Allah’a hamd, Resûl’üne salât ve selam olsun.

“Üç kişi vardır ki, Kıyamet Günü’nde Allah onlarla konuşmayacak, onların yüzüne bakmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır. Onlara acı bir azap vardır: Bir çölde ihtiyacından fazla suyu bulunmasına rağmen onu yolculardan esirgeyen kimse; ikindiden sonra bir kişiye malını satarken ‘Bunu şu şu fiyata aldım.’ diyerek Allah adına yemin eden, öyle olmadığı hâlde müşterinin kendisine inandığı kimse; devlet başkanına sadece dünyevi çıkarları için biat eden, devlet başkanı ona mal verdiği zaman biatine bağlılık gösteren, vermediğinde ise biat sözüne bağlılık göstermeyen kimse.”[1]

Kıymetli Kardeşim,

Üzerinde nasihatleştiğimiz hadisin son bölümünde Peygamberimiz (sav), emirlere karşı biatın Allah (cc) için olması gerektiğini öğretmektedir.

Biat, Kur’ân ve sünnete muhalefet etmemek şartıyla kişilerin emirleriyle belli şartlar üzerine ahitleşmesidir. Bu, sünnetullah olduğu gibi aynı zamanda menhecdir de. İslami mücadelede olması gereken amellerdendir. Sahabe, Peygamberimize (sav) biat etmiştir. Peygamberimiz de hem kadınlardan hem de erkeklerden belli şartlar üzerine biat almıştır. Rıdvan Biatı, bunlardan biridir.

Biat konusunda insanlar iki kısımdır:

Birincisi; emîre, çıkarlarından dolayı biat edenler. Bu kişiler, gücün ve malın etkisinde kalıp aslında emîre değil, mala bağlanmış kimselerdir.

Bu kimseler dinarın kullarıdır. Dinarla ve dirhemle iş yaparlar. Niyetlerinde Allah’ın (cc) rızası ve dava şuuru yoktur. En büyük vasıfları mal verildiği zaman sevinip, verilmediğinde öfkelenmeleridir. Bu kişiler, dünyasını da ahiretini de helak edenlerdir:

“Dinarın kulu helak oldu, dirhemin kulu helak oldu, kumaşın kulu helak oldu... Kendisine ondan verilince razı olur, verilmediğinde kızar. Helak oldu ve baş aşağı çevrildi. Ayağına diken batsa çıkaracak kimse bulamaz. Müjdeler olsun o kula ki, atının yularından tutmuş Allah (cc) yolundadır. Saçları dağınık, ayakları tozlanmış vaziyettedir. Nöbet işinde oldu mu onun hakkını verir, develeri sürme işinde onun hakkını verir. İzin istese izin verilmez, aracı olsa aracılığı kabul edilmez...”[2]

Kıymetli Kardeşim,

Mal, güç, makam, günümüz insanları için birçok konuda ölçü hâline gelmiştir. Din tüccarları, cemaatlere katılırken “Popüler bir cemaat mi, değil mi? Cemaatin gücü ve imkânları ne kadardır?” diye tartıyorlar. Arkadaş ya da eş seçiminde malına, mülküne bakıyorlar. Davada hizmet edeceği zaman, verilecek maaşın miktarına bakıyor ve istediği fiyat verilmediği zaman dinine hizmet etmeyi terk edebiliyor.

Açık bir şekilde bellidir ki bu insanlar; kapitalizmin tuzağına düşmüş, dünyanın fitnesine kapılmış, nefsinin arzuları için hayat süren, kalbindeki fücuru ön plana çıkarmış, bedbaht olmuş kişilerdir. Bunlar, ahirette Rablerini göremeyeceklerdir. Rableri (cc) onlarla konuşmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır. İnsana bundan daha büyük bir ceza verilebilir mi?

Şu kıssa, dünya fitnesine karşı teyakkuzda olmamız gerektiği konusunda bizlere ışık tutacaktır. Ki kıssada vahiyle yetişen sahabinin olması da işin önemini arttırmaktadır:

“Peygamberimiz (sav), Ebu Ubeyde ibni Cerrah’ı, Bahreyn’in vergisini getirmesi için oraya göndermişti. Peygamberimiz, Bahreyn halkıyla anlaşma yapmış, onlara A’la ibni Hadramî’yi vali olarak görevlendirmişti. Ebu Ubeyde, Bahreyn’den mallar getirdi. Ensar’dan olanlar, Ebu Ubeyde’nin geldiğini duydular. Resûlullah ile birlikte sabah namazını ifa ettiler. Peygamberimiz, namazı kılınca oradan ayrıldı. Onlar, Peygamberimizin önüne çıktılar.

Resûlullah onları görünce gülümsedi ve şöyle buyurdu: ‘Zannederim ki siz Ebu Ubeyde’nin Bahreyn’den bir şeylerle geldiğini duydunuz.’

Onlar, ‘Evet, ey Allah’ın Resûlü!’ diye cevap verdiler.

Bunun üzerine Peygamberimiz onlara şu önemli açıklamayı yaptı: ‘O hâlde sevininiz ve sizi sevindirecek şeyi ümit ediniz! Vallahi! Ben sizin namınıza fakirlikten korkmuyorum. Fakat sizin namınıza dünyanın sizden öncekilere serildiği gibi size de serilmesinden ve onların dünya için yarıştıkları gibi sizin de yarış etmenizden, dünyanın onları helak ettiği gibi sizi de helak etmesinden korkuyorum.’ ”[3]

Terazisine malı koyup, ölçü kılan kişi helak olmamış da, ne olmuştur? Emîrine para için biat eden, davasına çıkarları için hizmet eden helak olmamış da ne olmuştur? Rabbim, bizleri dünyanın fitnesine karşı korusun.

İkincisi; takva üzerine, Allah (cc) için emire biat edenlerdir. Bu kimseler, dava şuuruyla hareket ederler. Şirk/Küfür/Haram müstesna her hâllerinde, hiçbir şart gözetmeksizin davaya hizmet eder ve biatlerini bozmazlar. Davayı, ona hizmeti, emîre bağlılığı içselleştirmişlerdir. Dava arkadaşlarından, zihnen ve kalben kopuk değillerdir. Birlik ve beraberliklerine dikkat ederler. Onlar, vücudun azaları ve duvardaki tuğlaların kenetlenmesi gibi kenetlenmişlerdir. Hiçbir şüphe ve imtihan/zorluk onları ayıramaz ve onlara zarar vermez, çünkü onlar tüm amellerini Allah için yaparlar. Harçları ihlasla yoğrulmuş olanlara kim zarar verebilir ki?

Rabbim bizleri ihlaslı olan, kendisi için yaşayıp kendisi için ölen kullarından kılsın. Davasına bağlı, emîrine karşı haklarını yerine getiren dava erlerinden eylesin. Allahumme âmin.

Davamızın sonu, âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdetmektir.

Bir sonraki yazımızda görüşme ümidiyle…

 

[1] .Buhari, Müsakat 5, Ahkâm 48; Müslim, İman 171-173

[2] .Buhari

[3] .Buhari