HİLAFETTEN SALTANATA EMEVİLER DÖNEMİ

Kitabın Yazarı: Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma

Yayınevi: Beyan Yayınları

Basım Tarihi: 24. Baskı, Haziran 2022

Sayfa Sayısı: 156

Ebat: 13,5 X 21,0 cm

Kitap Hakkında

Geçtiğimiz sayımızda Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma’nın İslami Tebliğin Örnek Halifeler Dönemi kitabını tanıtmıştık. İslam’ın o dönemde en güzel şekliyle nasıl uygulandığını görmüştük. Bu yazımızda ise o nübüvvet menheci üzerine kurulan hilafetin nasıl ısırıcı sultanlığa dönüştüğünü görmek adına yazarın Hilafetten Saltanata Emeviler Dönemi isimli kitabını tanıtmaya çalışacağız.

Allah Resûlü (sav) ve Raşit Halifeler Dönemi’nin günümüze kadar benzeri görülmemiş bir şekilde huzur ve mutluluk dolu olması, yönetim sistemlerinin İlahi kanunlara dayalı olmasındandır. Çünkü vahiy kaynaklı bir düzen daima insanların saadet kaynağı olmuştur. Allah (cc) kulunu bilmez mi?[1] Yarattığı kulları en iyi bilen Allah (cc), elbette onlar için en iyi düzeni vazetmiştir. Ne var ki cahil,[2] zalim[3] ve nankör[4] insan birçok zaman bu nimetten yüz çevirmiş ve akabinde dünya ve ahiretin azabını tatmıştır.

Bu durumun canlı örneğini çok değil, örnek halifeler döneminden hemen sonra görüyoruz. Abdullah ibni Mes’ûd’un (ra) tabiriyle[5] Allah Resûlü’nün (sav) daha kapları kırılmadan, elbiseleri eskimeden, eşleri vefat etmeden onun kutsal emanetinin nasıl zayi edildiği, onun mukaddes mirasının nasıl heba edildiği, kitapta anbean anlatılmakta. Yüz elli altı sayfanın her birinde tarihimizin acı gerçekleriyle bir bir yüzleşmekteyiz.

Evvelemirde şunu belirtmek gerekir ki bir Müslim için o çirkin yılları okumak asla kolay değildir. Zira nasıl kolay olsun ki... Kişi Allah Resûlü’nün (sav) güzide ashabına ve kıymetli Ehl-i Beyt’ine o yapılanları okuduğunda yüreği dağlanıyor, kelimeler boğazına düğümleniyor ve yaşanılanların gerçek olduğuna inanmak istemiyor.

O dönemi okumak kolay olmadığı gibi yazmak da hiç kolay olmamıştır. Bu yüzden yazar daha kitabın ilk sayfasında o dönemi kaleme almanın zorluğunu ve de zorunluluğunu şu cümlelerle belirtmiştir:

“Uzun zamandan beri, Peygamber (sav) dönemi ile Örnek Halifeler döneminden sonra, Emevîler’i yazmayı düşünüyorduk. Fakat bu dönemin karmaşıklığı, netâmeli oluşu, üzücü taraflarının çokluğu, meseleyi ağırdan almamıza sebep oluyordu.

Resûlullah (sav) döneminin o mücadelesinden ve örnek halifelerin onun izindeki sebat ve gayretlerinden sonra, saltanatı anlatmak hayli güç geldi bize...

Ne var ki er yâ dâ geç bu konunun da ele alınması gerekiyordu. Çünkü onu ele almamak, incelememek, yapılanları söylememek çözüm değildi. Onun içindir ki, alacağımız tüm tenkidlere açık olduğumuzu peşinen kabul ederek yola çıktık.

Gayemiz kitap yazmak değil, eski tarihimizi günümüze taşımaktır. Tâ ki selefin yapmış oldukları güzel mücadeleyi taklid edelim; hatalarını da, bir de biz işlemeyelim!”[6]

Evet, bir yerde artık gaye kitap yazmak, okumak veya tanıtmak değildir. Gaye bu satırların vesilesiyle geçmişten ders çıkarıp geleceğe emin adımlar atmaktır. Aynı hataları tekrar etmemektir. Birçok tarihçi İslam’ın insanlar nazarında kötü anlaşılmaması niyetiyle tarihin bu gerçeklerini saklamaya, gizlemeye, örtbas etmeye çalışmıştır. Yazara göre bu tutum yersizdir ve yaşanılanlar olduğu şekliyle aktarılmalıdır. Çünkü bir hatadan ders almak ancak böyle mümkündür. Ayrıca İslam, müntesiplerinin hatalarıyla kirlenemez. O, güzelliğini vahiyden alır.

Yaklaşık kırk yıllık Asr-ı Saadet Dönemi’nden sonra yöneticilerin ve yönetilenlerin bu denli yozlaşması gerçekten ibret vericidir. Daha dün iyilik ve takvayla dolu beldeler bir ânda günah ve düşmanlıkla dolmuştur. Bu sorunun birçok sebebi vardır. Burada yazar bu sorunların en temel olanlarını yeri geldiğince gerektiği kadar ele alır ve çözümler sunar. İcra edilen doğruları ve yanlışları rivayetlerin paralelinde anlatır. Kitap boyunca her bir yöneticinin devrine dair sona koyduğu değerlendirme başlıkları ümmetin aynı hatalara tekrar düşmemesi ve yeniden aydınlanması için meşale niteliğindedir. Belki de en güzeli mutlaka geçmiş dönem ile şimdiki dönem arasında bir bağ kurarak cahiliye sistem ve yöneticilerinin hiçbir zaman diliminde değişmediğini gözler önüne sermesidir.

Örnek olarak Sultan Abdulmelik ile ilgili şu ifadelerini verebiliriz:

“Suyûti’nin rivâyeti doğru ise, Sultan Abdulmelik, ilk defa halifelerin huzurunda konuşmayı yasaklamıştır. Artık Müslümanlar Halifenin (!) yâni Sultan’ın yanında konuşamayacak, sadece kendilerine verilen emirleri dinleyecekler. Çünkü ulu’l-emr doğru konuşur, yanılmazdı… Hele hele haksızlıklara hiç yanaşmazdı. Tıpkı bugünün ulu’l-emr’leri gibi…

Ulu’l-emr dilediği gibi köşklerde yaşayacak; her türlü gıda ile beslenecek; özel doktorları olacak; devleti dilediği kimselerle -başüstüne efendim’cilerle - idare edecek, birilerinin hakları kaybolsa bile, rejim’e itaatkâr olanlar sahib-i imza makamlarında tutulacak ve bütün bunlar söylenip tenkid edilemeyecek!..

İşte saltanat zihniyeti budur!.. Ve ne hazindir ki, klasik saltanatla modern saltanat zihniyetleri yâni Kapitalist sömürü saltanatı, Komünist tahakkum saltanatı ve Faşist dikta saltanatlar arasında hiçbir fark yoktur. Belki bugünün modern saltanatları, klasik saltanatlardan daha eşeddir!..”[7]

Şunu belirtmeden geçmeyelim, nerede bir sorun varsa sebebi Allah Resûlü’nün (sav) pak sünnetine, bilhassa pak menhecine muhalefettendir. Menhece muhalefetin bir ümmeti nereye savurduğunu görmek isteyenlerin çok uzağa gitmesine gerek yok. Emeviler Dönemi bunun en net örneğidir. Bu dönemi gören gözle okuyan büyük küçük fark etmeksizin herkes İslam cemaatinin başına gelebilecekleri rahatlıkla anlayabilir. Bu pencereden bakıldığında izin, itaat, ileti gibi menhec asıllarının öneminin tekrar tekrar hatırlanması kaçınılmazdır. Bu manada her cemaat bireyinin kitabı biraz da bu gözle okuması ciddi anlamda faydalı olacaktır.

Doksan bir yıllık karanlık bir çağın arasında aydınlık birkaç yıl da yok değildir. Diken tarlasında gül misali bazı hayırlı yöneticiler de vardır. Örneğin, hatırlarsanız birçok âlim tarafından Beşinci Raşit Halife kabul edilen Ömer ibni Abdulaziz (rh) bu dönemde yaşamıştır. Yazar onun zühdünden, takvasından, adaletinden uzun uzadıya bahsetmiştir. İki yıllık kısa bir sürede Emevi zulmünü, şatafatını, israfını… nasıl ortadan kaldırıp ıslah ettiğini, hilafet makamını ilk devirde uygulandığı gibi münezzeh hâline nasıl getirdiğini, cahiliyeden tevarüs edip hortlayan ahlakları tekrar ayaklar altına nasıl aldığını anlatır. Ve sonra şunu belirtir:

“Emevî Devleti’nin kuruluşuyla beraber, ortaya çıkan bu saltanat hastalığına, zulmüne, bid’at’larına rağmen, 91 senelik bu dönemin tamamını mahkûm edemeyiz! Özellikle Ömer b. Abdülaziz, her Müslüman’ın benimseyeceği, seve seve biat edebileceği bir İslâmî rejim dönemini getirmiştir.”[8]

Son olarak bu bilgilerin bize bakan en önemli yönünü ele alarak der ki:

“Ömer b. Abdülaziz’in iki buçuk yıllık hilafeti göstermiştir ki; samimi, kararlı ve cesur muttakiler olduğu zaman, İslâm tekrar saltanattan kurtarılıp, asli hüviyetine kavuşturulabiliyor, meğer ki sonunda can gitsin!..”[9]

Bazen gece uzun sürse de güneş mutlaka doğacaktır. Evet, Ömer ibni Abdulaziz (rh) ıslahatlarıyla bu gerçeğin her şeye rağmen mümkün olduğunu tekrar hatırlatmıştır. Özellikle nübüvvet mührünün gölgesinde yaşamayı şiddetle arzuladığımız şu zamanda çorak gönüllere umut ekmiştir.

Kitaplarda buluşmak üzere, Allah’a ısmarladık…

 

[1]. “Hiç yarattığını bilmez mi? O, (lütuf ve ihsan sahibi, en küçük şeylere ilmiyle nüfuz edip haberdar olan) El-Latîf, (her şeyden haberdar olan) El-Habîr’dir.” (67/Mülk, 14)

[2]. bk. 33/Ahzâb, 72

[3]. bk. 33/Ahzâb, 72

[4]. bk. 80/Abese, 17

[5]. bk. Darimi, 210

[6]. Hilafetten Saltanata Emeviler Dönemi, İhsan Süreyya Sırma, Beyan Yayınları, s. 7

[7]. age, s. 81-82

[8]. age, s. 155

[9]. age, s. 154