlar, Nesîbe (r.anha) gibi dava uğruna onlarca yara almaktan çekinmezlerse tabii ki çocukları da Habib (ra) gibi tüm bedeninin parça parça kesilmesine aldırmayacaktır.[14]

İşte bu değere ulaşmak çok uzak değildir. Yapılması gereken her şey bellidir. Unutmayalım, YARINLAR BİZİMDİR…

 


[1]. Peygamberimizin Hayatı ve Daveti, Safiyyurrahman Mübarek Furi, Risale Yayınları, s. 339

[2]. Buhari, 4150

[3]. Seferde yer alan diğer hanım sahabiler şunlardır: Ümmü Seleme, Esma binti Yezid, Esma binti Amr (r.anhum). (Kitâbü’l Meġāzî, Vâkıdî, 2/574)

[4]. Buhari, 2732; Ebu Davud, 2765

[5]. Darimi, 2498

[6]. 48/Fetih, 18

[7]. Allah Resûlü (sav) şöyle buyurdu: “Ağacın altında biat edenlerden hiç kimse asla cehenneme girmeyecektir.” (Tirmizi, 3860; Ebu Davud, 4653)

[8]. Tabakat, İbni Sa’d, 4/335; Es-Sîretü’n Nebeviyye, İbni Hişâm 1/466

[9]. Es-Sîretü’n Nebeviyye, İbni Hişâm 1/467

[10]. Tabakat, İbni Sa’d, 4/335

[11]. Tabakat, İbni Sa’d, 10/421

[12]. Tabakat, İbni Sa’d, 10/422

[13]. Halis Bayancuk Hoca’mızın Tevhid Dergisi’nin 101. sayısındaki “Hasbihâl” yazısından bir cümle.

[14]. Nesîbe (r.anha), oğlunu kaybettiği Yemame Savaşı’nda on iki yara almış ve bir elini kaybetmiştir. (bk. Tabakat, İbni Sa’d, 10/422)