Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. Allah’a hamd, Resûl’üne salât ve selam olsun…

Bir önceki makalemizde “Kur’ân’da Resûl’e itaatin kazandırdıkları” konusunu işlemiştik. Bu sayımızda Sünnete ittibanın Kur’ân’daki kökleri bağlamında Resûl’e itaatten yüz çevirmenin yol açtığı hüsranı inceleyeceğiz ve Resûl’e ittibanın Kur’âni bir gereklilik olduğunu müşahede edeceğiz.

Bir bütün olarak Resûl’e itaatten yüz çevirmenin ciddi tehlikeleri vardır. Bu konuyla ilgili bazı ayetleri inceleyelim:[1]

Resûl’e İtaatten Yüz Çevirenler İman Etmiş Değildir

“ ‘Allah’a ve Resûl’e iman ve itaat ettik.’ derler. Sonra onlardan bir grup (bu sözlerinin) ardından yüz çevirir. Bunlar mümin değillerdir.”[2]

İman, kalbe yerleşmesiyle kişiyi harekete geçirir. Kalp, iman esaslarıyla bedenin azalarını komuta eder. Kalbe yerleşmeyen imanın, hayata etkisi olmaz veya yerleştiği kadar hayatta etkili olur. Hayatta hiçbir karşılığı olmayan “iman ve itaat ettik” sözü ise sadece dilde bir iddia olarak kalır.

Dilleriyle iman ve itaat ettiklerini ileri süren bu kimseler, daha sonra yüz çeviriyorlar. Yüz çevirdikleri şey, dilleriyle söylediklerinin hayattaki karşılığıdır. Yüz çevirmeleri “يَتَوَلَّى”kelimesiyle ifade ediliyor. “Tevelli” kelimesi, Kur’ân ıstılahında, amelden yüz çevirmek manasında kullanılır.[3] Yani bu kimseler söyledikleriyle amel etmekten yüz çevirmişlerdir. Bir bütün olarak amelden yüz çevirmelerinin karşılığında Allah (cc) onların hem iddialarında yalancı olduklarını hem de mümin olmadıklarını belirtmektedir.

Resûl’e iman ve itaat, Sünnete tabi olmayı gerektirir. Mutlak olarak Sünnete tabi olmaktan yüz çevirenler, mümin değillerdir.

Resûl’e İtaatten Yüz Çevirenler, Allah’ın Gazap Ettiği Kâfirlerdir

“De ki: ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız bana tabi olun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın…’ ”[4]

Ayette Allah’ı (cc) sevdiklerini iddia eden kimselere, bu iddialarının kanıtı olarak Resûl’e itaat etmeleri emredilmekte, itaat etmeleri durumunda da Allah’ın sevgisini kazanacakları belirtilmektedir.

Öncesinde sadece Resûl’e itaat emri geçmekteyken, 32. ayette Resûl’e itaat emriyle birlikte Allah’a itaat emri de tekrar edilir. Çünkü Resûl’e itaat de Allah’ın emridir. Yani Allah (cc) genel olarak kendi emirlerine ve hususen 31. ayetteki Resûl’e itaat emrine uyulmasını emreder:

“De ki: ‘Allah’a ve Resûl’e itaat edin.’ Şayet yüz çevirirlerse şüphesiz ki Allah, kâfirleri sevmez.”[5]

Allah’a ve Resûl’e itaat çağrısının karşısında tevelli eden/yüz çeviren kimseler, iki şeyden yüz çevirmiş olurlar:

Hem bizzat bu çağrıdan yüz çeviriyorlar.

Hem de bu çağrının kapsamında itaat edilmesi gerekenlerden yüz çeviriyorlar.

Bunun karşılığında Allah hem onları sevmediğini/buğzettiğini hem de kâfir olduklarını belirtiyor. Kur’âni bir gereklilik olan Sünnete tabi olmaktan mutlak olarak yüz çevirenler, Allah’ın buğzettiği ve kâfirler olarak nitelendirdiği kişilerdir. Bu kimselerin “Allah’ı veya Resûl’ünü seviyorum.” iddiası, itaat ve teslimiyet sorumluluğu yerine gelinceye kadar geçerli değildir.

Resûl’e İtaatten Yüz Çevirenler Cezalandırılır

“Aranızda birbirinize seslendiğiniz gibi Resûl’e seslenmeyin. Allah, birbirinizin arkasına saklanarak (izin almadan) sıvışıp gidenleri bilir. Onun emrine muhalefet edenler başlarına bir fitnenin ya da can yakıcı azabın gelmesinden sakınsınlar.”[6]

Halis Hoca’mız, “Tüm Resûllerin Ortak Müjdesi” eserinde şöyle der:

“Onun (sav) emrine muhalefet edenler iki şeyle tehdit ediliyor: Fitne ve can yakıcı bir azap. Fitne dünyevi, can yakıcı azap da uhrevi bir cezadır.

İmam Ahmed (rh), ‘Sen fitnenin ne olduğunu bilir misin? Fitne, şirktir. Ona muhalefet edenlerin kalplerinin eğrilip onların şirke düşmesinden korkulur.’ demiştir.

İbni Kesir (rh), ‘Fitne, onların kalplerine isabet edecek küfür, bidat ve nifaktır.’ demiştir.

İbnu’l Cevzi (rh), ‘Zadu’l Mesir’ tefsirinde, ‘Fitne hususunda üç görüş zikredilmiştir: Sapıklık, küfür ve dünyada isabet etmesi muhtemel bir bela…’ demiştir.

Resûl’e muhalefet edene gelecek fitne nekiradır. Kur’ân ve sünnette, fitne kelimesiyle ifade edilen tüm olumsuzlukları kapsar. Hâliyle ona (sav) muhalefet edenler; bir ceza olarak şirke düşebilir, kalpleri eğrilebilir veya başlarına bir musibet gelebilir.”[7]

Konumuzla ilgili benzer ayetleri okuyalım:

“Kim de Allah’a ve Resûl’üne isyan eder ve O’nun sınırlarını çiğnerse, onu içinde ebedî kalacağı ateşe sokar ve onun için alçaltıcı bir azap vardır.”[8]

“…Kim Allah’a ve Resûl’üne itaat ederse, onu altından ırmaklar akan cennete sokar. Kim de (itaatten) yüz çevirirse ona, can yakıcı (bir azapla) azap eder.”[9]

“(Benim vazifem,) Allah’tan olanı ve O’nun iletilerini tebliğ etmektir. (O’nun azabından ancak bu şekilde kurtulabilirim.) Kim de Allah’a ve Resûl’üne isyan ederse, ona içinde ebedî kalacağı cehennem vardır.”[10]

“Allah ve Resûl’ü bir şeye hükmettiğinde, mümin erkek ve mümin kadının o işlerinde seçim hakları yoktur. Kim de Allah’a ve Resûl’üne isyan ederse, muhakkak ki apaçık bir sapıklıkla sapmıştır.”[11]

Resûl’e İtaatten Yüz Çevirenler Pişman Olacaklar

“Yüzlerinin ateşte evrilip çevrileceği gün diyecekler ki: ‘Keşke Allah’a itaat etseydik. Keşke Resûl’e itaat etseydik.’ Diyecekler ki: ‘Rabbimiz! Bizler efendilerimize ve büyüklerimize itaat ettik. (Onlar da) bizi (doğru yoldan) saptırdılar. Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver ve onlara büyük bir lanetle lanet et.’ ”[12]

“O gün, zalim ellerini ısırır ve der ki: ‘Keşke Resûl ile beraber bir yol edinseymişim (ona tabi olsaymışım)! Eyvahlar olsun! Vay başıma gelene! Keşke falancayı dost edinmeseymişim.’ ”[13]

Allah, resûllerini, kendilerine tabi olunsunlar diye gönderir. Tâ ki insanlar ahirette bu pişmanlığı yaşamasınlar. Resûl’e tabi olmayı, hayatı onun rehberliğinde seyretmeyi bırakıp başka alternatiflerin peşine düşenlerin ilk musibeti, sapıklıktır. Efendileri ve kavimlerinin büyükleri onları batıl yollara götürür. Ahiretteki musibet ise daha çetindir: Geri dönüşü, telafisi olmayan bir hatanın farkına varmak ve bitirici pişmanlık.

İbni Mesud (ra) anlatıyor:

“Bir gün Allah Resûlü (sav) eliyle bir çizgi çizdi sonra dedi ki: ‘Bu, Allah’ın (cc) istikamet üzere olan yoludur.’

Sonra o çizginin sağına ve soluna bazı çizgiler çizdi.

Sonra dedi ki: ‘Bunlar, her birinin başında o yola davet eden birer şeytanın bulunduğu yollardır.’

Sonra Allah Resûlü (sav) ‘İşte bu benim dosdoğru yolumdur. Ona uyun. Onun dışındaki yollara uymayın. Yoksa sizi (Allah’ın dosdoğru olan) yolundan saptırırlar. Korkup sakınasınız diye bunu size emretti.’[14] ayetini okudu.”[15]

Ayetlerdeki Resûl’e itaat ve Resûl’le beraber yol edinmek ibareleri dikkat çekicidir.

Ahzâb Suresi’ndeki ayetlerde “sadece Allah’a itaat etseydik” gibi bir kalıp kullanılmamıştır. Resûl’e itaat bir kez daha vurgulanmıştır.

Furkân Suresi’nde ise “Resûl’le beraber yol edinmek” ibaresi vardır. Yani pişmanlığını arz edenler, Resûl’ü hayatları boyunca takip edilecek bir rehber makamında görmeyen, emir ve nehiylerini dikkate almayan kimselerdir. Bundan dolayı da adım adım tabi olacak şekilde Resûl’le beraber yol edinmemenin pişmanlığını yaşayacaklardır.

Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun…

Bir sonraki sayımızda buluşmak duasıyla…

 

[1]. Ayrıca bk. 47/Muhammed, 33; 8/Enfâl, 45-46; 58/Mücadele, 8-9; 11/Hûd, 59; 69/Hakka, 10

[2]. 24/Nûr, 47

[3]. Örneğin, Allah (cc) şöyle buyurur:

فَلَا صَدَّقَ وَلَا صَلَّى (31) وَلٰكِنْ كَذَّبَ وَتَوَلَّى (32(

“Doğrulamadı, namaz da kılmadı. Fakat yalanlayıp sırt çevirdi.”
(75/Kıyâmet, 31-32)

Yani, doğrulamayıp yalanladılar. Namaz amelini yerine getirmeyip yüz çevirdiler/tevelli ettiler.

[4]. 3/Âl-i İmran, 31

[5]. 3/Âl-i İmran, 32

[6]. 24/Nûr, 63

[7]. Tüm Resûllerin Ortak Müjdesi, Halis Bayancuk, s. 118-121, özetlenerek

[8]. 4/Nîsa, 14

[9]. 48/Fetih, 17

[10]. 72/Cin, 23

[11]. 33/Ahzâb, 36

[12]. 33/Ahzâb, 66-68

[13]. 25/Furkân, 27-28

[14]. 6/En’âm, 153

[15]. Darimi, 202; Ahmed, 4437