Dünya yalnız imtihan yurdu değil, aynı zamanda rekabet yurdudur. Kişinin, dünya hayatındaki tercihlerine göre ahiret menzilesi belirlenecektir. Sadece sınavı kazanmak yeterli değildir. Her mertebenin daha fevkinde bir makama ulaşmak da elzemdir. Bu yüzden istisnasız her insan için, üst mertebelere erişememenin pişmanlığını yaşamak kaçınılmaz bir durumdur. Mümin, amelinin güzelliğine göre cennetlere vâris olacaktır. Yaşamın ve ölümün bir gayesi de zaten budur:

O (Allah) ki; hanginizin daha güzel amel yapacağını denemek/ortaya çıkarmak için, ölümü ve hayatı yarattı. O (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz, (günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) El-Ğafûr’dur.”1

Muhammed ibni Aclan’ın (rh) dediği gibi: “Sadece ameli daha çok olanı değil, daha hayırlı olanı belirlemek için.”2 Bu yüzden cennet çeşit çeşit, derece derecedir. Firdevs Cennetleri3 vardır, Me’va Cennetleri4 vardır, Adn Cennetleri5 vardır… Mükâfat, yarışın sıralamasına göre verilecektir. Öyleyse yarışmak gerekir, koşmak gerekir, kaçmak gerekir:

Rabbinizden bir bağışlanmaya ve genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun…”6

“… (Öyleyse) hayırlarda yarışın…”7

O hâlde Allah’a kaçın…”8

Bu manada hangi sahabenin hayatını okursak okuyalım, aklımızda şu düşünce beliriveriyor: “Rakipleri bu kişiler olanın vay hâline!” Çünkü kulluk yarışında öyle mesafeler katetmişler ki yetişebilmek, “mümkün değil” denilecek kadar zor.

Yine öyle isimlerden biridir Ukkâşe ibni Mihsan (ra). Hiç geride kalmamış, daima önden gidenlerden olmuştur. İmanda, hicrette, cihadda… Salih amellerin çoğunda genellikle galip gelmiştir. Hatta öyle ki bir sözüyle cennetle müjdelenmiştir. İmanla geçen ömrü kısacık olmasına ve hakkında çok az rivayet bulunmasına rağmen herkes onu tanımış, fazileti dilden dile dolaşmıştır. Kendisi için Nebi’nin (sav) mübarek dudaklarından dökülen bir cümle, darbımesel olmuştur. Nerede biri önce davransa, mağluba hitaben, “Ukkâşe bu konuda seni geçti.” denilmiştir.9 O hâlde bizlerin de bu müsabakanın yarışmacıları olarak onu biraz tanımaya ihtiyacı vardır.

Hidayet ve Hicret

İman çağrısının Mekke sokaklarında yankılandığı ilk günlerde yirmi yaşlarında genç, kuvvetli, yakışıklı bir delikanlıdır Ukkâşe. Ebu Mihsan künyesiyle de anılır.10 İman ettiğinde yirmi beş yaşlarındadır. O zorluk günlerinde iman etmiş, dolayısıyla “es-sâbikûne’l evvelûn/öncülerin ilkleri” halkasına dâhil olmuştur.

Yalnız kendisi iman etmekle kalmamış, erkek kardeşi Ebu Sinan’ı ve kız kardeşi Ümmü Kays’ı da (r.anhuma) İslam’a kazandırmıştır. Özellikle kız kardeşi Ümmü Kays, tarihte ayrı bir yere sahiptir.

İmanda öncü olduğu gibi hicrette de öncülerdendir Ukkâşe. Yine Bedir, Uhud, Hendek… gibi gazvelere katılarak salih amellerde de öncü olmuştur. Gamre Seriyyesi’nin komutanlığını yapmış ve daha birçok seriyyeye katılmıştır. O, Allah’ın dinine yardım etmiş, Allah da (cc) Resûl’ünün (sav) eliyle ona yardım etmiştir. Tam çaresiz kaldığı ânlarda İlahi yardım, imdadına koşmuştur. Zaten bu, şer’i bir kaidedir:

Ey iman edenler! Siz Allah’a yardım ederseniz, (Allah da) size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar.”11

Yardım Kılıcının Sahibi

Bedir; ilk savaş ve ilk zafer… İnanç farkının tümüyle ortaya konulduğu Furkan Günü…12 Müslimlerin, kemal-i samimiyetine karşılık Allah’ın (cc) yardımıyla mükâfatlandırıldığı ilk gazve… İşte o gün Allah (cc), Müslimlere semadan akın akın meleklerini göndererek birlikteliğini hissettirmişti. Bu genel yardımla birlikte bazı özel insanlara, özel yardımlar da göndermişti. Onların arasında Ukkâşe de (ra) vardı. Bu muavenetten dolayı kendisine “sahibu’l avn/yardım kılıcının sahibi” lakabı verilmişti.13 Kendisi şöyle anlatır:

Bedir Günü’nde savaşırken kılıcım elimde kırıldı. Resûlullah (sav) bana bir dal verdi. Bir de baktım ki o dal elimde beyaz, uzun bir kılıç hâline gelmiş! Tâ ki Yüce Allah müşrikleri yenilgiye uğratıp helak edinceye kadar o kılıçla savaştım.”14

Kul, samimiyetle İ’lâ-i Kelimetullah için tüm çabasını ortaya koyar, sonra tüm imkânlar tükenir ve ümitsizliğe düşmeden Allah’a (cc) güvenirse işte tam orada İlahi yardım devreye girer. Değersiz bir odun, Allah’ın yardımı olan bir kılıca dönüşüverir. Bu, Allah’ın değişmez kanunu, sünnetullahıdır. Ukkâşe de (ra) bu fehvanın vücut bulmuş hâlidir. Gereğini yerine getirdiği için cennetle müjdelenmiştir.

Ukkâşe Bu Konuda Seni Geçti

İbni Abbas’tan (ra) rivayet edildiğine göre Allah Resûlü (sav) şöyle buyurmuştur:

Ümmetler bana gösterildi. Kimi nebiyi, beraberinde küçük bir toplulukla gördüm; kimi nebiyi, beraberinde bir iki adamla gördüm; kimi nebiyle birlikte de hiç kimse yoktu. Derken bana büyük bir kalabalık gösterildi. Onların, ümmetim olduğunu sandım.

Bana, ‘Bu, Musa (as) ve onun kavmidir, sen şu ufuğa bak.’ denildi.

Ben de baktım, pek büyük bir kalabalık gördüm.

Sonra bana, ‘Şu diğer ufuğa da bir bak.’ denildi.

Ben de baktım, orada da büyük bir kalabalık gördüm.

Bana, ‘Bu senin ümmetindir, onlarla birlikte hesapsız ve azapsız olarak cennete girecek yetmiş bin kişi vardır.’ denildi.

Sonra Allah Resûlü (sav) kalkıp evine girdi. İnsanlar, cennete hesapsız ve azapsız olarak girecek o kimseler hakkında söze daldılar.

Bazıları, ‘Belki onlar Resûlullah’ın (sav) ashabıdır.’ dediler.

Bazıları, ‘Belki de onlar İslam’dan sonra doğup da Allah’a (cc) hiç ortak koşmayanlardır.’ dediler ve buna benzer şeyler söylediler.

Resûlullah (sav) sonra yanlarına çıkıp geldi ve ‘Ne hakkında söze daldınız?’ buyurdu.

Onlar da konuştuklarından (hesapsız ve azapsız cennete gidecek olanlardan) haber verince Resûlullah (sav), ‘Onlar büyü yapmayanlar ve yaptırmayanlar, uğursuzluğa inanmayanlar ve yalnız Rablerine tevekkül edenlerdir.’ buyurdu.

Bunun üzerine Ukkâşe ibni Mihsan ayağa kalkıp, ‘Beni onlardan kılması için Allah’a dua et.’ dedi.

Allah Resûlü (sav), ‘Sen onlardansın.’ buyurdu.

Sonra başka bir adam ayağa kalkarak, ‘Beni de onlardan kılması için Allah’a dua et.’ dedi.

Allah Resûlü (sav), ‘Ukkâşe bu konuda seni geçti.’ buyurdu.”15

Sahabenin cennet yarışında öne geçmelerinin temel sebeplerinden biri de Ukkâşe (ra) üzerinden müşahede ettiğimiz “hayırlarda öncü olma” arzusudur. Allah (cc) ve Resûl’ü (sav), nerede cenneti vadetmişse orada ayağa kalkmış ve müjdeye nail olmak için ellerinden geleni yapmışlardır. Nerede bir hayır kapısı açılmışsa o kapıyı zorlayarak cennete girmeyi hedeflemişlerdir. Salih amellerde ayrım yapmayıp büyüğüyle küçüğüyle ecir heybelerini doldurmaya çalışmışlardır.

Bugün -Allah’a (cc) hamdolsun- İslam’a hizmet etmek için birçok alan açılmış, her geçen gün bir yenisi daha açılmaya devam etmektedir. Yani cennetin yolu kolaylaştırılmıştır. Öyleyse Müslim, bu devirde faziletli amellerin izini sürmeli ve ihsan avcısı olmalıdır. Oturanlardan değil, Ukkâşe (ra) gibi ayağa kalkanlardan olmalıdır. Hangi makbul amelin cennetin anahtarı olduğunu bu dünyada bilemeyeceği için tüm anahtarları yanına almalıdır. Kim bilir belki bir dua, belki temiz bir niyet, belki güzel bir taat… onun cenneti olur.

Burada dikkatimizi çeken bir diğer husus; Ukkâşe (ra) ve onun gibi derdi cennet olan sahabilerin sayesinde öğrendiğimiz “tevekkül” kavramının önemidir. Salih amellerle inşa edilen tüm faaliyetlerde başarıya ulaşmak, tevekkül kavramının doğru anlaşılmasına bağlıdır. Peki, nedir öyleyse sorgusuz sualsiz cennete girmeyi sağlayan tevekkül?

Bir işte güçsüzlüğün açığa vurulup Allah’a (cc) dayanılmasıdır; kişinin elinden geleni yapıp, sonucunu Allah’a bırakarak onun kararına teslim olmasıdır; Allah’ın yanındakilere güvenip insanların ellerindekilerden ümit kesmesidir.”16

İslami çalışmaların her evresinde bu husus çok önemlidir. Özellikle her şey yolundayken çoğu kimse, zaten Allah’a (cc) tevekkül ettiğini ifade eder, ancak gerçek tevekkül, işlerin ters gittiği zamanlarda ortaya çıkar. İşte o zamanlarda, kuşku duymadan Allah’ın yardımını ummak, hakiki tevekküldür:

“…(Bir konuda) karar verdiğin zaman Allah’a tevekkül et. (Ve onu uygula. Çünkü) Allah, tevekkül edenleri sever. Şayet Allah size yardım ederse sizi yenecek hiç kimse yoktur. Sizi yardımsız bırakacak olursa (Allah’a rağmen) size yardım edecek kim vardır? Müminler yalnızca Allah’a tevekkül etsinler.”17

Kul, tüm olumsuzluklar dört bir yanını kuşattığında Musa (as) gibi, “…Asla! Rabbim benimle beraberdir ve mutlaka bana yol gösterecektir.”18 diyebiliyorsa işte o ân denizler yarılır da yine Allah’ın yardımı gelir. Yeter ki hakkıyla Allah’a (cc) güvenilsin.

En Güzele En Güzel Ölüm

Ukkâşe (ra), imanla geçen yıllarını en güzel amellerle doldurdu. Allah Resûlü’nün (sav) yanında saf tuttuğu gibi o vefat ettikten sonra da Ebu Bekir’in (ra) yanında saf tuttu. Mücadelesinde durmadı, duraklamadı. Dünya onu değiştiremedi. Artık vakit geldiğinde ölümün en güzeli, onu Rabbine ulaştırdı.

Resûlullah’ın (sav) ölümünden sonra irtidat olayları baş gösterdi. Dün iman edenlerin birçoğu, yalancı peygamberlere uyarak ve zekât vermeyi terk ederek dinden döndüler. Allah (cc), Ebu Bekir’i (ra) hakka isabet ettirdi. Allah Resûlü’nün halifesi kararlıydı. “Allah’a yemin ederim ki namazla zekâtın arasını ayıranlarla savaşacağım. Çünkü zekât malın hakkıdır. Allah’a yemin ederim ki Resûlullah’a (sav) vermekte oldukları bir deve bağını bile bana vermekten yüz çevirirlerse, onu almak üzere onlarla savaşacağım.”19 diyerek onlarla mücadele etti. Allah’ın kılıcı Halid ibni Velid’i (ra) onların üzerine gönderdi.

Halid (ra) ilk olarak yalancı peygamberlerden biri olan Tuleyha ibni Huveylid’in üzerine yürüdü. Başlarına Sabit ibni Akram’ı ve Ukkâşe ibni Mihsan’ı (r.anhuma) komutan atayarak, öncü bir birlik kurup Ukkâşe’nin kavminden olan Tuleyha’ya yolladı. Sabit ve Ukkâşe, yolda Tuleyha’nın kardeşi olan Hibal ile karşılaştı ve onu öldürdüler. Tuleyha ve diğer kardeşi Seleme, Ukkâşe’yi gördüklerinde meydan okuyarak savaşa giriştiler. Önce Ukkâşe’yi, sonra Sabit’i şehit edip üzerine şiir okudular:

Onların yüzüne bakınca kardeşim Hibal’i hatırladım ve intikamını alacağıma inandım.

Sabit’i gece yere gömülü, Ukkâşe’yi ise savaş meydanında bıraktım.”20

Ukkâşe (ra) Hicret’in on birinci yılında, kırk dört yaşında; en güzel ölümle, en güzel surette, hesapsız ve azapsız olarak ebedî hayata intikal etti.21 O şimdi cennet kuşlarının göğsünde, cennet bahçelerinde seyrederken bizler de Rabbimizden, bizleri onun menzilesine eriştirmesini temenni ediyoruz…

Selam olsun Ukkâşe’ye, Allah (cc) ebeden kendisinden razı olsun…

Tuleyha’ya Ne Oldu?

Allah’ın (cc) yardımıyla Halid ibni Velid (ra) mürtedleri bozguna uğratınca Tuleyha kaçıp başka kavimlere sığındı. Hem kendi kabilesi hem de civar kabileler iman edince kendisi de iman etti. Ömer’in (ra) halifeliği sırasında kendisine gelince Ömer (ra) sordu: ‘Sen, salih kul Ukkâşe ibni Mihsan’ı mı öldürdün?’

Tuleyha, ‘Ukkâşe benim sayemde saadete erdi, bense bir asi oldum. Şüphesiz ki ben Allah’tan (cc) bağışlanma diliyorum.’ dedi.”22

Ömer (ra) bu sözlerinin üzerine onu affetti. Tuleyha (ra) ise iyi bir Müslim oldu. Allah (cc) yolunda güzel mücadele verdi. Ömer ona önemli görevler verdi. Özellikle Kadisiyye Savaş’ında takdire şayan işler başardı. O artık hem bileğiyle hem şiirleriyle İslam’ın lehine mücadele ediyordu.
 

1. 67/Mülk, 2

2. Tefsiru’l Kur’âni’l Azim, İbni Kesir, 8/176

3. 18/Kehf, 107

4. 32/Secde, 19

5. 9/Tevbe, 72

6. 3/Âl-i İmran, 133

7. 2/Bakara, 148

8. 51/Zâriyat, 50

9. El-İsâbe, İbni Hacer, 4/440

10. Tabakat, İbni Sad, 3/100

11. 47/Muhammed, 7

12. 8/Enfâl, 41

13. Es-Sire, İbni Hişam, 2/374; Usdu’l Ğabe, İbnu’l Esir, 4/65

14. Delâ’ilu’n Nübüvve, Beyhaki, 3/99; Kitabu’l Meğazi, Vakıdi, 1/93

15. Müslim, 220; Buhari, 3410

16. Mu’cem Mekayisi’l Luga, 6/136; Lisanu’l Arab, 11/736; Mu’cemu’l Lugati’l Arabiyyeti’l Muasıra, 3/2489; El-Mu’cemu’l Vasit, 2/1054

17. 3/Âl-i İmran, 159-160

18. 26/Şuarâ, 62

19. Buhari, 7285

20. Fütûhu’l Büldan, Belazurî, 113

21. Tabakat, İbni Sad, 3/100

22. Fütûhu’l Büldan, Belazurî, 101