Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

O'ndan Bilmeli!

Özcan YILDIRIM 2019-09-16

بِسْمِ ﷲ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

اِقْرَأْ بِاسْمِرَ بِّكَالَّذي خَلَقَ(1) خَلَقَ الْاِنْسَانَ مِنْ عَلَقٍ(2) اِقْرَأْ وَرَبُّكَ الْاَكْرَمُ(3) اَلَّذي عَلَّمَ بِالْقَلَمِ(4) عَلَّمَ الْاِنْسَانَ مَالَمْ يَعْلَمْ(5)

Er-Rahman ve Er-Rahîm olan Allah'ın adıyla (okumaya başlıyorum.)

  1. Yaratan Rabbinin adıyla oku! 

  2. O, insanı bir kan pıhtısından yarattı. 

  3. Oku! Rabbin kerem sahibidir. 

  4. O ki kalemle (yazmayı) öğretendir.

  5. İnsana bilmediğini öğretti.[1]

Allah'a hamd, Resûlü'ne salât ve selam olsun.

Nebi (sav) Hira Mağarası'nda bir hadise ile yüz yüze gelmiş ve o dar mekândan; önce Arap yarımadasının, ardından da dünyanın seyrini kıyamete değin değiştirecek vahyin nuru saçılmıştı. Nebi'nin (sav) karşılaştığı bu olay ile ilgili birkaç kelam daha edeceğiz bu yazımızda.

Allah Resûlü (sav) toplumda saygın bir pozisyonda idi. Aynı zamanda ümmi idi. Yani okuma yazma bilmiyordu.

"Onlar ki yanlarında bulunan Tevrat ve İncil'de yazılı olarak (sıfatlarını) buldukları ümmi olan Resûl Nebi'ye uyarlar." [2]

"De ki: 'Ey insanlar! Şüphesiz ki ben, Allah'ın tümünüze (yolladığı) Resûlü'yüm. O (Allah ki) göklerin ve yerin hâkimiyeti/egemenliği O'na aittir. O'ndan başka (ibadeti hak eden) hiçbir ilah yoktur. Diriltir ve öldürür. Allah'a ve Resûlü olan ümmi Nebi'ye iman edin. O (Nebi), Allah'a ve O'nun kelimelerine iman eder. Ona uyun ki hidayet bulasınız.' " [3]

"Sen, bundan önce kitap okuyor değildin. Hem onu sağ elinle de yazmıyordun. (Öyle olsaydı) işte o zaman batıl ehli şüpheye düşerdi." [4]

"De ki: 'Şayet Allah dileseydi onu size okumazdım. Ve (Allah) size onu bildirmezdi. O (Kur'ân inmeden) önce de bir ömür aranızda yaşadım. Akletmez misiniz?' " [5]

"Böylece sana emrimizden bir ruh/Kur'ân vahyettik. Sen Kitab'ın ve imanın ne olduğunu bilmezdin. Fakat biz onu, kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle hidayet ettiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz ki sen, dosdoğru yola iletirsin." [6]

Kur'ân, Resûl'ün (sav) ümmi olduğunun altını çizer. Ümmi olan birinin kimsenin bilmediklerini bilmesi ise kesinlikle hayret vericidir. Arap dilinin altın çağını yaşadığı ve şairlerin vitrin olduğu bir dönemde okuma yazma bilmeyen birinin; nesirler bir tarafa, şiirleri ve sahiplerini aciz bırakan sözler söylemesi başlı başına bir mucizedir. Nitekim bu sözler boş ve anlamsız olmadığı gibi, yapmadıklarını söyleyen[7]bir profil de karşılarında yoktu. Allah'ın (cc) ayetlerini okuyup onları cahiliyeden arındırmış, Kitab'ı ve hikmeti öğretmiş[8]ve asırlara meydan okuyan eşsiz bir medeniyet inşa etmiştir.

Resûl'ün (sav) ümmi olmasına karşın "Oku!" denilmişti. Bundan sonraki her ilim/bilgi, Allah'ın (cc) öğretmesi ile olacaktı. Resûl'ün ortaya koyduğu her eylem, Allah'ın yardımı/nusreti ile olacaktır ve bu öğreti, Resûl özelinde ümmete, tüm insanlığa öğretilmektedir.

Burada bir şeylerin hatırımıza düşmesi, canlanması gerekiyor. İnsani zafiyetlerimizden biri, başarının, ve güzelliğin kendimizden kaynaklı olduğuna inanmaktır. Allah (cc) kulun amel yapmasını ister. Bu, imanın sağlaması, hatta ta kendisidir. Amelin sonucu, getirisi, semeresi ise Allah'ın elindedir. Bu gerçeğin bilinmesine karşın unuturuz, muvaffakiyetin/başarının Allah'tan oluşunu. Resûller, medeniyetler inşa etmelerine ve misyonlarını en güzel şekilde yerine getirmelerine rağmen başarıyı Allah'a izafe etmişlerdir:

"Demişti ki: 'Ey kavmim! Görüşünüz nedir? (Söylesenize!) Şayet ben, Rabbimden bir belge/delil üzereysem ve beni kendi tarafından güzel bir rızıkla mükâfatlandırmışsa ben, size yasakladığım şeylere (kendim uymayarak) size muhalefet etmek istemiyorum. Tek amacım, gücüm yettiğince ıslah etmektir. Benim başarım, ancak Allah'ın izniyledir. Ben, O'na tevekkül ettim ve yalnızca O'na yönelirim.' " [9]

İnsan, takdir edilme ve beğenilme arzusu üzerine yaratılmıştır. Konforlu bir yerde iş yapmak, ayak işi olarak görülen işten daha sevimlidir ona. Vitrinde olmak, mutfak kısmından yeğdir. Nefsindeki bu güdüyü dürten, besleyen ve büyüten işlerinin olmasını ister. Yaptığı işin beğenilmesi de onu mutlu eder.

Ne ki asıl yer, merciyi unuttuğu anda ters yüz olur. İlmen gelişir; zekâsından ileri geldiğini düşünür. Kazanan bir tüccardır; başarısını ticari bilgisine, tecrübesine dayandırır. Doğrudur, bunlar elzemdir; fakat başarının asıl kaynağının Allah (cc) olduğu unutulmamalıdır. Allah tevfik vermişse muvaffaktır kişi. Allah ilim vermişse ilim sahibidir. "Seni tüm noksanlıktan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bir ilmimiz yoktur."[10]ayeti de bu ilkeyi destekler.

Kur'ân, insanın haddini bilmesini ister. Bir çok yerde. Bazen direkt bazen olaylar üzerinden mesaj verir. Nitekim bu surede de bunu görürüz.

"Asla! Hiç şüphesiz, insan azgınlaşır. Kendini müstağni (kimseye ihtiyacı olmayan, kendisine yeten) olarak gördüğünde." [11]

Karun da bu bağlamda verilenle şımaran, edindiği serveti kendi bilgisine dayandıran bir prototip olarak önümüzde durmaktadır.

"Şüphesiz ki Karun, Musa'nın kavmindendi. (Fakat) onlara karşı haddi aşıp azgınlaşmıştı. Biz ona öylesine (çok) hazine verdik ki onun anahtarları dahi kuvvetli/kalabalık bir topluluğa ağır gelirdi. Hani kavmi ona: 'Şımarıp böbürlenme. Çünkü Allah şımarıp böbürlenenleri sevmez.' demişti. 'Allah'ın sana verdikleriyle ahiret yurdunu kazanmaya çalış, dünyadaki nasibini de unutma. Allah'ın sana ihsanda bulunduğu gibi sen de iyilik yap. Yeryüzünde bozgunculuk isteme. Çünkü Allah, bozguncuları sevmez.' (demişti.) Dedi ki: 'Bu (servet), bende var olan bilgi/tecrübe/maharet sebebiyle bana verilmiştir.'Bilmez mi ki Allah ondan önce kendisinden daha güçlü ve yığdıkları servet çok daha fazla olan kimseleri helak etmiştir. Mücrimlerden günahları sorulmaz." [12]

Peki, sonu ne oldu?

"Onu da konağını da yerin dibine geçirdik. Allah'a karşı ona yardım edecek bir topluluğu olmadı. Hem kendi kendisine de yardım edenlerden değildi." [13]

Sadece azgınların kötü akıbeti üzerinden değil; güzide sahabenin bir an kemmiyetlerine ve güçlerine güvendiği anda Allah'ın yardımının, üzerlerinden kalkmasından da bir örnek koyar önümüze Kur'ân.

"Andolsun ki Allah, birçok yerde size yardım etti. Huneyn gününde de (yardım etmişti). Hani sayıca çokluğunuz hoşunuza gitmiş fakat size bir şey de sağlamamıştı. Yeryüzü tüm genişliğine rağmen size dar gelmiş, sonra da arkanızı dönüp kaçmıştınız. Sonra Allah, Resûlü'nün ve müminlerin üzerine (onlara güven veren ve kalplerini yatıştıran) sekineti indirmişti. Görmediğiniz orduları da indirmiş ve kâfirlere azap etmişti. Bu, kâfirlerin cezasıdır." [14]

Güç, Allah'ın yardımı ile güçtür. Zafer, Allah'ın yardımı ile zaferdir.[15]Şahısların, komutanların, liderlerin, âlimlerin vs. kabiliyetleri bu ilkeyi değiştirmez. Bazen başarıyı, zaferi, kazancı vb. o şahsın üstün niteliklerine bağlayıp, bu ilkeyi göz ardı ederiz. Oysa biz biliyoruz ki Ömer (ra), Halid b. Velid'i "Halk zaferi senden biliyor, oysa ben biliyorum ki bu zaferi bize ihsan eden Allah'tır." sözleriyle ordunun başından alıp asker yapmıştır.

Allah'ın (cc) verdiği bu nimetler şükür vesilesi olmalı. Birer imtihan/sınama olma ihtimali de hatırımızdan çıkmamalı, ilim, mal, kuvvet, iktidar, başarı vs... Her biri haddi zatında imtihan. Şükür mü edeceğiz? Nankör mü olacağız?

"(Süleyman) dedi ki: 'Ey ileri gelenler! Onlar bana Müslimler/şirki terk ederek tevhidle Allah'a yönelen kullar olarak gelmeden önce, hanginiz bana onun tahtını getirebilir?'

Cinlerden bir ifrit dedi ki: 'Sen daha yerinden kalkmadan onu sana getirebilirim. Şüphesiz ki ben, (bu işi halledecek kadar) güçlü ve güvenilir biriyim.' Yanında Kitap'tan ilim bulunan kimse dedi ki: 'Göz açıp kapayıncaya kadar onu sana getirebilirim.' (Tahtı) yanında yerleşmiş görünce: 'Bu, Rabbimin ihsan ve lütfudur. Şükür mü edeceğim yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak için yaptı. Kim de şükrederse kendi yararına şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse şüphesiz benim Rabbim (kimseye muhtaç olmayan, her şeyin kendisine muhtaç olduğu) Ğaniy, (cömert, ihsanı bol olan) Kerîm'dir.' " [16]

"İnsana bir zarar dokunduğunda bize dua eder. Sonra tarafımızdan ona bir nimet verdiğimizde: 'O bana, bendeki bilgiden dolayı verildi (ya da Allah ona layık olduğumu bildiği için verdi).' der. (Hayır, öyle değil!) Bilakis o, bir fitnedir/imtihandır. Fakat onların çoğu bilmezler." [17]

Nimetler bizi kuşatmış olabilir. Davet yolunda başarıları görüyor, yıllar öncesinde ektiğimiz tohumlar filizleniyor hatta meyvesini müjdeleyen çiçeklerinin açtığını görebiliriz. Bu durum avuçlarımızı daha fazla semaya kaldırmamıza; dizlerimizi ve alınlarımızı daha fazla nasırlaştırmamıza, ayaklarımızı daha fazla toza bulamamıza sevk etmeli. Ayağımıza batan dikenlere, ellerimize vurulan kelepçelere, gökyüzünün bir avuç dikenli tellerle daraltılmasına, kirpiklerimizin nemli oluşuna aldırış etmemeli. Dışımızda cereyan eden olayları güzele, hayra yormalı ve afiyet dilemeli. Önce kendimizi imar etmeli. Amel etmeli, zaferi O'ndan bilmeli ve işleri O'na tevdi etmeliyiz. İbni Rüşd'ün deyişiyle, "Yumurta dıştan bir güçle kırılsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılsa yaşam başlar; zira sahih dönüşümler hep içten gelir."

"Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun."

 

[1]       .   9/Alak, 1-5

[2]       .   7/A'râf, 157

[3]       .   7/A'râf, 158

[4]       .   29/Ankebût, 48

[5]       .   10/Yûnus, 16

[6]       .   42/Şûrâ, 52

[7]       .   "Şairlere ise azgınlar uymaktadır. Onların her vadide şuursuzca dolandığını görmedin mi? Ve onlar, yapmadıkları şeyleri (yapmış gibi) söylüyorlar." (26/Şuarâ, 224-226)

[8]       .   "Andolsun ki Allah müminlerin içinde, kendilerinden olan bir Resûl göndermekle onlara iyilikte bulunmuştur. Onlara O'nun ayetlerini okur, onları arındırır ve onlara Kitab'ı ve hikmeti öğretir. Hiç şüphesiz, (Resûl gelmeden) önce apaçık bir sapıklık içindeydiler." (3/Âl-i İmran, 164)

[9]       .   11/Hûd, 88

[10]      .   2/Bakara, 32

[11]      .   96/Alak, 6-7

[12]      .   28/Kasas, 76-78

[13]      .   28/Kasas, 81

[14]      .   9/Tevbe 25-26

[15]      .   "… Yardım/zafer yalnızca (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz, (hüküm ve hikmet sahibi) El-Hakîm olan Allah katındandır." (3/Âl-i İmran 126)

[16]      .   27/Neml 38-40

[17]      .   39/Zümer, 4

 

Bu Sayfayı Paylaş :