Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. Allah’a hamd, Resûl’üne salât ve selam olsun…

Bir önceki makalemizde “Kur’ân’da resûllere mutlak itaatin emredilmesi” konusunu işlemiştik. Bu sayımızda Sünnete ittibanın Kur’ân’daki kökleri bağlamında Resûl’e itaatin kazanımlarını inceleyecek ve bu ittibanın Kur’âni bir gereklilik olduğunu müşahede edeceğiz.

Kur’ân’da resûllere itaatle gerekçelendirilen birçok hakikat, hayır ve mükâfat vardır. Allah (cc), rahmetinin bir tecellisi olarak insanlara resûller göndermiş, gönderdiği resûllerin takip edilmesini emretmiş, hakkıyla onların sünnetine tabi olanlara da mükâfat vadetmiştir/mükâfatlandırmıştır. Şimdi bununla ilgili bazı ayetleri okuyalım:

Resûl’e İtaat, Kurtuluş ve Kazançtır

“…Kim de Allah’a ve Resûl’üne itaat ederse, şüphesiz ki büyük bir kurtuluş ve kazanç elde etmiş olur.”[1]

“Aralarında hükmetmesi için Allah’a ve Resûl’üne davet edilen müminlerin sözü: ‘İşittik ve itaat ettik.’ demeleridir. İşte bunlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. Kim de Allah’a ve Resûl’üne itaat eder, Allah’tan (saygıyla) korkar ve (azabından) sakınırsa işte bunlar, kazançlı olanların ta kendileridir.”[2]

Ayetlerde kurtuluşa erenlerden ve kazançlı olanlardan bahsedilmektedir. Bu kimselerin temel özelliklerinden biri de Resûlullah’a itaat etmeleridir. İtaatleri karşılığında kurtulmuş ve kazançlı çıkmışlardır. Çünkü kullar için kurtuluşun ve kazancın ne olduğunu en iyi bilen yine kulların yaratıcısıdır. Resûlullah da (sav) Allah’ın kurtuluş ve kazanç yoluna çağıran davetçisidir. Kurtuluş ve kazanç ancak ona itaatin sonucunda elde edilebilir.

Bu kurtuluş ve kazanç, geniş ve kapsamlıdır. Hem dünya hem ahiret için, hem Allah Resûlü’nün yaşadığı devir hem de vefatından sonraki asırlar için geçerlidir:

“Onlar ki; yanlarında bulunan Tevrat ve İncil’de yazılı olarak (sıfatlarını) buldukları ümmi olan Resûl Nebi’ye uyarlar. Onlara iyiliği emreder, kötülükten sakındırır; temiz şeyleri helal, pis şeyleri haram kılar; sırtlarındaki ağır yükü ve zincirlerini kaldırır. Ona iman edenler, onu saygı ile yüceltenler, ona yardım edenler ve onunla beraber indirilen Nur’a (Kur’ân’a) uyanlar... İşte bunlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.”[3]

Resûllere itaat etmek Allah Resûlü ile ortaya çıkan bir durum değil, önceki ümmetlerde var olan bir sorumluluktur:

“(Hatırlayın!) Hani: ‘Size Kitap ve hikmet verdikten sonra, sizin yanınızda olanı doğrulayıcı bir resûl gelirse ona iman edecek ve yardımcı olacaksınız.‘ diye Allah nebilerden söz almıştı…”[4]

Ali ve İbni Abbas (r.anhuma) bu ayet hakkında şunları söylemiştir:

“Allah gönderdiği tüm peygamberlerden, ‘Muhammed’e yetişirse ona iman ve yardım’ sözü almıştır. Aynı şekilde peygamberlere, ümmetlerinden de bu sözü almalarını emretmiştir.”[5]

Bundan dolayı Ehl-i Kitap, Muhammed’e (sav) ittiba etmekle sorumludur. A’râf Suresi, 157. ayette de ittiba edenlerin, kurtuluşa erenlerin ta kendileri olduğu vurgulanmaktadır.

Resûl’e İtaat, Hidayettir

“Bizi sırat-ı mustakime/dosdoğru yola hidayet et.”[6]

Tüm insanlığın arayışıdır dosdoğru yol. Her birimiz namazda defalarca bu duayla Rabbimizin huzuruna çıkıyoruz. Hamdolsun O’na ki bizi başıboş ve karanlıklar içinde bırakmadı.

Âdemoğlunun dünya serüveninin başladığı ilk ânlarda dahi şöyle buyurdu:

“…Benden size bir hidayet (vahiy) gelecek. Kim hidayetime tabi olursa onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.”[7]

“…Benden size bir hidayet gelecek. Kim de benim hidayetime uyarsa, o sapmayacak ve bedbaht olmayacaktır.”[8]

Peki, Allah’ın, geleceğini vadettiği hidayet nedir? Nasıl en doğru yolu bulacağız? Okuyalım:

“Böylece sana emrimizden bir ruh/Kur’ân vahyettik. Sen Kitab’ın ve imanın ne olduğunu bilmezdin. Fakat biz onu, kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle hidayet ettiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz ki sen, dosdoğru yola iletirsin. (O yol ki) göklerde ve yerde olanların tamamının kendisine ait olduğu Allah’ın yoludur. Dikkat edin! İşler Allah’a döner.”[9]

“De ki: ‘Ey insanlar! Şüphesiz ki ben, Allah’ın tümünüze (yolladığı) Resûl’üyüm. O (Allah ki) göklerin ve yerin hâkimiyeti/egemenliği O’na aittir. O’ndan başka (ibadeti hak eden) hiçbir ilah yoktur. Diriltir ve öldürür. Allah’a ve Resûl’ü olan ümmi Nebi’ye iman edin. O (Nebi), Allah’a ve O’nun kelimelerine iman eder. Ona uyun ki, hidayet bulasınız.’ ”[10]

Resûl’e İtaat, Hayattır

“Ey iman edenler! Sizleri, size hayat verecek şeylere davet ettiğinde Allah’a ve Resûl’e icabet edin. Bilin ki Allah, kişiyle kalbi (düşünceleri) arasına girer. Ve muhakkak (diriltilip), O’nun huzurunda toplanacaksınız.”[11]

İbni Kayyım (rh) şöyle der:

“Faydalı bir hayat ancak Allah ve Resûl’ünün çağrısını kabul etmekle elde edilir. Bu çağrıyı kabul etmeyen kimsenin hayvani hayatı olsa bile gerçek bir hayatı yoktur. Onun bu hayvani hayatı kendisi ile en aşağılık hayvanlar arasında ortak bir paydadır. Fakat gerçek, hoş hayat ise zahiren ve bâtınen Allah’ın ve Resûl’ünün çağrısını kabul edenlerin hayatıdır. Asıl diriler ölseler dahi bunlardır. Başkalarıysa bedenleriyle hayatta bulunsalar bile ölülerdir. Bundan dolayı insanlar arasında hayatı en mükemmel olanlar, Resûlullah’ın (sav) davetini en mükemmel şekilde kabul edenlerdir. Çünkü onun davet ettiği her hususta hayat vardır. Onun bir kısmını elde edemeyen bir kimse, hayatın da bir kısmını yitirmiş olur. Onda, Allah Resûlü’nün davetini kabul ettiği oranda hayat vardır.”[12]

Resûl’e İtaat Edenler, Allah’ın Sevdiği ve Günahlarını Bağışlayacağı Kullardır

“De ki: ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız bana tabi olun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah (günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) Ğafûr, (kullarına karşı merhametli olan) Rahîm’dir.’ ”[13]

Ayette dikkatimizi çeken iki husus vardır: [14]

Allah’ı sevmek ile Resûl’e itaat arasındaki bağ.

Resûl’e itaatin sonuçları olan; Allah tarafından sevilmek ve günahların bağışlanması.

Allah (cc), kendisini sevenleri Resûl’e tabi olmaya yönlendirmiştir. Çünkü Allah Resûlü (sav) yalnızca Allah’ın sevip razı olduğu şeyleri emreder. Öyle ki Rabbimizin sevip razı olduğu hiçbir şey yoktur ki Allah Resûlü insanları buna davet etmiş olmasın. Dolayısıyla Allah’ın sevdikleri ile Resûl’ün davet ettikleri arasında fark olmadığını söyleyebiliriz. Bununla birlikte sevgi, sevilene itaat etmeyi gerektirir. Allah’ı seven kişinin O’na hakkıyla itaat etmesi, ancak Resûl’üne itaat etmesiyle mümkündür. Aynı zamanda bu, Resûlullah’a itaatin Allah’a itaat olduğu hakikatini de hatırlatır:

“Kim Resûl’e itaat ederse hiç şüphesiz Allah’a itaat etmiş olur…”[15]

Allah sevgisi ile Resûl’e itaat, birbiriyle orantılıdır. Allah’ı sevdiğini söyleyen, ama Resûl’e itaatten yüz çeviren yalan söylemiştir. Kim Allah’ı ne kadar seviyorsa o kadar Resûl’üne itaat eder. Resûl’e itaatin neticesinde Allah, kulunu sever ve onun günahlarını bağışlar.

Resûl’e İtaat, Cennet’e Girişe Vesiledir

“Kim Allah’a ve Resûl’e itaat ederse bunlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği nebiler, sıddıklar, şehitler ve salihlerle beraber olacaklardır. Ne güzel arkadaştır bunlar!”[16]

“Kör olana günah yoktur, topal olana günah yoktur, hasta olana da (savaştan geri kaldıkları için) günah yoktur. Kim Allah’a ve Resûl’üne itaat ederse, onu altından ırmaklar akan cennete sokar. Kim de (itaatten) yüz çevirirse ona, can yakıcı (bir azapla) azap eder.”[17]

“Bu (miras hükümleri) Allah’ın sınırlarıdır. Kim de Allah’a ve Resûl’üne itaat ederse, onu altından ırmaklar akan ve içinde ebedî kalacakları cennetlere sokar. Bu büyük bir kazançtır/başarıdır.”[18]

Resûl’e İtaat, Allah’ın Rahmetine Vesiledir

“Allah’a ve Resûl’e itaat edin ki merhamet olunasınız.”[19]

“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin dostudurlar. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyar, namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, Allah’a ve Resûl’üne itaat ederler. Allah’ın rahmet edecekleri bunlardır işte. Şüphesiz ki Allah, (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) Azîz, (hüküm ve hikmet sahibi olan) Hakîm’dir.”[20]

Bir sonraki makalemizde Resûl’e itaatten yüz çevirenlerin hüsranını incelemeye çalışacağız, inşallah. Gelecek sayımızın sayfa aralarında buluşmak duasıyla…

Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun…

 

[1]. 33/Ahzâb, 71

[2]. 24/Nûr, 51-52

[3]. 7/A‘râf, 157

[4]. 3/Âl-i İmran, 81

[5]. Tefsiru’l Kur’âni’l Azim, 3/Âl-i İmran, 81-82

[6]. 1/Fâtiha, 6

[7]. 2/Bakara, 38

[8]. 20/Tâhâ, 123

[9]. 42/Şûrâ, 52-53

[10]. 7/A’râf, 158

[11]. 8/Enfâl, 24

[12]. Bedaiu’t Tefsir, İbni Kayyım, 2/226

[13]. 3/Âl-i İmran, 31

[14]. bk. İbni Teymiyye Tefsiri, 3/Âl-i İmran, 31. ayetin tefsiri

[15]. 4/Nisâ, 80

[16]. 4/Nisâ, 69

[17]. 48/Fetih, 17

[18]. 4/Nisâ, 13

[19]. 3/Âl-i İmran, 132

[20]. 9/Tevbe, 71