Kitabın Adı: Hz. Muhammed’in (sav) Hayatı ve İslâm Daveti

Kitabın Yazarı: Celalettin Vatandaş

Yayınevi: Pınar Yayınları

Basım Tarihi: On Üçüncü Basım 2017

Sayfa sayısı: 1136

Ebat: 16x23 cm

“En çok neyi okumaya ihtiyacımız var?” diye bir soru sorsak kuşkusuz ilk cevaplardan biri “siyer” olacaktır. Çünkü siyer; Peygamberimizi (sav) okumaktır, onu tanımaktır, onu örnek almaktır. Onun rehberliğinde rıza-i ilahiye ulaşmaktır. Şu asrımızda insanlar cahiliyenin zifiri karanlığı içinde hapsolmuşsa; onu hakkıyla tanıyıp örnek almadığı, hidayet nuruyla aydınlanmadığı içindir:

“Ey Nebi! Biz seni şahit, müjdeleyici ve uyarıcı olarak yolladık ve (Allah’ın) izniyle, (insanları) Allah’a davet eden ve nur saçan bir kandil olarak (yolladık).”[1]

Günümüzde ne yazık ki Muhammed ümmeti, Muhammed’i (sav) tanımıyor. Ekseriyeti; herhangi bir şarkıcı, oyuncu, futbolcu, siyasetçi ya da fenomen kadar hakkında bilgi sahibi değil. Hâliyle onu hakkıyla örnek al(a)mıyor. İçinde bulunduğu derdiser duruma deva bulamıyor. Başka kapılarda ömür tüketiyor. İzzeti, zilletle tebdil ediyor. Ümmetin bu biçare hâli, mücevher sandığının üzerinde oturan dilenciyi andırıyor.[2] Oysaki Peygamberimiz, yazarın kendi ifadeleriyle:

“İnsanların elleriyle kazandıkları şeyler yüzünden, karada ve denizde fesat çıktığı[3] bir zamanda hem o zamanın hem de sonraki zamanların insanları için en güzel ve mükemmel rehber ve model olarak gönderildi. İnsanların şaşkınlık içerisinde ‘Ne olacak bu durumumuz? Bu binbir türlü kötülük ve yanlışlıklardan nasıl kurtulacağız?’ diye sordukları, çaresizlikten ne yapacaklarını bilemez duruma geldikleri bir anda ilahi iradenin sesi duyuldu ve insanlar arasından seçtiği elçisine ‘ikra’ talimatını verdi. Yüce Allah, O’na ‘bildir, duyur, ilan et, açıkla’ dedi. Neleri? Elbette ki kendine bildirilecek olan doğruları, güzellikleri, iyilikleri, güzel ahlakın en güzel ölçülerini. Niçin? Tüm dünya ‘esenlik yurdu’[4] olsun diye.”

Evet, tüm dünyanın esenlik yurdu olması için ancak ve ancak Allah Resûlü (sav) kılavuzumuz olmalıdır. Çünkü o en güzel dost, en güzel eş, en güzel öğretmen, en güzel davetçi, en güzel komutan, sözlerinde ve hâllerinde en güzel örnektir:

“Andolsun ki sizin için, Allah’ı ve Ahiret Günü’nü uman ve Allah’ı çokça zikredenler için Allah Resûlü’nde güzel bir örneklik vardır.”[5]

Risalet davasının vârisleri hakkı ve adaleti tekrar yeryüzüne hâkim kılmak istiyorsa yalnızca Nebimizin (sav) izini takip etmelidir. Çünkü o, tüm kötülüklerin had safhada olduğu, insanların öz çocuklarını diri diri toprağa gömecek kadar insanlıklarını unuttuğu bir dönemde nübüvvet makamına gelmiştir. Yirmi üç yıllık risaleti boyunca öyle bir nesil yetiştirmiştir ki âdeta kömürden elmas çıkarmıştır. Dolayısıyla içerisinde bulunduğumuz vahim durumdan bizi kurtaracak tek yol, onun (sav) kutlu sireti ve sünnetidir.

Bu manada Celalettin Vatandaş’ın “Hz. Muhammed’in (sav) Hayatı ve İslâm Daveti” kitabı bu mihnetimize reçete olacak niteliktedir, Resûlullah’ın hayatıyla bizlere abıhayat sunar. Yeter ki o hayat çağrısına icabet edelim:

“Ey iman edenler! Sizleri, size hayat verecek şeylere davet ettiğinde Allah’a ve Resûl’e icabet edin…”[6]

Kitabın 1136 sayfa olması gözümüzü korkutabilir. Ancak basit bir hesapla günde yarım saatimizi ayırsak, yaklaşık üç ayda bitirebiliriz. Geceler boyunca kıyamda, rükûda, secdede bizler için gözyaşı döküp Rabbimizden bağışlanma dileyen bir Nebi’yi (sav) tanımak için ayrılan bu süre çok değildir, değil mi?

Abdullah ibni Amr ibni As (ra) anlatmaktadır:

“Peygamber bir gün İbrahim’in ve İsa’nın (as) şu sözlerini okudu: ‘(Hatırlayın!) Hani İbrahim şöyle demişti: ‘Rabbim! Bu beldeyi güvenli kıl. Beni ve çocuklarımı putlara tapmaktan uzak tut. Rabbim! Gerçekten o (putlar), insanlardan birçoğunu saptırdılar...’ ’[7]

Sonra İsa’nın (as) sözünü okudu: ‘Onlara azap edecek olursan hiç şüphesiz onlar, senin kullarındır. Şayet onları bağışlarsan şüphesiz ki sen, (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz, (hüküm ve hikmet sahibi olan) El-Hakîm’sin.’[8]

Bu ayetleri okuduktan sonra Peygamber, ellerini kaldırdı ve ‘Allah’ım! Ümmetim, ümmetim...’ diyerek ağladı.
Bunun üzerine Allah (cc), Cibril’i (as) Peygamber’e (sav) gönderdi ve dedi ki: ‘Muhammed’e git, -Rabbin daha iyi bilir, ama yine de- ona ne için ağladığını sor.’ Cibril geldi ve Peygamber’e bunu sordu. Peygamber de ona ümmetinin hâlini arz etti ve ‘Allah daha iyi bilir.’ dedi. Bunun üzerine Allah, ‘Ey Cibril, Muhammed’e git ve de ki: ‘Ümmetinden yana seni razı edeceğiz ve seni üzmeyeceğiz.’ ’ ”[9]

Kitabın edebî dili ve içerisinde çok fazla betimleme yapılması, okuyucuyu bir zaman makinesi gibi 1400 yıl öncesine götürüyor. Her bölümde göze çarpan sosyolog kimliğiyle yaptığı çıkarımlar, olayların arka planını idrak etmekte kolaylık sağlıyor. Bölümlerin başlarına, olayların ilgili kısımlarına, nüzul zamanlarına göre serpiştirdiği ayetlerle hem Kur’ân-ı Kerim’i hem de Allah Resûlü’nü (sav) daha iyi anlamamızı sağlıyor. Bununla birlikte insan fehmettiklerini bugünkü vakıaya uyarlayabilirse kâmil bir fayda elde edilebilir. Son kertede zihin dünyasında yepyeni ufuklar kazanabilir.

Tüm bunlarla beraber kelimelerin kendisini anlatmakta kifayetsiz kaldığı bir şahsiyetin (sav) hayatını okuduğumuzu unutmayalım. Sözlerimizi, yine onu çokça anlatan sahabisi Hasan ibni Sabit’in (ra) sözleriyle noktalayalım:

ما أن مدحت محمدا بمقالتي لكن مدحت مقالتي بمحمد

“Sözlerimle Muhammed’i övmüş olmadım.

Bilakis Muhammed’den bahsetmekle sözlerime değer kazandırmış oldum.”[10]

 

[1] .33/Ahzâb, 45-46

[2] .Bir yazarın sözü

[3] .30/Rûm, 41

[4] .10/Yûnus, 10

[5] .33/Ahzâb, 21

[6] .8/Enfâl, 24

[7] .14/İbrahîm, 35-36

[8] .5/Mâide,118

[9] .Müslim, 202

[10] .Hulasatu’l Eser Fi A’yani’l Garni’l Hadiye Aşar, Muhammed Emin ibni Fadlullah, 1/435