Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla…

Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun. Resûl’üne, âline, ashabına ve onlara ihsan üzere tabi olanlara salât ve selam olsun.

Önceki yazılarımızda hangi konuları işledik?

Sünnet’in tanımını öğrendik. Her ilim dalında Sünnet’in farklı tanımlandığını gözlemledik. Çünkü ilimler farklı ıstılahlara ve gayelere sahiptir.

Sünnet’in İslam’daki yerine dair:

1. Sünnetin kaynağının vahiy olduğunu açıkladık. Buna dair Kur’ân’dan ve Sünnetten bazı deliller paylaştık.

2. Sünnetin teşri kaynağı olduğunu belirttik. Buna dair Kur’ân’dan bazı deliller aktardık. Bu makalemizde ise Sünnet’ten bazı deliller zikredeceğiz.

Sünnetin İslam’daki yerine dair “teşri kaynağı oluşu” meselesini incelemeye devam ediyoruz. Bu makalemizde konuya dair Sünnetten bazı deliller zikredeceğiz:

Mikdam ibni Ma’dikerib’den (ra) rivayet edildiğine göre Allah Resûlü (sav) şöyle buyurmuştur:

“Allah Resûlü (sav) Hayber Günü bazı şeyleri yasakladı/haram olduğunu belirtti.

Sonra dedi ki: ‘Sizden, kendisine benim hadisim aktarılıp da beni yalanlayan kişilerin çıkması yakındır.

Bir hadis aktarıldığında onlar, ‘Bizimle sizin aranızda Allah’ın Kitabı vardır. Onda helal olduğu belirtilen bir şey bulursak onu helal kabul ederiz. Haram olduğu belirtilen bir şey bulursak onu haram kabul ederiz.’ derler.

Dikkat edin! Allah Resûlü’nün yasakladıkları/haram kıldıkları, Allah’ın haram kıldıkları gibidir.’ ”[1]

Evcil eşeklerin eti[2], Mut’a nikâhı[3], mescide gelmeden önce sarımsak veya soğan yemek[4], pençesi olan bütün yırtıcı kuşların ve köpek dişi olan bütün yırtıcı hayvanların eti[5], atış için hedefe dikilen hayvanın eti ile evcil olmayan kurt, köpek gibi yırtıcı hayvanların yakalayıp öldürdüğü hayvanın eti[6]… Allah Resûlü’nün (sav) Hayber Günü yasakladıklarındandır.

Dikkat ederseniz bu yasaklar, Kur’ân’da zikredilen yasaklar değildir. Ancak sahabe bu yasaklara göre hareket etmiş ve Kur’ân’da geçmiyor oluşuyla ilgilenmemiştir. Zira “…Allah Resûlü’nün yasakladıkları/haram kıldıkları Allah’ın haram kıldıkları gibidir.” hadisini düstur edinmişlerdir.

Mezkûr hadiste Allah Resûlü (sav), bu gibi haramları/yasakları kabul etmeyen kişilerin çıkacağını haber vermektedir. Bu kimseler, bir şeyin helal veya haram olmasının sadece Kur’ân ile sabit olacağını iddia etmekte, Sünnette sabit olan helal haram hükümlerini kabul etmeyip inkâr ederek yalanlamaktalardır. Çünkü bu insanlar, Sünnetin teşri kaynağı olmasını kabul etmemektedir. Allah Resûlü, bu kimselerin ilerleyen zamanlarda çıkacağını haber vermiştir. O hâlde helal haram olarak sadece Kur’ân’da geçenleri kabul etmek, Asr-ı Saadet Devri’nin İslam anlayışı değildir.

Hadiste, “…beni yalanlayan kişilerin çıkması yakındır…” buyruluyor. Demek ki sahih sünnetle/hadisle sabit olan hükümleri kabul etmemek, yalnızca hükmü yalanlamak olarak düşünülmemelidir. Ayrıca Allah Resûlü’nü yalanlamanın da önünü açmaktadır. İnkâr eden kimsenin, “Ben, Muhammed’in, Allah’ın resûlü olduğunu kabul ediyorum.” demesinin bir önemi de yoktur. Çünkü bu gidişatın lazımı şöyledir: “Kur’ân’da geçmeyen tüm yasaklar; Allah adına yalan uydurmak, iftira atmaktır.”[7]Allah Resûlü (sav) böyle bir bakış açısını kabul etmemektedir:

Ubeydullah ibni Ebu Rafi’nin (ra) babasından rivayet ettiğine göre, Allah Resûlü (sav) şöyle buyurmuştur:

“Sizden birinizi koltuğuna oturmuş vaziyette, emrettiğim ve yasakladığım bir konuda, ‘Benim aklım ona ermez. Allah’ın Kitabı’nda ne bulursak ona uyarız.’ derken bulmayayım.”[8]

Sünnetin teşri değerine işaret eden başka bir delil, Ebu Hureyre ve Zeyd ibni Halid El-Cüheni’nin (r.anhuma) rivayet ettikleri şu hadisedir:

“Çöl halkından bir kimse Resûlullah’a (sav) geldi ve ‘Ey Allah’ın Resûlü, Allah aşkına senden benim için yalnız Allah’ın Kitabı’yla hüküm vermeni istiyorum.’ dedi.

Diğer davacı ise ondan daha anlayışlıydı, ‘Evet, aramızda Allah’ın Kitabı’yla hükmet, bana da konuşmam için izin ver.’ dedi.

Bunun üzerine Allah Resûlü (sav), ‘Söyle bakalım.’ buyurdu.

Adam, ‘Benim oğlum bu kimsenin yanında işçiydi. Bu adamın hanımıyla zina etti. Bu sırada oğluma recm cezası gerektiği bana bildirildi. Bu yüzden ben de oğlumun suçuna karşılık yüz koyun, bir de cariye fidye vermeyi teklif ettim. Arkasından ilim erbabına bu durumu sordum. Onlar da bana, oğlum için yüz değnek ve bir yıl sürgün cezası, bu kişinin hanımı için de recm cezası gerektiğini bildirdiler.’ dedi.

Bunun üzerine Allah Resûlü (sav), ‘Canımı elinde tutan Allah’a yemin olsun ki aranızda Allah’ın Kitabı’yla hüküm veriyorum. Cariye ve koyun fidyesi sana iadedir. Oğluna da yüz değnek ile bir yıl sürgün cezası vardır. Ey Üneys, bu kadına git, eğer suçunu itiraf ederse recm cezası uygula.’ buyurdu.

O da kadına gitti. Kadın suçunu itiraf etti. Allah Resûlü (sav), kadının recmedilmesini emretti ve kadın recmedildi.”[9]

Hadisi inceleyecek olursak; çöl halkından olan kimse, “…Allah’ın Kitabı’yla hüküm vermeni istiyorum…” diyor. Ondan daha anlayışlı olan kişinin de Allah Resûlü’nden talebi aynıdır. Allah Resûlü (sav) hükmü verirken, “Canımı elinde tutan Allah’a yemin olsun ki aranızda Allah’ın Kitabı’yla hüküm veriyorum.” diyor. Allah Resûlü’nün verdiği hüküm ise bekâr erkeğe yüz değnek ve bir yıl sürgün; evli kadına da recm cezasının tatbik edilmesidir. Peki, bu hüküm Allah’ın Kitabı’nda geçiyor mu? Hayır. Kur’ân’da zikredilen hüküm, zina eden kadın veya erkeğe yüz sopa atılmasıdır.[10] Dolayısıyla evli bekâr ayrımı, bir yıl sürgün ve (lafzen neshedilen) recm hükmü Allah’ın Kitabı’nda yer almamaktadır.

Şarihler, “Allah’ın Kitabı” ibaresini, “Allah’ın Kitabı’nın gerektirdiği, içeriği” olarak açıklamıştır. Bu gerekliliklerin ne olduğu hakkında zikredilen bazı görüşler şunlardır:[11]

Allah Resûlü’ne (sav) tabi olmayı emreden ayetler. Yani, hadiste geçen hüküm, Allah’ın Kitabı’nın hükmü gibidir. Çünkü Kitap’ta, Resûl’e itaat emredilmiştir. Resûl’e itaat ise Allah’a itaat demektir.

Hakkında dört şahit bulunan zaniye için, “…Allah onlara bir yol kılıncaya kadar onları evde hapsedin.”[12] buyruğu. Yani, Allah Resûlü’nün (sav) evli bekâr ayrımı yapması ve ona göre hüküm vermesi, “Allah’ın kıldığı bir yol”dur.[13] Bu, Allah’ın (cc) hükmüdür.

Zikrettiğimiz açılardan Sünnetin teşri kaynağı olduğu ve barındırdığı hükümlerin bağlayıcılığı aşikârdır.

Sünnetin teşri kaynağı olduğuna işaret eden diğer bir husus ise hadisteki, “…İlim erbabına bu durumu sordum. Onlar da bana, oğlum için yüz değnek ve bir yıl sürgün cezası, bu kişinin hanımı için de recm cezası gerektiğini bildirdiler.” ibaresidir. Kendisine durumun arz edildiği ilim erbabı, hükmü verirken Sünnete dayanmıştır. Bu, sahabenin İslam anlayışıdır:

“Resûlullah (sav), Muaz’ı (ra) Yemen’e vali olarak göndermek istediği zaman ona şöyle sordu: ‘Sana bir dava gelirse o zaman nasıl hükmedeceksin?’

Muaz da şöyle cevap verdi: ‘Allah’ın Kitabı’yla hükmedeceğim.’

Resûlullah (sav), ‘Allah’ın Kitabı’nda bir hüküm bulamazsan?’ buyurdu.

Muaz, ‘Resûlullah’ın (sav) sünnetiyle.’ dedi.

Peygamber (sav), ‘Resûlullah’ın (sav) sünnetinde ve Allah’ın Kitabı’nda bir hüküm bulamazsan?’ buyurdu.

Muaz da, ‘Kendi görüşümle içtihadda bulunurum ve hüküm vermekten vazgeçmem.’ dedi.

Bunun üzerine Resûlullah (sav) Muaz’ın göğsüne vurarak, ‘Allah Resûlü’nün elçisini, Allah Resûlü’nün arzusuna uygun hareket etmeye muvaffak kıldığı için Allah’a hamdolsun.’ buyurdu.”[14]

Hiç şüphesiz Allah Resûlü (sav), kadâ/hüküm verme işini bilmeyen birini koskoca Yemen’e vali olarak göndermez. Seçtiği kişi elbette ehliyet ve liyakat sahibi olmalıdır.[15] Bu işe uygun görülüp vazifelendirilen Muaz (ra), kendisine arz edilen davalarda veya sorularda önce Allah’ın Kitabı’na başvuracağını, onda bulamazsa Resûlullah’ın Sünnetine göre hüküm vereceğini belirtmiştir. Demek ki Allah Resûlü’nün seçerek kadâ görevine ehil bulduğu kimselerin yanında Sünnet, ikinci teşri kaynağıdır.

Resûlullah (sav), “Allah Resûl’ünün elçisini, Allah Resûlü’nün arzusuna uygun hareket etmeye muvaffak kıldığı için Allah’a hamdolsun.” diyerek sevincini dile getirmiştir. Yani “Kur’ân’da hükmü bulunmayan meseleyi Sünnete göre hükümlendirmek”, doğru ve tabi olunması gereken bir usuldür. Allah (cc), Muaz’ı (ra) buna muvaffak kılmıştır. Resûlullah da atadığı valinin verdiği cevaplara sevinmiş, razı olmuş ve Allah’a hamdetmiştir.

Son olarak, sahih Sünnette sabit olan tüm hükümler hem Sünnetin teşri kaynağı olduğuna delildir hem de bunun pratik örnekleridir, zira:

Allah Resûlü (sav), Allah (cc) adına yalan ve uydurma şeyler söylemez. Onun söyledikleri vahye dayanmaktadır:

“O, hevadan konuşmaz. (Onun konuştukları,) kendisine vahyedilen vahiyden başkası değildir.”[16]

“Şayet o, bize karşı bazı sözler uydursaydı, biz, sağ (elle)/kuvvetle mutlaka ondan (intikam) alırdık. Sonra da, (kalbindeki) can damarını koparırdık. Sizden hiç kimse de (bunları yapmamıza) engel olamazdı.”[17]

Allah (cc), sahabe neslinden razı olmuştur.[18] İmanlarını örnek model seçmiştir.[19] İslam’ın sonraki nesillere doğru bir şekilde aktarılması için onları Resûl’e (sav) arkadaş kılmıştır.[20] Sahabe nesli ise Sünneti teşri kaynağı kabul etmiştir. Kendi hayatlarında bu hükümlere riayet ederek gerektirdikleriyle fetva vermiş ve görevlendirdikleri kişilere bunu öğütlemişlerdir.[21]

Bir sonraki sayımızda görüşmek duasıyla…

Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.

 

[1]. Ebu Davud, 4604; Tirmizi, 2664; Ahmed, 17194

[2]. Buhari, 4199; Müslim, 1940

[3]. Buhari, 4216; Müslim, 1407

[4]. Ahmed, 15159

[5]. Ebu Davud, 3805; Tirmizi, 1474

[6]. Tirmizi, 1474; Ahmed, 17153

[7]. Kastımız, İslam âlimleri arasında hadisin sübutu veya istidlal şekli etrafında dönen içtihadi ve muteber ihtilaflar değildir. Çünkü bu gibi ihtilaflarda Sünnetin teşri kaynağı olduğunda ittifak vardır. Kastımız, sünneti bir bütün olarak teşri kaynağı görmemektir.

[8]. Ebu Davud, 4605; Tirmizi, 2854

[9]. Buhari, 2695; Müslim, 1698

[10]. 24/Nûr, 2

[11]. El-Bahru’l Muhitu’s Seccac fi Şerhi Sahihi’l İmam Müslim, İbni Haccac, 29/519-520

[12]. 4/Nîsa, 15

[13]. Müslim, 1690

[14]. Ebu Davud, 3592; Tirmizi, 1327; Ahmed, 22061. Hadisin hükmü hakkında ihtilaf edilmiştir. Zayıf olduğunu söyleyenler olduğu gibi sahih olduğunu savunanlar da vardır. (bk. İhtilaf Fıkhı, Halis Bayancuk, Furkan Basım Yayın, s. 88)

[15]. 4/Nîsa, 58

[16]. 53/Necm, 3-4

[17]. 69/Hakka, 44-47

[18]. 9/Tevbe, 100

[19]. 2/Bakara, 137

[20]. Ahmed, 3600

[21]. Bir sonraki makalemizde, sahabenin yanında Sünnetin teşri değerine değinmeye gayret edeceğiz.