Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla…

Allah’a hamd, Resûl’üne salât ve selam olsun.

Önceki makalemizde, Sünnetin vahiy olduğuna dair Kur’ân’dan bazı deliller zikretmiştik. Bu makalemizde ise Sünnetten bazı deliller zikretmeye çalışacağız.

Sünnetten Bazı Deliller[1]

Birçok hadiste şu şekilde veya bunlara benzer manada ibarelere rastlamaktayız:

“Bana vahyedildi…”

“Bana emredildi…”

“Cibril geldi ve bana haber verdi…”

“Bana gösterildi…”

Bu ibareleri barındıran hadisler, Sünnet-vahiy ilişkisinin hem delilleri hem de pratik örnekleridir.

Birkaç misal verelim:

İyaz ibni Himar El-Mücaşi’nin rivayet ettiğine göre bir gün Resûlullah (sav) hutbe verirken şöyle buyurmuştur:

“Bakın, bana öğretilenlerden sizin bilmediğiniz bir şeyi bugün size öğretmemi Rabbim bana emretti.

Allah şöyle buyurmuştur:

‘Bir kula bağışladığım her türlü mal helaldir. Ben, kullarımın tümünü temiz yaratılış (haniflik) üzere yarattım. Bu arada onlara şeytanlar geldiler ve onları dinlerinden çevirdiler, kendilerine helâl kıldığım şeyleri onlara haram kıldılar, hakkında hiçbir delil indirmediğim şeyi bana şirk koşmalarını emrettiler.’ ”[2]

“...Allah bana şöyle vahyetti:

‘Mütevazı olunuz! Bazılarınız bazılarınıza karşı böbürlenmesin. Bazılarınız bazılarınıza karşı haddi aşmasın...’ ”[3]

“Misvak bana emredildi. Öyle ki onun hakkında Kur’ân ayeti inmesinden korktum.’’[4]

“Resûlullah (sav), ashabına namaz kıldırırken ayakkabılarını çıkardı ve sol tarafına koydu. Bunu gören ashab da ayakkabılarını çıkardılar.

Resûlullah (sav), namazı bitirince, ‘Ayakkabılarınızı neden çıkardınız?’ diye sordu.

Onlar da, ‘Senin çıkardığını gördük, biz de ondan dolayı çıkardık.’ dediler.

‘Cibril geldi ve bana, ayakkabılarımda pislik olduğunu haber verdi. (O yüzden çıkarmıştım.)’ dedi…”[5]

“Yedi aza üzerine secde etmekle emrolundum: Alın -bu sırada mübarek eliyle burnuna da işaret etti-, iki el, iki diz ve ayakların uçları. Ayrıca namazdayken elbiselerimiz, saçımız ve başımızla oynamamamız emredildi.”[6]

İbni Abbas’tan şöyle rivayet edilmiştir:

“Azîz ve Celil olan Allah (cc), Peygamber’in (sav) diliyle namazları dört rekât olarak farz kılmıştır. Yolculukta iki, korku namazında ise bir rekât olarak farz kılınmıştır.”[7]

Allah’ın sıfatları, geçmiş ümmetlerde yaşananlar hakkında; gelecekte yaşanacaklar, kıyamet alametleri, kabir ve ahiret hayatı gibi gaybi meselelerde Allah Resûlü’nden (sav) aktarılanlar, Sünnet-vahiy ilişkisine işaret eden delillerdendir. Çünkü gaybı sadece Allah (cc) bilir ve dilediğine bu bilgilerden aktarır. Allah Resûlü’nün hadislerde aktardığı gaybi bilgiler, Allah’ın, kendisine vahyettikleridir:

“(O,) gaybı bilendir. Gaybına hiç kimseyi muttali kılmaz. Ancak resûlleri arasından razı olup (seçtikleri) müstesna. Çünkü (gayb bilgisine muttali olan elçinin) önünde ve arkasında (onu koruyan) gözetleyiciler kılmıştır.”[8]

Bazı örnekler aktaralım:

“Rabbimiz her gece, gecenin üçte biri kaldığı zaman dünya semasına iner ve ‘Yok mu dua eden? Dua etsin de duasını kabul edeyim. Yok mu benden isteyen? İstesin, vereyim. Yok mu bağışlanmasını dileyen? Bağışlanma dilesin de ben de onu bağışlayayım.’ diye buyurur.”[9]

“Aişe Annemizin (r.anha) rivayet ettiğine göre, Güneş tutulduğunda Allah Resûlü (sav) namaz kılmış, namaz bittikten sonra Allah’a hamd-u sena edip şöyle demiştir:

‘Daha önce bana gösterilmemiş her şey, hatta cennet ve cehennem bile burada gösterildi.’ Bana, ‘Kabirlerinizde Mesih Deccal’in fitnesine benzer -veya yakın- bir şekilde imtihan edileceksiniz.’ diye vahyedildi.

Kabre giren kişiye, ‘Bu adam -Muhammed (sav)- hakkında ne biliyorsun?’ diye sorulacak.

Mümin -veya kesin inançlı bir- kişi, ‘O, Muhammed’dir; Allah’ın resûlüdür. Bizlere apaçık deliller ve hidayeti getirdi. Biz de onun davetine icabet ettik ve ona tabi olduk. (Üç kere) O, Muhammed’dir.’ diyecek.

O kişiye, ‘Rahat bir şekilde uyu. Senin ona kesin olarak inandığını anladık.’ denilecek.

Münafık -veya kalbinde şüphe bulunan- kişi ise, ‘Bilmiyorum. İnsanların bir şeyler söylediğini duydum, ben de aynısını söyledim.’ diyecek.”[10]

Ömer ibni Hattab’dan şöyle rivayet edilmiştir:

“Resûlullah (sav), bir gün önce Bedir Savaşı’ndakilerin öleceği yerleri bize gösteriyor ve ‘İnşallah, şurası falanın öleceği yerdir.’ diye buyuruyordu. Onu hak üzere peygamber gönderen Allah’a yemin olsun ki Resûlullah’ın (sav) çizdiği sınır hiç şaşırmadı…”[11]

Bilim ve keşif çağındayız. Zaman ilerledikçe yeni şeyler keşfediliyor. Bilimin henüz keşfettiği nice bilgiler var ki Allah Resûlü (sav) bunları 1400 küsür sene önce haber vermiştir. Peki, Allah Resûlü bunları nasıl haber verdi? Elbette Allah’ın (cc) kendisine haber vermesiyle… Bu, Sünnet-vahiy ilişkisini kuvvetlendiren delillerden biridir.[12]

Örneğin, Allah Resûlü (sav) şöyle buyurmuştur:

“Doğrusu Âdemoğullarından her insan 360 mafsal/eklem ile yaratılmıştır. Buna göre kim bu 360 eklem sayısınca Allah’a tekbir getirir, hamdeder, tehlil ile tesbih eyler ve istiğfarda bulunur, insanların yolundan bir taşı ya da dikeni veya kemiği kenara atar, bir iyiliği emreder veya bir kötülükten alıkoyarsa gerçekten o gün kendisini cehennemden uzaklaştırmış olarak hareket eder.”[13]

Yapılan araştırmalara göre yetişkin bir insanda 206 kemik ve bu kemikleri birbirine bağlayan 360 eklem vardır.[14]

Peygamberimiz (sav) başka bir zaman şöyle buyurmuştur:

“Nutfenin üzerinden kırk iki gün geçince Allah ona bir melek gönderir. Melek ona şekil vererek onun kulak, göz, deri, et ve kemiklerini yapar…”[15]

Konu hakkında yapılan araştırmalar, nutfenin üzerinden kırk iki gün geçtikten sonra uzuvlarının şekillendiği gerçeğini gün yüzüne çıkarmaktadır.[16]

Yine Nebimiz (sav) şöyle buyurmuştur:

“Sizden birinizin (yemek) kabına sinek düşecek olursa, onu iyice batırın. Zira onun bir kanadında hastalık, diğerinde şifa vardır. O, içerisinde hastalık olan kanadıyla korunur.”[17]

Yakın zamanda yapılan araştırmalar, Allah Resûlü’nün (sav) 1400 sene önceki bu haberini tasdik etmiştir.[18]

Bu ve buna benzer örnekler, Sünnet-vahiy ilişkisini ispat eden güncel delillerdendir.[19]

Son söz mahiyetinde Allah Resûlü’nün (sav) şu hadisini zikrederek konumuzu tamamlayalım:

Mikdam ibni Ma’dikerib’den rivayet edildiğine göre, Allah Resûlü (sav) şöyle buyurmuştur:

“Dikkat edin, bana Kitap ve onun bir misli verildi. Dikkat edin, karnı tok bir adamın, koltuğuna yaslanarak size, ‘Bu Kur’ân’a uymanız gerekir. Onda helal bulduklarınız helal, haram bulduklarınız haramdır (başka kaynağa ihtiyacınız yoktur)!’ demesi yakındır. Dikkat edin! Allah Resûlü’nün haram kıldıkları, Allah’ın haram kıldıkları gibidir.”[20]

Bu bağlamda Allah (cc) şöyle buyurur:

“Şayet Allah’ın lütfu ve rahmeti senin üzerine olmasaydı, onlardan bir grup seni saptırmayı arzuluyordu. Onlar sadece kendilerini saptırıyorlar ve sana hiçbir zarar da veremezler. Allah, sana Kitab’ı ve hikmeti indirdi ve sana bilmediklerini öğretti. Allah’ın senin üzerindeki lütuf ve ihsanı çok büyüktür.”[21]

Bir sonraki sayımızda buluşmak duasıyla…

Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’adır.

 

[1] .Bu deliller, hadisi hüccet görmeyen güruha yönelik değildir ve onları ikna etmek gibi bir amaçla zikredilmemiştir.

[2] .Müslim, 2865; Ebu Davud, 4895

[3] .Müslim, 2588; Tirmizi, 2029

[4] .Ahmed, 2120

[5] .Ebu Davud, 650

[6] .Buhari, 812; Müslim, 490

[7] .Nesai, 1442

[8] .72/Cin, 26-27

[9] .Buhari, 1145; Müslim, 758

[10] .Buhari, 86; Müslim, 905

[11] .Müslim, 2873; Ebu Davud, 2681

[12] .Bu konuda özel çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmaların üçünü zikredebiliriz:

a. El-İ’cazu’l İlmi fi’s Sünneti’n Nebeviyye, Dr. Salih ibni Ahmed er-Rıda, Mektebetu’l-Ubeykan

b. El-İ’cazu’l İlmi fi’l Kur’ani’l Kerimi ve’s Sünneti’l Mutahhara, Yusuf El-Hac Ahmed, Mektebetu İbni Hacer

c. Mevsuatu’l İ’cazi’l İlmi fi’l Kur’ani ve’s Sünne, Muhammed Ratib En-Nablusi, Daru’l Mektebi

[13] .Müslim, 1007

[14] .bk. El-İ’cazu’l İlmi fi’s Sünneti’n Nebeviyye, Dr. Salih ibni Ahmed Er-Rıda, Mektebetu’l Ubeykan, s. 69

[15] .Müslim, 2645

[16] .bk. age. s. 58

[17] .Buhari, 3320

[18] .bk. age. s. 552

[19] .Bilimsel gerçekler, Kur’ân ve Sünnete uygun olması kaydıyla imanımızı arttıran vesilelerdir. Kesinlikle Kur’ân ve Sünnetin sağlaması olarak kullanılamaz. Bilimsel gerçekler ile Kur’ân ve Sünnetin çakışması hâlinde, tercihimiz Allah (cc) ve Resûl’ünün (sav) haber verdikleridir. Çünkü Allah’ın kelimeleri; doğruluk ve adalet olarak tamdır. (bk. 6/En’âm, 115) Sünnet de Allah’ın, Resul’üne vahyidir. Bilim ise hâlâ ilerlemekte, her asır geçtikçe eski kabuller değiştirilmektedir.

[20] .Ebu Davud, 4604; Tirmizi, 2664

[21] .4/Nîsa, 113