İKİ KUŞAK SAHİBİ: ESMÂ BİNTİ EBÎ BEKİR

Esmâ binti Ebî Bekir Es-Sıddîk ibni Ebi Kuhafe Osman ibni Amr ibni Ka’b ibni Sa’d ibni Teym

Evvelki yazımızda Esmâ binti Ebî Bekir’in (r.anha) ailesinden, şahsiyetinden ve Hicret hadisesindeki fedakârlıklarından bahsetmiş, Allah Resûlü’nün (sav) dilinden o kutlu lakabı nasıl aldığını anlatmıştık. Son olarak “Esmâ bu fedakârlıklarıyla bizlere bir şey söyler.” demiştik. Şimdi ise Esmâ (r.anha) sabrıyla, vakarıyla, savaşımıyla söylemeye devam edecek, bizler de dinlemeye…

Esmâ ve Zubeyr

Esmâ (r.anha) Hicret’ten yaklaşık bir yıl önce Safiyye’nin[1] (r.anha) vesilesiyle Zubeyr ibni Avvâm (ra) ile evlenmiş, bu güzel evliliğin meyvesini daha ilk aylarda karnında taşımaya başlamıştı. Allah Resûlü (sav) Ebû Bekir’le (ra) birlikte Medine’ye sağ salim hicret ettikten sonra Esmâ da ailesiyle birlikte Medine’nin yolunu tutmuştu. Medine’ye varınca başta babası olmak üzere bekleyenlerini sevindirmişlerdi.

Ashab Medine’ye hicret edince, havası muhacirlere yaramamış ve birçoğu hastalanmıştı. Bu hastalığa Mekke’nin özlemi de eklenince bir hayli üzülmüşlerdi. Bu olumsuz havaya Müslimlerin Yahudiler tarafından sihirlendiği ve bundan dolayı çocuklarının olmayacağı şayiası da eklenince artık tam bir moral çöküntüsü içerisine girmişlerdi.

Durumu gören Allah Resûlü (sav) her zaman olduğu gibi arkadaşlarının hem hastalığı hem de özlemi için, “Allah’ım! Bizlere Mekke’yi sevdirdiğin gibi veya ondan daha fazla Medine’yi de sevdir. Allah’ım! Sa’mıza ve müddümüze (bunlarla ölçülen rızıklarımıza) bereket ver. Burayı bizler için hastalıklardan temizle. Hummasını da Cuhfe’ye naklet.”[2] diyerek duaya sarılmıştı.

Allah da (cc) Nebi’sinin (sav) duasına icabet etmiş, Müslimlere Medine’yi sevdirmiş, onları temiz yiyeceklerle rızıklandırmış ve orayı hastalıklardan arındırmıştır. Daha önemlisi Hicret’ten iki ay sonra gelen mutlu bir haberle tüm kötü söylentileri yıkmış ve ashaba büyük bir sevinç yaşatmıştır. Bu mutlu haber, hayırlı bir neslin habercisi, İslam’ın ilk çocuğu, Esmâ ve Zubeyr’in oğlu Abdullah’tı…

Muhammed ibni Abdurrahman’dan (ra) şöyle rivayet edilmiştir:

“Muhacirler Medine’ye gelip orada ikamet etmeye başladıkları zaman Muhacirlerin çocuğu olmuyordu. Bunun üzerine, ‘Yahudiler bizi büyülediler.’ dediler.

Öyle ki bu söz iyice yayıldı ve insanlar böyle düşünmeye başladılar. Hicret’ten sonra İslam’da Muhacirlerin ilk doğan çocuğu Abdullah ibni Zubeyr oldu.

Ravi dedi ki: ‘Bu sevinçten dolayı Müslimler öyle bir tekbir getirdiler ki Medine bu tekbirle sallandı. Müslimler ferahlamışlardı…’

Sonra annesi çocuğu beze sarıp Allah Resûlü’ne (sav) götürdü. Allah Resûlü (sav) hurma çiğneyip ağzına verdi ona dua etti. Sonra kulağına namaz ezanı okunmasını emretti ve Ebû Bekir kulağına ezan okudu.”[3]

Hişam ibni Urve’den (rh) şöyle rivayet edilmiştir:

“Abdullah ibni Zubeyr, İslam’dan sonra doğan ilk çocuktu. Esmâ onu Kuba’da dünyaya getirmişti. Kendisiyle Nebi’nin (sav) yanına geldi ve Nebi ona, ‘Abdullah’ ismini verdi. Sonra damağına hurma aldı ve çiğneyip ağzına koydu.”[4]

İşte böylece annesi Esmâ binti Ebî Bekir, babası Zubeyr ibni Avvâm gibi iki kıymetli şahsın çocukları Allah Resûlü (sav) ve müminler için büyük bir mutluluk vesilesi olmuştu.

Her ne kadar bu güzel çiftin her biri çok değerli kimseler olsa da; İslam’a çok kıymetli evlatlar kazandırsalar da; hayatları sayılamayacak kadar çok hayırla dolu olsa da; bu güzel evlilik otuz yılı aşkın bir süreden ve sekiz çocuktan sonra son bulmuştu.[5]

Bu durumun en temel nedeni Zubeyr ibni Avvâm’ın (ra) kıskançlığı ve eşine sert davranmasıydı. Zubeyr ibni Avvâm Allah Resûlü’nün (sav), “Her nebinin bir havarisi vardır, benim havarim de Zubeyr’dir.”[6] dediği, “Anam babam sana feda olsun.”[7] dediği, “Zubeyr cennettedir.”[8] dediği ve daha birçok övgüye sahip olan bir sahabidir. Ancak insan olmanın bir gereği olarak hataları da yok değildir. Bizler zaten sahabeye böyle iman ederiz. Onlar doğrularıyla da yanlışlarıyla da bizlere örnektir. Zubeyr de (ra) öyledir. Birçok fazilete sahip olmasıyla birlikte fıtratındaki kıskançlığın ve sertliğin dozunu bazı zamanlar kaçırmıştır.[9] Örneğin, Esmâ (r.anha) bir zaman kıskançlığından çekindiği için Allah Resûlü’nün (sav) terkisine binmekten bile çekinmiştir.

Esmâ binti Ebî Bekir’den (r.anhum) şöyle rivayet edilmiştir:

“Zubeyr benimle evlendiğinde yeryüzünde mal ve köle namına hiçbir şeyi yoktu. Su çeken bir deve ile atı dışında hiçbir şeye sahip değildi. Ben de atının yemini verir ve sulardım. Su kovasını onarıp dikerdim, hamuru yoğururdum. Ancak güzel ekmek yapamazdım. Ensar’dan bazı hanım komşularım benim ekmeğimi pişirirdi. Onlar gerçekten sadakatli kadınlardı. Allah Resûlü’nün (sav) Zubeyr’e ikta[10] olarak verdiği araziden hurma çekirdeklerini başımın üzerinde taşırdım. Bu arazi evimden üçte iki fersahlık mesafedeydi.[11] Bir gün hurma çekirdekleri başımın üzerinde gelirken Allah Resûlü (sav) ile karşılaştım. Beraberinde Ensar’dan birkaç kişi vardı. Beni çağırdı ve sonra da beni terkisine bindirmek için (devesine çöktürmek amacıyla) ‘ıh ıh’ dedi. Ancak ben erkeklerle beraber yürümekten utandım. Ayrıca Zubeyr’i ve kıskançlığını hatırladım. Zubeyr insanların en kıskancıydı. Allah Resûlü (sav) benim utandığımı anladığından yoluna devam etti.

Zubeyr’in yanına geldiğimde dedim ki: ‘Allah Resûlü (sav) beni hurma çekirdeklerini başımın üzerinde taşırken gördü. Beraberinde de ashabından birkaç kişi vardı. Arkasına bineyim diye devesini çöktürdü, ben de ondan utandım ve senin kıskançlığın aklıma geldi (bu yüzden binmedim).’

Bunun üzerine Zubeyr dedi ki: Allah’a yemin ederim, senin hurma çekirdeklerini taşıman, onun terkisine binmenden bana daha ağır gelir.’

Esmâ dedi ki: ‘(Bu hâlim) Ebû Bekir’in bana atın bakımını üstlenen bir hizmetçi gönderinceye kadar sürdü. Onu gönderdiğinde sanki beni kölelikten azat etmiş oldu.’ ”[12]

Esmâ zaten Mekke’de yeterince eziyet görmüştü. Bunun üzerine yaşadığı bazı hastalıklar, çektiği fakirlik, sekiz çocuğun bakımı ve evin işleri, bir de tüm bunların üzerine evliliğindeki olumsuzluklar da eklenince artık sabretmesi iyice güçleşiyordu. Bu yüzden bazen gelip babasına şikâyette bulunuyordu. Ebû Bekir (ra) ise her yerde olduğu gibi burada da o güzel örnekliğini sergiliyor ve bir baba olarak kızına her şeye rağmen sabretmesini öğütlüyordu.

İkrime’den (rh) şöyle rivayet edilmiştir:

“Esmâ binti Ebî Bekir, Zubeyr ibni Avvâm’ın nikâhı altındaydı ve Zubeyr ona sert davranıyordu. Esmâ babasına geldi bu durumdan şikâyette bulundu.

Ebû Bekir dedi ki: ‘Ey kızcağızım! Sabret. Çünkü bir kadının salih bir eşi varsa ve o öldükten sonra evlenmezse cennette bir araya getirilirler.”[13]

Tüm uğraşlara rağmen Esmâ (r.anha) ve Zubeyr’in (ra) evlilikleri yürümemiş ve uzun bir müddet sonra ayrılmışlardır.

Hişam ibni Urve’den (rh) şöyle rivayet edilmiştir:

“Zubeyr, Esmâ’yı boşadı ve Urve’yi yanına aldı. Urve o günlerde küçüktü.”[14]

Fakat Esmâ babasının öğüdünü unutmamış, Zubeyr’den sonra vefat edinceye kadar kimseyle evlenmemiştir. Uzun bir süre yalnız yaşamıştır.

Hiçbir evliliğin tarafları mutlu olarak ayrılmazlar. Ayrılık çoğu zaman acı olmuştur. Bu yüzden talak Allah’ın (cc) en sevmediği helaldir. Dikkat buyurun, helaldir; ancak Allah (cc) sevmez.

Abdullah ibni Ömer’den (ra) rivayet edildiğine göre Allah Resûlü (sav) şöyle buyurmuştur:

“Allah-u Teâlâ’ya en sevimsiz helal talaktır.”[15]

Her ne kadar hoş olan bir durum olmasa da birçok insanın, hatta birçok sahabinin yaşadığı bir durumdur. Çünkü bir ilişkinin düzelmesi için tüm çabalar sarf edilmişse ve düzelmemişse, artık kişiye ciddi manada zarar veriyor ve yürümüyorsa son çare ayrılmaktır.

Burada önemli olan İslam’ın öğütlerinin göz ardı edilmemesi ve samimiyetle elden gelen her şeyin yapılması,[16] aradaki karşılıklı iyiliklerin unutulmaması,[17] diğer tarafın hakkına girilmemesidir.[18] Tıpkı Esmâ ve Zubeyr gibi (r.anhuma). Onlar yaşanılan onca şeye rağmen birbirlerine zulmetmemişler, yalan söylememişler, iftira atmamışlardır. Herhangi kötü bir yola tevessül etmemişlerdir. Günümüzde evliliklerinde sorun yaşayan birçok çiftin aksine sürekli sükûnetle davranmışlardır. Konumuz özelinde Esmâ (ra) bir kadın olarak hiçbir zaman vakarı elden bırakmamış ve kişiliğini zedelememiştir:

“…Bu onun büyük bir akıl, sağlam bir din, sabırlı bir kalp sahibi olduğunu ve musibetlere katlanmakta kuvvetli olduğunu gösterir.”[19]

Çektiği onca acıya bir de ayrılık eklenmiş, fakat o sadece sabretmiş ve ecrini Allah’tan (cc) beklemiştir. İşte bu güzel tutum Müslimlere örnek olmalıdır. Hayat bazen yolunda gitmeyebilir. Menfi durumlar yaşanabilir. Buna rağmen yaşamın her alanında duygusallıktan kaçınıp şeriata bağlılıkla hareket etmek gerekir. Nefsinin kışkırtmasıyla kişi kendi şahsiyetini çiğnememelidir. İslam kimliği son nefese kadar muhafaza edilmelidir.

Esmâ (r.anha) ve İnfak

Üstün şahsiyet sahibi her kişinin ortak özelliği cömert olmasıdır. Çünkü infak ettikçe arınmış, arındıkça sadakati artmış, sadakati arttıkça da kişiliği yücelmiştir. Gerçek erdeme ancak kendi arzularını erteleyip başkalarının gereksinimlerini önceleyen insanlar erişebilir. Böyle kimselerin en büyük mükâfatı dünyada nefislerinin bencilliğinden korundukları gibi ahirette kurtuluşa ermeleridir:

“Kendilerinden önce (Medine) yurdunu hazırlayan ve iman ehli olan (Ensar), onlara hicret edenleri severler ve (Muhacirlere) verilenlerden dolayı içlerinde bir çekememezlik hissetmezler. Şiddetle ihtiyaç duymalarına rağmen (kardeşlerini) kendilerine tercih ederler. Kim de nefsinin bencilliğinden korunursa işte onlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.”[20]

Tabii ki bu erdem ehlinin başında Muhacir ve Ensar gelir. Ayette de ifade edildiği gibi onlar birbirlerini severler ve birbirlerine infakta bulunurlardı. Bu yüzden kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. Esmâ da (r.anha) onlardan biridir. Birçok fazilette olduğu gibi infaktan da üzerinde izler taşır. Kendi malından infak etmiştir, yetmemiş malı kalmadığında eşinin eve getirdiklerinden de infak etmeye çalışmıştır:

Abbad ibni Abdullah ibni Zubeyr’den (rh) şöyle rivayet edilmiştir:

“Esmâ binti Ebî Bekir, Nebi’ye (sav) geldi ve ‘Ey Allah’ın Nebisi! Benim Zubeyr’in getirdiğinden başka bir malım yoktur. Zubeyr’in bana getirdiğinden infak edersem bana bir günah var mıdır?’

Allah Resûlü de (sav), ‘Güç yetirebildiğin kadar infak et. Toplayıp biriktirerek cimri davranma, sen cimri davranırsan Allah da sana cimri davranır.’ buyurdu.”[21]

Sahabilerin birbirinden farklı infak etme şekilleri vardı. Kimisi malının hepsini verirdi, kimisi yarısını verirdi, kimisi arta kalanı verirdi. Kimisi Allah’ı (cc) ticaretine ortak ederdi, kimisi biriktirir sonra toplu bir şekilde verirdi, kimisi de eline geçeni hiç bekletmeden o ânda verirdi. Esmâ’nın (r.anha) özelliği Allah Resûlü’nün (sav) tavsiyesi üzerine saymadan ve bekletmeden infak etmesidir.

Abdullah ibni Zubeyr’den (ra) şöyle rivayet edilmiştir:

“Aişe ve Esmâ’dan daha cömert bir kadın görmedim. Onların cömertliği birbirinden farklıydı. Aişe bazı şeyleri toplar, bir araya getirir, yanında belli bir miktar olunca artık verilecek yere verirdi. Esmâ’ya gelince o hiçbir şeyi yarına bırakmazdı.”[22]

Esmâ kısıtlı dönemlerde ya da belli zamanlarda infak etmemezlik yapmazdı. O her zaman ve sürekli infak ederdi. Çünkü onun bu özelliği, nefsinden ayrılmaz bir ahlak hâline gelmişti:

Muhammed ibni Muktedir’den (rh) şöyle rivayet edilmiştir:

“Esmâ binti Ebî Bekir eli açık bir kişiliğe sahipti.”[23]

Ve hatta öyle ki yalnız kendisi infak etmez, çevresindekileri de bekletmeden infak etmeye teşvik ederdi.

Fâtıma Annemizden (r.anha) şöyle rivayet edilmiştir:

“Esmâ, kızlarına ve ehline şöyle derdi: Erkekler infak edin ve siz kadınlar da infak edin ve tasaddukta bulunun. İyilikleri bekletmeyin, şayet bekletirseniz o iyilik olmaz. Fakat sadaka verirseniz kaybedeceğiniz bir şey yoktur.”[24]

Şu sıralarda birçok salih amelde olduğu gibi sadaka vermek de yalnız erkeklerin ifa etmesi gereken bir amel olarak kabul ediliyor. Ne erkekler kadınları bu alanda teşvik ediyor, ne de kadınlar böyle bir çaba içerisine giriyor. Bu yanlış anlayışı ve davranışı düzeltmek için Esmâlara ihtiyacımız var. Bilhassa da yiğit Müslimelerin, genç muvahhidelerin bu örnekliği en izzetli ve iffetli hâliyle bu asra taşımalarına. Yoksa hakkın yeryüzüne hâkim olması nasıl gerçekleşebilir ki?

Devam edecek inşallah…

 

[1]. Safiyye binti Abdulmuttalib (r.anha), Zubeyr’in (ra) annesi, Allah Resûlü’nün (sav) de halasıdır. Yani Esmâ (r.anha) Allah Resûlü’nün (sav) kuzeniyle evlidir.

[2]. Buhari, 1889; Müslim, 1376

[3]. Et-Tabakatu’l Kubra, İbni Sad, Mektebetü’l Hanci, 6/473-474; Tarihu Dımeşk, İbni Asakir, Daru’l Fikri, 28/155; Siyeru A’lamin Nubela, Zehebi, Müessesetü’r-Risale, 3/365; Fethu’l-Bari, İbn Hacer El-Askalani, Darul-Marife, 9/589

[4]. Et-Tabakatu’l Kubra, İbni Sad, Mektebetü’l Hanci, 6/474; Tarihu Dımeşk, İbni Asakir, Daru’l Fikri, 28/150

[5]. bk. Et-Tabakatu’l Kubra, İbni Sad, Daru Sadır, 8/249-253; Tarihu Dımeşk, İbni Asakir, Daru’l Fikri, 69/17; Siyeru A’lamin Nubela, Zehebi, Müessesetü’r-Risale, 2/292

[6]. Buhari, 2846; Tirmizi, 3745; İbni Mace, 122

[7]. Et-Tabakatu’l Kubra, İbni Sad, Daru Sadır, 3/106; Delailu’n Nubuvve, Beyhaki, Daru’l Kutubi’l İlmiyye, 3/440

[8]. Ebu Davud, 4649;

[9]. bk. Siyeru A’lamin Nubela, Zehebi, Müessesetü’r-Risale, 2/292; Usdu’l-Ğabe fi Ma’rifeti’s Sahabe, İbnü’l-Esir, Daru’l Kutubi’l İlmiyye, 7/7

[10]. İkta, İslam devletinin kamuya ait arazisini mülkiyet, işletme veya faydalanma hakkını uygun gördüğü kimselere tahsis etmesidir.

[11]. Fersah, o dönemlerde kullanılan bir ölçü birimidir. Kaynaklarda yaklaşık 5-6 km’ye tekabül eder.

[12]. Buhari, 5224; Müslim, 2182

[13]. Et-Tabakatu’l Kubra, İbni Sad, Daru Sadır, 8/251; Tarihu Dımeşk, İbni Asakir, Daru’l Fikri, 69/16

[14]. Et-Tabakatu’l Kubra, İbni Sad, Daru Sadır, 8/253; Tarihu Dımeşk, İbni Asakir, Daru’l Fikri, 69/16

[15]. Ebu Davud, 2178; İbni Mace, 2018; Hadisin sıhhatinde ihtilaf edilmiştir; bk. El-İlelü’l Vâride Fi’l-Eâdîi’n Nebeviyye, Dârekutnî, Daru Tayyibe, 13/225

[16]. bk. 2/Bakara, 228-229

[17]. bk. 2/Bakara, 237

[18]. bk. 2/Bakara, 231

[19]. Usdu’l-Ğabe fi Ma’rifeti’s Sahabe, İbnü’l-Esir, Daru’l Kutubi’l İlmiyye, 7/7

[20]. 59/Haşr, 9

[21]. Müslim, 1029; Buhari, 1434

[22]. Siyeru A’lamin Nubela, Zehebi, Müessesetü’r-Risale, 2/292; Tarihu’l İslâm, Zehebi, Daru’l Kutubi’l Arabiyye, 5/356

[23]. Siyeru A’lamin Nubela, Zehebi, Müessesetü’r-Risale, 2/292; Et-Tabakatu’l Kubra, İbni Sad, Daru Sadır, 8/252

[24]. Et-Tabakatu’l Kubra, İbni Sad, Daru Sadır, 8/252; Tarihu Dımeşk, İbni Asakir, Daru’l Fikri, 69/18