بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

قٓ۠ وَالْقُرْاٰنِ الْمَج۪يدِۚ (١)

بَلْ عَجِبُٓوا اَنْ جَٓاءَهُمْ مُنْذِرٌ مِنْهُمْ فَقَالَ الْكَافِرُونَ هٰذَا شَيْءٌ عَج۪يبٌ (٢)

ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًاۚ ذٰلِكَ رَجْعٌ بَع۪يدٌ (٣)

قَدْ عَلِمْنَا مَا تَنْقُصُ الْاَرْضُ مِنْهُمْۚ وَعِنْدَنَا كِتَابٌ حَف۪يظٌ (٤)

بَلْ كَذَّبُوا بِالْحَقِّ لَمَّا جَٓاءَهُمْ فَهُمْ ف۪ٓي اَمْرٍ مَر۪يجٍ (٥)

Er-Rahmân ve Er-Rahîm olan Allah'ın adıyla (okumaya başlıyorum).

1. Kâf. Şerefli Kur'ân'a andolsun.

2. Onlara içlerinden bir uyarıcının gelmesine şaşırdılar ve kâfirler, "Bu şaşılacak bir şeydir." dediler.

3. "Öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman (diriltilecek miyiz)? Bu, (gerçekleşme ihtimali çok) uzak bir dönüştür."

4. Muhakkak ki biz, yerin onlardan ne eksilttiğini (onların toprakta nasıl çürüdüğünü) bilmişizdir. Bizim katımızda (her şeyin yazılıp) korunduğu bir Kitap vardır.

5. (Hayır, öyle değil!) Bilakis onlar, hak kendilerine geldiğinde onu yalanladılar. Onlar karışık/çelişkili bir durumdadırlar.

Allah'a hamd, Resûl'üne salât ve selam olsun.

Allah (cc) imkân verirse bu yazımızla beraber Kâf Suresi üzerine mülahazalarımızı paylaşmaya çalışacağız. Çaba bizden, başarı Allah'tandır.

Sure Hakkında

Kâf Suresi, Mushaf sıralamasına göre 50. sure olup, 45 ayettir. Kainatta Allah'ın birliğini gösteren tevhid delilleri, Allah'a (cc) ve ahirete iman, haşr, hesap, mükâfat, ceza, iyiliği teşvik, kötülükten sakındırma gibi konuları son derece veciz ve etkili bir üslupla ve canlı tasvirlerle anlatır. Ahiret âleminde yaşanacak olayları, apaçık ibret tablolarıyla gözlerimizin önüne serer.[1]

Kâf Suresi, mufassal surelerin başı olarak kabul edilir.

"Bir gece Resûlullah (sav) yatsıdan sonra yanımıza geç geldi. Biz, 'Neden geciktin, ey Allah'ın Resûlü?' diye sorunca, 'Kur'ân'dan (her zaman okuduğum) bir hizbi okumadığımı hatırladım. Onu okumadan çıkmak istemedim.' cevabını verdi. Sabah olup Resûlullah'ın ashabına, 'Kur'ân'ı hiziplere nasıl ayırıyorsunuz?' diye sorduğumuzda, 'Üç sure, beş sure, yedi sure, dokuz süre, on bir sure ve on üç sure olarak ayırıyoruz. Mufassal sureleri ise Kâf Suresi'nden başlayarak tek hizip yapıyoruz (ve öyle okuyoruz).' cevabını verdiler."

Mufassal sureler Kur'ân'ın özüdür. Nitekim Abdullah ibni Mesud da (ra) şöyle demiştir: "Her şeyin bir özü vardır. Kur'ân'ın özü de mufassal surelerdir."[2]

Fazileti

Ömer ibni Hattab'dan (ra) rivayet edildiğine göre o, Ebu Vakid El-Leysî'ye, Resûlullah'ın (sav) Kurban Bayramı ile Ramazan Bayramı namazlarında hangi sureleri okuduğunu sormuş, o da şöyle cevap vermiştir: "O, bu iki bayram namazında 'Kâf. Çok şerefli Kur'ân'a yemin ederim ki...' (diye başlayan sureyi) ve «O saat yaklaştı ve ay yarıldı."[3] (diye başlayan sureyi) okurdu.[4]

Cabir ibni Semura'dan gelen rivayete göre Peygamber (sav) sabah namazında "Kâf. Çok şerefli Kur'ân'a yemin ederim ki..." suresini okur, ondan sonra da namazını kısa keserdi.[5]

Haris ibni Numan'ın kızı Ümmu Hişam (ra) şöyle rivayet etmiştir:

"Ben Kâf Suresi'ni ancak Resûlullah'ın ağzından ezberledim. O bu sureyi her cuma hutbede okurdu. Bizim tandırımız ile Resûlullah'ın (sav) tandırı birdi."[6]

Muhtevası

Surenin içerdiği konular şunlardır:

Kur'ân'ın şanını övme

Resûl'ün (sav) beşer olmasından dolayı müşrikler tarafından yalanlanması

Yeniden dirilişin ispatı ve kevni olaylara dikkat çekilmesi

Risaleti ve yeniden dirilmeyi inkâr eden müşriklere helak olan ve kendilerinin de bildiği kavimlerin hatırlatılması

İnsanın Ahiret Günü'yle tehdit edilmesi ve Hesap Günü'nün korkusundan bahsedilmesi

Allah'ın (cc) ilminin her şeyi kuşattığı ve nefislerin gizlediklerini bildiği

Müminlere ahiret nimetlerinin vadedilmesi

Nebi'nin (sav) onların yalanlamalarına karşı sabırlı olmasının, taatlerle Allah'a (cc) yönelmesinin ve Kur'ân'la davet etmeye devam etmesinin bildirilmesi[7]

Resûlullah (sav) bu sureyi bayram ve cuma günleri gibi, insanların bir araya geldiği, sosyal birlikteliğin sağlandığı yerlerde okurdu. Zira bu sure insanın geldiği yeri hatırlatır. İnsanın başlangıç noktasını, ölümden sonra dirilişi, hesap defterinin verilişini, Allah'ın (sav) huzuruna varışı, cennet, cehennem, sevap, ceza, teşvik ve korkutmayı bir arada işler.[8]

"Kâf …"

Cumhur-u ulema Kâf harfini sükun ile okumuştur. Ebu Abdurrahman Es-Sülemi (rh), Ebu'l Mütevekkil (rh), Ebu Recâ ve Ebu'l Cevza (rh), "kâf e"; Ebu Rezin ile Katâde (rh), "kâf u"; Hasen ile Ebu İmran (rh) ise "kâf i" şeklinde okumuşlardır.

Burada "Kâf " harfinin ne olduğu, ne manaya geldiği ile ilgili farklı eserler varid olmuştur. Fakat Ebu Hayyan'ın da (rh) ifade ettiği üzere bunların herhangi bir delili yoktur.[9]

Sure, harf ile başlıyor. Kur'ân-ı Kerim'de bu tür ayetlere ve ayetlerdeki harflere "Huruf-u Mukatta'a" adı verilir. Bu da birbirinden kopuk olan harfler anlamına gelmektedir. "Mukatta'a (kesilmiş)" denilmesinin nedeni okunurken birbirinden bağımsız bir şekilde tilavet edilmesidir.

Huruf-u Mukattaa'nın Tefsiri Hakkında Görüşler

Konu hakkında birçok görüş zikredilmiştir. Fakat bunları iki ana başlık altında tasnif etmek mümkündür.

a. "Huruf-u Mukatta'a Tefsir Edilemez." Diyenler

Bazı ayetler ne lügat ne de nas ile anlaşılır. Bunların ilmi Allah'ın (cc) yanındadır. Huruf-u Mukatta'a da bunlardan biridir.

Bilgimizin olmadığı bir meselede konuşmak tehlikelidir. Eğer bu mesele, Allah'ın ayetleriyle ilgili ilim temelli olmayan yorumlarda bulunmak ise, çok daha tehlikelidir.

"Bilgin olmayan şeyin peşine düşme! Çünkü kulak, göz ve kalp (gördüğünden, duyduğundan, niyetlenip azmettiğinden) bunların hepsinden sorumludur."[10]

Kişi harflere mana yükler ve "Allah'ın muradı budur." derse zanna dayanarak Allah (cc) adına konuşmuş olur.

"(Şeytan) size ancak kötülüğü, fuhşiyatı ve Allah hakkında bilginiz olmayan şeyleri söylemenizi emreder."[11]

Tercih edilen görüş de budur.

b. Huruf-u Mukatta'a'yı Tefsir Edenler

İlk görüşün aksine ilim ehlinden bazıları Huruf-u Mukatta'a'nın tefsir edilebileceğini söylemişlerdir. Onlardan bazıları şöyledir:

Bazıları bu tarz ayetleri sure ismi olarak kabul etmiştir. Sahabiler Peygamber'in (sav) namazlarının uzunluğu hakkında konuşurken şöyle demişlerdir: "Biz Peygamber'in (sav) namazını ölçtük. Öğle namazında الم (Secde Suresi) kadar okuduğunu gördük."

Burada Secde suresi'nin ismi yerine, surenin ilk ayetindeki Huruf-u Mukatta'a zikredilmiştir. Dolayısıyla bu görüşte yanlış bir şey yoktur.

Bazıları bu harflerin manalarının olduğunu, ayette kısaltılmış hâlde yer aldığını söylemiş, delil olarak da Arapların bir şiirini getirmiştir:

قلت لها قفى فقالت قاف

"Dur, dedim ona ben, o da kâf (işte durdum), dedi."

"Araplar nasıl ki ق /Kâf harfi ile 'kalktım' anlamıı kastetmişlerse, Allah da (cc) Huruf-u Mukatta'a ile bazı manaları kastetmiştir." demişlerdir.

Daha sonra da harflere mana vermeye çalışmışlardır. Fakat Huruf-u Mukatta'a'nın manalar içerdiğini söylemek ve daha sonra da bir şiire dayanarak harflere mana vermek kabul edilebilecek bir davranış değildir. Şiirde ق/Kâf harfine "kalktım" manasının verilmesi önceden geçen bir kelimeye binaendir.

Bazıları bunları kasem/yemin harfleri olarak kabul etmiştir.

Bazıları ise Huruf-u Mukatta'a'nın Kur'ân'ın isimlerinden olduğunu söylemiştir.

Gayb Hususunda Allah'a Ortak Koşmanın Diğer Bir Adı: Ebced Hesabı

Burada bir meseleyi izah etmekte yarar vardır. Huruf-u Mukatta'a'yı tefsir edenler arasında en tehlikeli olanlar, harflere bazı sayılar verip, ileride gerçekleşecek hadiselerin tarihlerini tespit ettiklerini iddia edenlerdir. Bunların dayanak noktaları ise şu uydurma rivayettir:

"Bir gün, Yahudiler Allah Resûlü'nün (sav) الم  ayetini tilavet ettiğini işitiyorlar. Bunun üzerine Allah Resûlü'ne şöyle diyorlar: 'Ey Muhammed! Biz senin 'الم' diye ayet okuduğunu işittik. Bizim yanımızda م /Mim 30, ل/Lam 1, ا /Elif ise 40 sayısına tekabül eder. Yani senin saltanatının ömrü 71 senedir.' Etraftaki insanlara da 'Ömrü 71 sene sürecek bir davaya mı inanıyorsunuz?' şeklinde propaganda yaparlar. Ancak Allah Resûlü (sav), الم/Elif-Lam-Mim'in dışında المص/Elif-Lam-Mim-Sad'ın da olduğunu söylüyor. Yahudiler de çok üzülüyorlar. Çünkü onların yanında ص/Sad harfinin değeri 70'tir. Sonra الر/Elif-Lam-Ra'nın da olduğunu söyleyince Yahudiler perişan oluyorlar. Çünkü onların yanında ر/Ra'nın değeri 200'dür."

Uydurma rivayet böyle devam ediyor…

Ebced hesabının varlığına inananlar, bu rivayette hadisenin Allah Resûlü'nün (sav) yanında gerçekleşmesine rağmen onun ses çıkartmamasını delil alırlar.

Aslında bu konunun içinde çok mühim bir nokta saklıdır. O da İslam'ın yıkmak için gönderildiği cahiliyeyi tanımadan Kur'ân'ı hakiki manada anlamanın mümkün olmadığı gerçeğidir. Bu noktada siyer ilminin ne denli öneme haiz olduğu anlaşılabilir.

Bir örnekle hareket edelim. Ayetlerde "Allah'ın dışında dua ettikleriniz" ibaresi geçiyor. Bu ayetleri düşündüğümüzde şunu diyebiliyoruz: Günümüzde insanlar bu ayetleri okuyorlar, ama hâlâ türbelere gidip ibadet edebiliyorlar, ordan bereket umabiliyorlar.

Bunun sebebi de bu tarz ayetlerle yıkılan cahilî düzenden habersiz oluşlarıdır. Mekkeli müşrikler de kabirlerden yardım umuyorlardı, orada yatanların Allah katında değerli olduklarına inanıyorlardı, onları ilah olarak görmemelerine rağmen isteklerine aracı kılıyorlardı. İşte bu yüzden müşrik ismini almışlardır. Eğer kişi ayet ile ayetin arka planını birbirinden ayırırsa ortaya çıkan boşluğu elbette ona vahyeden şeytan dolduracaktır.

Temas ettiğimiz hususun konumuzla bağlantısı ise şöyledir: Mekkeli müşriklerin bilgi kaynaklarından birisi de kâhinlerdi. Dinî hususlarda malumat aldıkları kâhinlere hürmet eder, sözlerini kâle alır, hatta İlahi güçlere sahip olduklarına inanıp onlardan zarar görmekten çekinirlerdi. Gayba dair bilgilerin kaynağı olarak kabul ettikleri kâhinler, İslam'ın cahiliyede yıktığı en temel kurumlardan birinin mensuplarıydı.

"De ki: 'Göklerde ve yerde Allah'tan başkası gaybı bilmez.' Onlar, ne zaman diriltileceklerinin farkında değillerdir."[12]

"Gaybın anahtarları Allah'ın yanındadır. (Gaybı) O'ndan başkası bilmez. Karada ve denizde olan her şeyi bilir. Herhangi bir yaprak düşmüş olsa mutlaka onu bilir. Yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık Kitap'ta yazılıdır."[13]

İslam bunu ortadan kaldırmak için gelmişse o zaman bir kimse hem kendisini İslam'a nispet edip hem de cahiliyenin bu kısmını ihya edemez. Böyle bir anlayış, Kur'ân'ın indirildiği toplumun gerçeklerini dikkate almadan ortaya konulmuş, temeli çürük bir inançtır.

Öyleyse asıl sorumuzu soralım. Mekkeli kâhinler yıldızlara, taşlara, rüyalara ve benzeri şeylere dayanarak gayptan haber verdiklerinde bu, cahiliye âdeti oluyor da Kur'ân'daki bazı harflere dayanarak gelecekten haber vermek nasıl "tefsir" olabiliyor?

Huruf-u Mukatta'a'nın Hikmeti

Huruf-u Mukatta'a'nın manasıyla ilgili izlenecek en isabetli yol, bunun bilgisinin Allah'ın yanında olduğuna inanmaktır. Ancak bu harflere mana vermememiz, onların inişinin bir hikmetinin olmadığı anlamına gelmez. Çünkü Allah'ın (cc), kâinattaki her bir tasarrufu, bildiğimiz ve bilmediğimiz pek çok hikmetler içerir.

"Gök, yer ve ikisi arasındakileri boş/amaçsız/öylesine yaratmadık. Bu, kâfirlerin zannıdır. (Girecekleri) ateş nedeniyle veyl olsun o kâfirlere!"[14]

Huruf-u Mukatta'a'nın hikmetiyle ilgili üç görüşten bahsedebiliriz:

Birinci Görüş:

Bir kısım ulema Huruf-u Mukatta'a'nın, sure başlarının bilinmesi için konulduğunu söylemiştir. Ancak bu pek isabetli değildir. Çünkü böyle olsaydı tüm surelerin başında Huruf-u Mukatta'a olması gerekirdi.

İkinci Görüş:

Müşrikler Kur'ân'ı dinlememek için özel bir gayret sarf ediyorlardı. Kulaklarını tıkıyor, ses çıkarıyor ve alkışlıyorlardı. İşte bir grup müfessir, müşriklerin bu hâlini ortadan kaldırmak ve onların dikkatini çekmek için Allah'ın (cc), Huruf-u Mukatta'a harflerini vahyettiğini söylemiştir.

Ancak bu görüş de bir yönüyle eksiktir. Eğer denildiği gibi olsaydı, müşriklere karşı okunan her ayet grubunda bu harflere yer vermek gerekirdi.

Üçüncü Görüş:

Huruf-u Mukatta'a, Mekkeli müşriklere karşı Allah'ın (cc) bir meydan okumasıdır.

Allah (cc) âdeta şöyle buyurmaktadır: "Bakın, işte bu Kur'ân sizin kullandığınız, harika ve beliğ şiirler okumak ve mükemmel konuşmalar yapmakla övündüğünüz Arap dilinin harflerinden oluşuyor. Eğer o bir beşer ürünüyse buyurun, siz de aynısını ortaya koyun!"

Huruf-u Mukatta'a'nın hemen akabinde gelen ayetlerin çoğu Kur'ân'ın kendisinden bahsettiği için hikmetin bu olduğunu söylemişlerdir. Nitekim tercih edilen görüş de budur. Allah (cc) en doğrusunu bilir.

"Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun." duamız ile…

 

[1] .bk. Ayet ve Hadislerle Açıklamalı Kur'ân-ı Kerim Meali, İFAV Yayınları

[2] .Darimi, Taberani; Mevsuatu't Tefsiri'l Me'sur, 71895

[3] .54/Kamer, 1

[4] .Müslim, Tirmizi

[5] .Müslim, Müsned,

[6] .Müsned

[7] .Et-Tahrir ve't Tenvir, özetle

[8] .Ayrıca bk. Umdetu't Tefsir, Kâf Suresi Tefsiri

[9] .Bunları şöyle sıralayabiliriz: "Birincisi: O, Allah'ın (cc) yemin ettiği bir kasemdir, O'nun isimlerindendir. Bunu İbni Ebi Talha (rh), İbn Abbas'tan (ra) rivayet etmiştir.

İkincisi: O, yeşil zebercetten bir dağdır. Bunu da Ebu Salih, İbn Abbas'tan (ra) nakletmiştir.

İkrime (ra), İbn Abbas'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: Allah (cc) 'Kâf' adında bir dağ yarattı, âlemi kuşatmıştır, damarları yedi kat yerin altındaki kayaya gider. Aziz ve celil olan Allah bir kenti sarsmak isterse, o dağa emreder, o da o kente bağlı damarı sallar.

Mücahid de (rh) şöyle demiştir: O, yeri kuşatan bir dağdır. Dahhak'tan (rh), onun yeşil zümrütten olduğu rivayet edilmiştir, göğün kenarları ona dayanmaktadır ve göğün maviliği ondandır.

Üçüncüsü: O, cehennemde ateşten bir dağdır. Bunu bir rivayette Dahhak (rh), İbn Abbas'tan (ra) nakletmiştir.

Dördüncüsü: O, Kur'ân'ın isimlerinden bir isimdir.

Beşincisi: O, bir kelimeden bir harftir." (Zadu'l Mesir)

[10] .17/İsrâ, 36

[11] .2/Bakara, 169

[12] .27/Neml, 65

[13] .6/En'âm 59

[14] .38/Sâd, 27