Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

İlk Seriyyeler ve Hikmetleri

Enes YELGÜN 2019-08-19

Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a, salât ve selam O’nun Resûlü’ne olsun.

Allah Resûlü’nün (sav) Mekke’de ashabı ile beraber karşılaştığı zorluklar neticesinde davette bir duraklama dönemi oldu. Bunun üzerine Allah Resûlü yeni beldeler aradı ve Medine’ye Müslimler ile beraber hicret etti.

Medine’de öncelikle Müslimlerin kendi aralarındaki ilişkilerini düzenleyen Allah Resûlü (sav) daha sonra ekonomik ve sosyal alanı ilgilendiren bazı adımlar attı. Bu adımlara paralel olarak güvenlik alanında da yeni uygulamalara başvurdu.

Allah Resûlü (sav) öncelikle Medine’de yaşayan tüm farklı toplulukları kapsayan bir sözleşme hazırlattı. Medine’de yaşayan gruplar bu sözleşmeye bağlı kalacaklarına dair güvence verdiler.

Farklı kaynaklarda madde sayısı ve içeriği değişiklik arzetse de tüm rivayetlerden anlaşılan ortak nokta şudur: Allah Resûlü Medine içinde ve dışında birçok düşmanı olan İslami mücadeleyi Medine içerisinde güvence altına almaya çalışmıştır. Böylece düşmanlarının sayısını azaltacak, ortadan kaldırması gereken bir yapı olduğunda kendi tayin ettiği vakit ve ortamda müdahalesini gerçekleştirecekti. İslami mücadelenin idareci pozisyonunda olan bireylerinin Allah Resûlü’nün hayatından alacağı eşsiz bir ders daha burada mevcut.

Anlaşma maddelerini biraz daha yakından incelediğimizde iki madde dikkatimizi çekmektedir:

Üzerinde ihtilafa düşülen konular Allah’a ve Resûlü Muhammed’e (sav) arzedilecektir.

Bu yazıda adı geçen kimseler arasında meydana gelmesinden endişe edilen anlaşmazlık ve öldürme vakalarının Allah’a ve Resûlü Muhammed’e arzedilmesi gerekir. Allah (cc) bu anlaşmaya en iyi riayet edenlerle beraberdir.

Allah Resûlü Medine’de daha çok yeni olmasına ve tam manası ile güç sahibi olmamasına rağmen imkân bulduğu ilk anda hâkimiyet yetkisinin Allah ve Resûlü’ne ait olduğunu teyit ettirmiş ve bunu da pratiğe dökmüştür. Bu da hâkimiyet yetkisinin kime ait olacağı hususunun İslam ümmeti için ne kadar önemli olduğuna açık bir işarettir.

Bu maddelerde belirtildiği üzere yetkinin Allah (cc) ve Resûlü’ne ait olduğunun açıkça zikredilmesi ilk anda şaşırtıcı görünebilir. Çünkü sayı ve askerî güç olarak belki de Medine’nin en zayıf halkası İslam toplumu idi. Nasıl oldu da diğer gruplar böyle bir çağrıya olumlu bir yanıt vermek zorunda kaldılar?

Bu sorunun birçok cevabı olabilir. Ama en önemli yanıt Allah Resûlü’ne itaat eden örgütlü bir yapının varlığıdır. Şirk toplumunun en belirgin vasfı ayrılık ehli olmalarıdır. Onları bir arada tutan menfaatleridir. Menfaatler çakıştığında koalisyonlar da parçalanır. İslam toplumu ise bir ve beraber olmayı, bir emirden direktif alıp ona göre hareket etmeyi ibadet olarak görür. Bu sebepten ötürü sayılarının azlığı etkinliklerinin azlığı anlamına gelmez.

Bu hakikat İslami hareketler için hem bir müjde hem de uyarıdır. İslami hareketin fertleri mücadele ederken sayı endeksli çalışmamalı, fertlerin az olsa da eğitimli olmalarına özen göstermelidir. Aynı zamanda şişirilmiş olan küfrün sönmesinin çok çabuk olacağını, bu durumda teşkilatlı bir yapının topluma yön vermesi için gerekli olduğunu unutmamalıdır.

Allah Resûlü’nün yaptığı bu antlaşma ve daha sonrasında anlatacağımız üzere Medine dışında gerçekleştirilen seriyyeler aslında açık bir tehdide karşı koruma çabası anlamına geliyordu. Mekkeli müşrikler hicrete engel olamayıp yanı başlarında bir güç oluşmasından çok rahatsızdılar. Bunun için her türlü düşmanlığı gösteriyorlardı. Mesela daha önceden Kâbe’yi rahatlıkla ziyaret eden Medinelilere karşı baskılarını arttırmışlardı:

“Sa’d b. Muaz ile Ümeyye b. Halef eskiden beri dost idiler. Onun Mekke’deki mallarını Ümeyye b. Halef, Ümeyye b. Halef’in Medine’deki mallarını ise Sa’d b. Muaz korumakta idi. Sa’d b. Muaz umre niyetiyle Mekke’ye gitmiş, Mekke’de Ümeyye b. Halef’e misafir olmuş ve Beytullah’ı tavaf etmek istemişti. Gündüz öğle sıcağında Ümeyye, Sa’d’ı yanına alarak evden çıktı. Yolda Ebu Cehil’le karşılaştılar. Ebu Cehil, Ümeyye’ye:

— Kim bu yanındaki, ya Eba Safvan, diye sordu. Ümeyye:

— Sa’d, diye cevap verdi. Ebu Cehil, Sa’d’e hitaben:

— Dedelerinin dininden dönenlere yardım edip onları himaye ettiğiniz hâlde bakıyorum Mekke’de rahat rahat tavaf yapabiliyorsun. Şunu iyi bil ki, Ebu Safvan’la beraber olmasan evine selametle dönemezdin, dedi. Sa’d da yüksek sesle Ebu Cehil’e:

— Eğer sen beni tavaftan men edersen, ben de vallahi sana daha ağırını yapar, senin Medine’deki Şam ticaret yolunu keserim, dedi.

Ümeyye, Sa’d b. Muaz’ı tutarak:

— Ey Sa’d! Sen bu vadi halkının büyüğü olan Ebu’l-Hakem’e karşı bağırma, deyince Sa’d b. Muaz kızdı:

— Ey Ümeyye! Sen de beni tutma, bırak. Vallahi, ben Allah’ın Resûlü Muhammed’in (sav) seni öldüreceğini işittim, dedi.” [1]

Yine aynı şekilde Medine’deki eski müttefikleri olan münafıkların liderine de yarı tehdit içerikli mektuplar gönderiyor, onu kışkırtıyorlardı. Bunun neticesinde şu tarz hadiseler gerçekleşebiliyordu:

“Bir gün Allah Resûlü, evinde hasta yatan Sa’d bin Ubade’yi ziyarete gidiyordu. Yolda, Abdullah bin Übey’in evinin gölgesinde, Müslim, müşrik Araplardan ve Yahudilerden bir takım kimselerle oturmakta olduğunu görünce, selam verip yanlarına oturdu. Onlara Kur’ân’dan bir parça okudu. İyi amellerden dolayı cennete kavuşulacağını müjdeledi. Kötü amellerden dolayı da cehenneme girileceğini anlatarak sakındırdı.

Allah Resûlü, sözlerini bitirince Abdullah bin Übey şöyle dedi:‘Ey konuşan kişi! Eğer söylediklerinde doğru isen, onlardan daha güzel şey olmaz. Fakat, sen evinde otur! Onları, sana gelenlere anlat. Sana gelmeyenlerin, söylediklerinden hoşlanmayanların toplantılarına gelip de onları rahatsız etme!’

Allah Resûlü, Abdullah bin Übey’in bu sözlerinden dolayı son derece müteessir oldu. Kalkıp oradan ayrıldı. Yoluna devam ederek Sa’d bin Ubade’nin evine gitti. Üzüntüsünün sebebini anlatınca, Sa’d bin Ubade şöyle dedi: ‘Ya Resûlullah! Sen İbni Übey’in kusurunu affet. Hem onu mazur gör. Sana Kur’ân’ı indiren Allah’a yemin ederim ki, Allah’ın iradesi sana Peygamberlik vermek suretiyle tecelli etti. Halbuki, şu beldenin halkı, İbni Übey’in başına taç giydirmeye ve onu kendilerine hükümdar yapmaya hazırlanmıştı. Yüce Allah, size ihsan buyurduğu peygamberlikle, onların bu tasavvurunu gerçekleşemez hâle getirince, İbni Übey, bundan son derece müteessir olmuş; o, gördüğün çirkin hareketi, bunun için yapmıştır!” [2]

Yaşanan bu hadiseler neticesinde Allah Resûlü (sav) anlaşma ile beraber Medine dışına seriyyeler göndermeye başladı. Bedir Savaşı'na kadar da bu seriyyeler devam etti. Kimi zaman küçük kimi zaman büyük gruplarla yapılan bu seriyyelerde bazen çatışmalar yaşandı. Ama genel olarak Müslimler çatışma olmaksızın ganimet ya da antlaşma ile geri döndüler. Şimdi bu seriyyelerin hikmetlerine biraz daha yakından bakalım:

• Allah Resûlü (sav) bu seriyyelerle Medine etrafındaki durum hakkında bilgi sahibi oluyor istihbarat topluyordu. Peygamberimizin az bir güç ile büyük başarılar elde etmesinin sebeplerinden birisi de başarılı istihbarat faaliyetleridir. Bu yüzden bir-iki istisna dışında Medine ehli ani baskın görmemiş ve düşmanların hareketlerinden önceden haberdar olmuşlardır.

• Seriyyelerin diğer bir amacı da maddi kaynak edinmek idi. Muhacirlerin bütün mal varlıklarını Mekke’de bırakıp gelmeleri Ensar’ın üzerindeki maddi yükü artırmıştı. Sahabeler de Mekke’ye ait olan kervanları gözetliyor ve onları ele geçirerek ekonomik kayıplarını telafi etmeye çalışıyorlardı.

Bu kervanlara yapılan saldırıların diğer bir nedeni de Mekke ekonomisini sarsarak Medine’ye yapılacak olan askeri harekâtı sekteye uğratmaktı. Yapılan seriyyeler o kadar etkiliydi ki artık Mekkeliler çok daha uzun güzergahlardan kervanlarını göndermek zorunda kalıyorlar ve bu sebepten dolayı maddi kayıpları artıyordu.

• Seriyyeler Medine etrafında bulunan ve Mekke’nin kışkırtmalarına kulak verme ihtimali taşıyan kabileler için de bir gözdağı idi. Bu kabilelerden bazıları başı boş yaşamaya alışmış, yağmayı bir hayat felsefesi hâline getirmiş topluluklardı. Allah Resûlü’nün (sav) gönderdiği seriyyeler bu kabilelerin yaşam tarzları için de bir tehlikeydi. Artık Medine’de ya da Medine’ye giden güzergâhlarda bir huzursuzluk çıkarmak istediklerinde daha çok düşünmek zorunda kalacaklardı. Bu seriyyelerin sonucunda birçok kabile Medine İslam Devleti ile çatışmasızlık antlaşması imzalamak zorunda kaldı.

• Allah Resûlü ve ashabı Mekke ehlinin onlara karşı bir harekâta girişeceğini net bir şekilde biliyorlardı. Savaşa hazırlık yapılacak ise bunun en önemli ayağı askeri tatbikattır. Bu seriyyeler işte bu yönü ile de Medineli mücahidler için önem arz ediyordu.

• Allah Resûlü’nün siretine baktığımızda şunu çok net bir şekilde görürüz: Sahabeler asla durmamış ve sürekli mücadele içinde olmuşlardır. Bu hareket hâli Müslimleri zinde tutmuş, davalarına bağlılıklarını daha da arttırmıştır. Seriyyeler, İslami Hareketin mücadele ruhunu, sürekli hareket hâlinde olma stratejisini dışa yansıtan hâlidir.

Davamızın sonu âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd etmektir.

 

[1]       .   Buhari 

[2]       .   Müslim

Bu Sayfayı Paylaş :