SON ÇIRPINIŞ: SEKERAT

 

وَجَٓاءَتْ سَكْرَةُ الْمَوْتِ بِالْحَقِّۜ ذٰلِكَ مَا كُنْتَ مِنْهُ تَح۪يدُ (١٩)

19. “Ölüm sarhoşluğu (sekerat) hak olarak gelir. (Ve insana denir ki:) ‘Bu, kendisinden kaçtığın şeydir işte!’ ”

وَنُفِـخَ فِي الصُّورِۜ ذٰلِكَ يَوْمُ الْوَع۪يدِ (٢٠)

20. “Sura üfürülmüştür. Bu, tehditlerimin (vuku bulacağı) gündür.”

وَجَٓاءَتْ كُلُّ نَفْسٍ مَعَهَا سَٓائِقٌ وَشَه۪يدٌ (٢١)

21. “Her nefis, yanında (onu mahşer alanına getiren) bir sürücü (ve yaptıklarına tanıklık edecek) bir şahitle gelmiştir.”

لَقَدْ كُنْتَ ف۪ي غَفْلَةٍ مِنْ هٰذَا فَـكَشَفْنَا عَنْكَ غِطَٓاءَكَ فَبَصَرُكَ الْيَوْمَ حَد۪يدٌ (٢٢)

22. “Andolsun ki sen bundan gaflet içindeydin. Bugün (gerçeği görmeni engelleyen) perdeni kaldırdık. Artık görüşün demir (gibi keskindir).”

وَقَالَ قَر۪ينُهُ هٰذَا مَا لَدَيَّ عَت۪يدٌۜ (٢٣)

23. “Beraberindeki (melek) der ki: ‘Bu, (bugüne kadar kayıt altına aldığım kötü amelleriyle) hazır işte!’ ”

اَلْقِيَا ف۪ي جَهَنَّمَ كُلَّ كَفَّارٍ عَن۪يدٍۙ (٢٤)

24. “Atın cehenneme her inatçı kâfiri!”

مَنَّاعٍ لِلْخَيْرِ مُعْتَدٍ مُر۪يبٍۙ (٢٥)

25. “Hayrı engelleyen, haddi aşan ve şüpheci kimseyi.”

Hayatı ve ölümü yaratan Allah’a hamd, son ânlarında, “Allah’tan başka hak ilah yoktur. Şüphesiz ki ölümün sekeratı (zorlukları) vardır.” buyuran Resûl’üne salât ve selam olsun.

Ölüm… Dilimizde iki hece, dört harf. Kur’ân’ın indiği beliğ dilde üç harften müteşekkil. İnsanoğlunun, telaffuz ettiğinde veya düşündüğünde dahi kanını donduran kelime…

Sure âdeta dış dünyadan iç dünyamıza doğru bir sarmal şeklinde muhasebe yolculuğu yaptırıyor. Önce müşriklerin ölüm ve ahiret şüpheleri üzerinde durdu, akabinde yönünü bize doğru çevirdi. Gittikçe düşündürerek ve acıtarak…

Evvela, hayatta her daim karşılaştığımız bu gerçeğin diğer ayetlerde nasıl ele alındığına bakalım.

Kur’ân’da Ölüm

Allah (cc) Kur’ân-ı Kerim’de ölüm gerçeğini -Resûl’ü de dâhil- daima insanoğluna hatırlatmaktadır:

“Hiç şüphesiz, sen de öleceksin, onlar da ölecekler. Sonra da sizler, Kıyamet Günü Rabbinizin huzurunda davalaşacaksınız.”[1]

“Senden önce de hiçbir beşere sonsuz hayat vermedik! Sen dahi ölecekken onlar ebedî mi kalacaklar?”[2]

“Allah’ın izniyle belirlenmiş ecel dolmadan, bir nefsin ölmesi söz konusu olamaz…”[3]

“Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri geldiğinde ne bir saat/bir an onun gerisinde kalır ne de önüne geçebilirler.”[4]

“Sizin aranızda ölümü takdir eden biziz ve kimse önümüze geçip (bize engel olamaz). Yerinize benzerleriniz olan (yeni insanlar) getirmek ve sizi hiç bilmediğiniz bir surette yeniden yaratmak konusunda (kimse bizi engelleyemez).”[5]

“De ki: ‘O, kendisinden kaçtığınız ölüm, hiç şüphesiz sizi bulacaktır. Sonra, gayb ve şehadet (âleminin) bilgisine sahip olan (Allah’a) döndürüleceksiniz ve yaptıklarınızı size haber verecektir.’ ”[6]

“O (Allah) ki; hanginizin daha güzel amel yapacağını denemek/ortaya çıkarmak için, ölümü ve hayatı yarattı. O (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz, (günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) El-Ğafûr’dur.”[7]

“Siz ölüler iken sizi dirilten (yoktan var eden), sonra öldürüp tekrar diriltecek olan, sonra tekrar ona döndürüleceğiniz bir Allah’a karşı nasıl kâfir olursunuz?”[8]

Son iki ayet dikkatli incelendiğinde Allah’ın (cc), hayattan önce ölümden bahsettiğini müşahede ederiz. Nitekim insanın asıl hâli ölü olmasıdır.

Ölüm Sekeratı

İnsana bu hakikat (ölüm) gelmeden evvel sekeratı gelir. Sekerat, insanın sarhoş ve baygın olması anlamına gelir. Sekerâtu’l mevt ifadesi de “insanın ölüm sarhoşluğu/baygınlığı” manasındadır:

“Ölüm sarhoşluğu (ölüm sekeratı) hak olarak gelir. (Ve insana denir ki:) ‘Bu, kendisinden kaçtığın şeydir işte!’ ”[9]

“Asla! (Bırakın artık küfrü ve inadı!) Can köprücük kemiğine gelip dayandığında, ‘Var mı (ölüm hastalığını) tedavi edecek?’ denildiğinde, onun (kesin) bir ayrılık olduğunu bilir. Ayaklar (korkudan) birbirine dolandığında, o gün (insanlar) Rabbine sevk edilecekler.”[10]

“Can boğaza gelip dayandığında, siz, o zaman bakıyor olacaksınız. Biz size, ondan daha yakınız, fakat görmezsiniz.”[11]

“O, kulları üzerinde (her şeye boyun eğdiren) El-Kahir’dir. Üzerinize koruyucu (melekler) yollar. Sizden birine ölüm geldiğinde (ölüm vazifesiyle görevli) elçilerimiz onu vefat ettirir. Ve onlar görevlerini kusursuz bir şekilde yaparlar. Sonra da Allah’a, hak olan Mevlalarına döndürülürler. Dikkat edin! Hüküm yalnızca O’na aittir. Ve O, hesap görenlerin en hızlı olanıdır.”[12]

Ayetlerin dikkat çektiği bu hakikati anlamak için gelmiş ve geçmiş günahları bağışlanan Nebi’nin (sav) ölmeden evvelki durumuna bakmalıyız:

Aişe Annemizden (r.anha) şöyle rivayet edilmiştir:

“Resûlullah (sav) benim odamda, benim günümde, benim göğsümde, kollarımın arasında vefat etti. Vefatı sırasında Allah-u Teâlâ benim tükürüğüm ile onun tükürüğünü birleştirdi. Şöyle ki, kardeşim Abdurrahman, elinde misvakla içeri girmişti. Resûlullah (sav) onun elindeki misvağa bakıyordu. Hoşuna gittiğini anladım ve ‘Senin için o misvağı alayım mı?’ diye sordum.

Başıyla işarette bulunarak, ‘Evet al.’ dedi.

Ben de misvağı alıp kendisine uzattım, o da ağzına aldı, fakat misvağı çok sert buldu.

Ben, ‘Onu senin için yumuşatayım mı?’ diye sordum.

Allah Resûlü (sav), yine başıyla işaret ederek yumuşatmamı söyledi. Ben de misvağı ağzımda çiğneyerek yumuşattım, (sonra ona verdim). Resûlullah’ın (sav) önünde içi su dolu bir kap vardı, elini içine daldırıyor ve ‘Allah’tan başka hak ilah yoktur. Şüphesiz ki ölümün sekeratı (zorlukları) vardır.’ diyordu. Sonra elini kaldırdı ve ‘Allah’ım, Refiku’l A’lâ’ya, Refiku’l A’lâ’ya.’ buyurdu.”[13]

Başka bir rivayette şöyle geçmektedir:

“Resûlullah’ın (sav) ölüm hastalığı boyunca önünde içi su dolu bir kap dururdu. Resûlullah (sav) ellerini suyun içine sokmaya ve (ıslak elleriyle) yüzünü mesh etmeye başlayarak, ‘Allah’tan başka hak ilah yoktur. Şüphesiz ki ölümün sekeratı (zorlukları) vardır.’ dedi.

Daha sonra elini kaldırdı, ‘Refiku’l A’lâ’da.’ demeye başladı, ruhu alınınca eli (yana) düştü.”[14]

“Resûlullah’ın (sav) ölüm şiddetini gördükten sonra hiç kimsenin ölüm şiddetini yadırgamam.”[15]

“Bir gün Fatıma (r.anha), Allah Resûlü (sav) ölüm sekeratındayken yanına girdi.

Durumu gören Fatıma (r.anha), ‘Vah, babamın çektiği acılar!’ dedi.

Nebi (sav), ‘(Kızım), bugünden sonra babanın sıkıntısı olmayacak.’ buyurdu.”[16]

Allah’a (cc) en sevimli kul bile bu hâli yaşıyorsa, ölümden önceki son keskin viraj olarak niteleyebileceğimiz bu ölüm baygınlığını herkes yaşayacaktır. Bundan da asla kaçış yoktur:

“De ki: ‘O, kendisinden kaçtığınız ölüm, hiç şüphesiz sizi bulacaktır…’ ”[17]

Sekerat… Dünyadan Ayrılışın Son Çırpınışları

Ölüm sekeratı zordur. Burada bizi asıl ilgilendiren, bu son deme neyin gölgesinde gireceğimizdir.

Allah (cc), Kıyâmet Suresi’nde insanoğlunun sekerat hâlini şu şekilde anlatmaktadır:

“Asla! (Bırakın artık küfrü ve inadı!) Can köprücük kemiğine gelip dayandığında, ‘Var mı (ölüm hastalığını) tedavi edecek?’ denildiğinde, Onun (kesin) bir ayrılık olduğunu bilir. Ayaklar (korkudan) birbirine dolandığında, O gün (insanlar) Rabbine sevk edilecekler.”[18]

İnsanın canı merhale merhale boğazına dayandığında, son düğüme geldiğinde artık son çırpınışını yaşar ve bu durumdan kendisini kurtaracak birini arar. Kim tedavi edecek? Kim rukyeyle bu sıkıntısını giderecek? Rahmet melekleri mi, yoksa azap melekleri mi ruhunu alacak?

Dünya tüm “ihtişamı”, “çekiciliği” ve “güzelliği” ile geride kalmış;

Doyulmak bilmeyen tüm nimetler, boğazından öte tarafa yol almış;

Sadece çıkış yolu arayan sorular ve düşünceler,

Tüm dünya bir gırtlağa dayanmış…

Dünyadaki tüm pişmanlıklar ve yükler gırtlağa çökmüş vaziyette…

Ya Allah!

Her şey bitti!

Can boğaza dayandığında insan için her şey bitmiştir.

Firak’ın ayak sesleri geliyor artık…

Yani ayrılığın, gidişin…

Eşten, evlattan, dosttan ve tüm çevresiyle bağ kopmuş bir vaziyette.

Ayrılığın son çağrısını da ayaklar veriyor…

Ayaklar birbirine dolaşmış, işlevselliğini kaybetmiş ve daha dün delicesine dünya sathında kendi yükünü çeken o ayaklar da teslim olmuş vaziyette…

Dünyanın ununu elemiş ve eleğini asmış ayaklar artık.

Yoktan var eden ve ona türlü türlü fırsatlar tanıyan Rabbine sevk, hesap verme yolculuğu başlıyor artık…

Rabbim bizleri hüsnü hatimeyle rızıklandırsın ve ölüm sekeratında bize yardım etsin… Allahumme âmin.

Ölmezsek konumuza devam edeceğiz, inşallah.

“Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.” duamızla…

 

[1]. 39/Zümer, 30-31

[2]. 21/Enbiyâ, 34

[3]. 3/Âl-i İmran, 145

[4]. 7/A’râf, 34

[5]. 56/Vâkıa, 60-61

[6]. 62/Cuma, 8

[7]. 67/Mülk, 2

[8]. 2/Bakara, 28

[9]. 50/Kâf, 19

[10]. 75/Kıyâmet, 26-30

[11]. 56/Vâkıa, 83-85

[12]. 6/En’âm, 61-62

[13]. Buhari, 4449

[14]. Buhari, 6510

[15]. Tirmizi, 979

[16]. İbni Mace, 1330

[17]. 62/Cuma, 8

[18]. 75/Kıyâmet, 26-30