Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Acıların, İçindeki Güzelliktendir

Özcan YILDIRIM 2019-08-19

 

بِسْمِاللَّهِالرَّحْمَنِالرَّحِيمِ

اقْرَأْبِاسْمِرَبِّكَالَّذِيخَلَقَ(1) خَلَقَالْإِنْسَانَمِنْعَلَقٍ(2) اقْرَأْوَرَبُّكَالْأَكْرَمُ(3) الَّذِيعَلَّمَبِالْقَلَمِ(4) عَلَّمَالْإِنْسَانَمَالَمْيَعْلَمْ(5)

Er-Rahman ve Er-Rahîm olan Allah’ın adıyla (okumaya başlıyorum.)

1. Yaratan Rabbinin adıyla oku! 


2. O, insanı bir kan pıhtısından yarattı. 


3. Oku! Rabbin kerem sahibidir. 


4. O ki kalemle (yazmayı) öğretendir.


5. İnsana bilmediğini öğretti.[1]

Allah’a hamd, Resûlü’ne salât ve selam olsun…

Duhâ, Şerh, Tîn derken Alak Suresi’ne gelmiş bulunuyoruz. Kur’ân-ı Kerim’in nazil olan ilk ayetleri bu surenin ilk beş ayetidir. Sure, ismini kan pıhtısı/embriyo anlamına gelen ve sure içinde geçen “alak” isminden almıştır.

Sure, içeriği açısından bütünlük içerisinde birkaç durumdan bahseder. Önce Allah’ın (cc) insanı yaratmasından, ardından aciz bir varlık iken şerefli konuma nasıl geldiğinden, daha sonra da insanın hilkat ve nail olduğu şerefe rağmen nankörlüğünden bahseder. İsyan ederek, haddi aşarak, aslını unutarak... Elindeki zenginlik ile varlık sahibi olduğunu, nimetlerin içerisinde yüzdüğüne aldanarak… Fakat ona bir yolcu olduğunu hatırlatır Allah.

Son kısımda ise tağutlaşan bir zümreden, kişilerden bahseder. Öyle ya! Günah başka günahı doğurur. Tekebbüre, oradan da tuğyana sevk eder kişiyi. Sure daha sonra da haddi aşan kişinin etrafındaki güce güvenmesinden bahsederek Müslimce tavrın nasıl olması gerektiğini anlatır.

Alak Suresi’nin işlediği tema bu şekilde. Bir bütünlük içerisinde. Ayetler arasında kalbi olan ve kulak verene öğüt olan müthiş bir bağlantı vardır.

Başka bir noktaya temas edelim. Surenin girişinde öğrenme aracı olan okumadan bahsedilir. Vahyi okuma ve öğrenme, kişiyi Rabbini bilmeye, yalnız O’na ibadet etmeye götürür.

Sonunda da Sure secde ile biter. Allah’a en yakın olunan hâl. Okuma ile elde edilen ilim, kişiyi imana ve ibadete ulaştırır.

Şimdi Sure'nin iniş sebebi olan hadise ile ilerleyelim.

Peygamber'in (sav) hanımı Aişe'den (ra). Şöyle demiştir:

"Resûlullah'a vahyin başlamasının ilki, uykuda sadık (doğru) rüya şeklinde olmuştur. Gördüğü rüya mutlaka sabahın aydınlığı gibi gerçekleşegelmiştir. Sonra kendisine yalnız başına bir köşeye çekilmek sevdirildi. Hira Mağarası'nda yalnız kalır, ailesine dönüp de azığını almaya gelinceye kadar burada belirli gecelerde ibadet eder, sonra hanımı Hatice'ye dönüp bu kadar bir süre için tekrar azığını alırdı. Sonunda Hira Mağarası'nda iken kendisine Melek geldi ve:

__ Oku, dedi. Resûlullah:

__ Ben okuyamam, dedi.

Resûlullah şöyle anlatır: 'Bunun üzerine Melek beni tutup gücüm kuvvetim kesilinceye kadar sıktı, sonra salıverdi ve:

__ Oku, dedi. Ben de:

__ Ben okuyamam, dedim.

Bunun üzerine beni ikinci defa tutup gücüm kuvvetim kesilinceye kadar sıktı, sonra salıverdi:

__ Oku, dedi. Ben de:

__ Ben okuyamam, dedim.

Bunun üzerine beni üçüncü defa tutup sıktı, sonra salıverdi: 'Oku, Yaratan Rabb'inin adıyla, insanı alakadan yarattı. Oku, Rabb'in en çok ikramda bulunandır...' dedi.' Bunun akabinde Resûlullah kendisine gelen ayetlerle beraber (evine) döndü. Yüreği çarpıyordu. Hemen Hatice'nin yanına varıp: 'Beni örtün, beni örtün.' dedi. Hemen kendisini örttüler, sonunda ürperti kendisinden gitti. Hatice'ye: 'Bana ne oluyor?' dedi ve olup bitenleri anlattı: 'Kendimden çok korktum.' Bunun üzerine Hatice: 'Hayır asla korkma sevin. Vallahi, Allah seni asla mahcup etmez, çünkü sen akraba ile ilişkiyi kesmezsin, doğru konuşursun, işini göremeyenlerin yükünü yüklenir, fakir fukarayı kazanır, misafir ağırlarsın, hak yolunda karşılaşılan sıkıntılarda yardım edersin.' dedi. Hatice, Peygamber'i alıp Varaka b. Nevfel'e götürdü. Varaka, Hatice'nin amcasının oğlu yani babasının kardeşinin oğlu idi. Kendisi, cahiliye döneminde Hristiyan olmuş bir kimse idi, Arapça yazabiliyordu, Allah'ın yazmasını dilediği kadar İncil'den Arapça olarak bir kısım şeyler yazardı. Âmâ olmuş, yaşı ilerlemiş bir ihtiyardı. Hatice, kendisine: 'Amcaoğlum, yeğenini bir dinle' dedi, Varaka b. Nevfel: 'Yeğenim ne görürsün?' dedi. Resûlullah da gördüğünü anlattı. Varaka:

__ Bu, Musa'ya indirilen sır sahibi Melek'tir. Ah keşke yaşım genç olsaydı, ah keşke kavmin seni çıkardığında hayatta olsaydım, dedi. Resûlullah:

__ Beni çıkaracaklar mı? dedi. Varaka:

__ Evet, senin getirdiğin gibi bir şey getiren kişi mutlaka düşmanlığa uğramıştır. Eğer senin peygamberlik günlerin bana ulaşırsa sana çok yardım ederim, dedi.

Çok geçmedi, Varaka vefat etti. Vahiy de bir müddet aralandı."[2]

Allah Resûlü’ne (sav) nübüvvetin ilk parıltılarının geldiği, şirkin çatırdadığı an. Bu hadise ile başladı her şey. Vahyin nuru küfrün zulumatını/karanlıklarını yırttı. Her bir haneye, en kuytu köşelere değin ulaştı. Kapılar kapansa da bir hüzme olarak içeriye girdi. Şirkin, isyanın içinde debelenenleri, kulak tıkasalar da elbiselerine bürünseler de rahatsız etti.

Evet. Vahyin şuaları bu hadise ile geldi. Onu ilk karşılayan, ilk muhatabı olan Nebi’nin yaşadığı bu olayla ilgili neler vardı bize düşen. Belki bir deve yükü. Belki daha fazla. Fakat birkaç kelamdır, bize düşen.

İmtihan İslam Davasının Parçasıdır

İnen bu ilk ayetle beraber Nebi’nin (sav) yaşadığı bu olay, bize İslam’daki bir gerçeği hatırlatıyor. “İman ettim.” denildiği anda peşi sıra gelen imtihan gerçeğini Allah (cc) Kitab’ında, Resûlü sünnetinde farklı bağlamlarda anlatır. Net ve yalın:

“Sizden önceki toplumların başına gelenler, sizin başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onların başına çeşitli yoksulluklar ve musibetler geldi. Öylesine sarsıldılar ki (sonunda) Resûl ve onunla beraber olan müminler: ‘Allah’ın yardımı ne zaman?’ dediler. Dikkat edin! Şüphesiz ki Allah’ın yardımı yakındır.” [3]

“Elif, Lâm, Mîm. Yoksa insanlar, ‘İman ettik’ dedikten sonra, imtihana tabi tutulmadan bırakılacaklarını mı sandılar? Andolsun ki onlardan öncekileri imtihan ettik. Elbette Allah, doğru olanları da yalancıları da bilir. (Ve imtihanlarla insanların da bilmesini sağlar.) Yoksa kötülükleri işleyenler, önümüze geçip (bizden kurtulacaklarını mı) sandılar? Ne kötü hüküm veriyorlar.” [4]

“Allah sizin aranızdan cihad edenleri ve sabredenleri açığa çıkarmadan cennete gireceğinizi mi sandınız?” [5]

“Yoksa siz Allah’ın aranızdan cihad edenleri; Allah, Resûlü ve müminler dışında sırdaşedinmeyenleri açığa çıkarmadan cennete gireceğinizi mi sandınız? Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.” [6]

“Kesinlikle Allah, iman edenleri de münafıkları da bilir (ve imtihanlarla insanların da bilmesini sağlar).” [7]

“Habbab b. Eret dedi ki: Resûlullah'a Kâbe'nin gölgesinde elbisesini yastık gibi yapmış dayanırken şikâyette bulunduk ve ona:

__ Bizim için yardım istemeyecek misin? Bizim için Allah'a dua etmeyecek misin, dedik. O şöyle buyurdu:

__ Sizden öncekilerden adam getirilir, yerde onun için bir çukur kazılır, o çukura konulurdu. Daha sonra testere getirilerek başının üzerine konulur, iki parçaya ayrılırdı. Bu dahi onu dininden çevirmezdi. Eti kemiğinden ya da damarlarından demir taraklarla taranarak ayrılırdı.. Bu dahi onu dininden geri çevirmezdi. Allah'a yemin ederim, Allah bu işi tamamlayacaktır. Hatta süvari San'a'dan Hadramevt'e kadar yol alacak ve Allah'tan başkasından ya da kurdun koyunlarına saldırmasından başka bir şeyden korkmayacaktır. Fakat siz acele ediyorsunuz.” [8]

Sa'd b. Ebi Vakkas'tan (ra) rivayete göre, şöyle demiştir:

"__ Ey Allah'ın Resûlü! Hangi insanların başına gelen sıkıntı bela şiddetli olur, dedim. O da şöyle buyurdu:

__ Peygamberler, sonra peygamberlere yakın olanlar ve onlara yakın olanlar. Kul dine bağlılığı oranında belaya uğrar. Eğer, dininde kuvvetli ise belası şiddetli olur. Dine bağlılığı zayıf olursa belası da ona göre olur. Bela kulu bırakmaz, sonunda kul uğradığı belalarla günahlarından arınıp, üzerinde hiç günah kalmadan yeryüzünde dolaşır ve bela görmeye devam eder."[9]

Hatırlatalım istedik. "Hatırlatma fayda verir."[10]emri mucibince.

Her şeyin ilki zordur. Başlangıçtır çünkü. Sancılıdır. Götürüsü çoktur. Fedakârlık ister. Sabır ister. Bedel ister. Getirisi ise perde arkasıdır. Gözükmez. Talibi kılle, hasmı mebzuldür bu yolun. Bu yüzdendir ki Resûl’e inen ilk ayetler buraya temas eder: “Rabbin için sabret.”[11]der. Önceki ümmetlerin sabır kıssaları ona, ondan sahabilere aktarılır.

Anlatılanlar onların kulaklarında bir titreşim olarak kalmadı. Yudum yudum içirildi imtihan. Yaşadılar. Yaşam biçimi olarak kanıksadılar. Böyle yazıldılar tarihe. Gönül sayfalarına. En önemlisi rıza-ı ilahiye ulaştılar.

Ebrar olanların, iyilerin çilesi, cefası çoktur; fakat kıymetlidir. Kıymeti de tam da buradan gelir. Onlar imtihan deryasında yüzen, sağanağında ıslanan, sıcağında kavrulanlardır. Her imtihanda “Yine mi?” diyenlerden değil, “hamd” kelimeleri ile dillerini ıslatanlardır. İslam davasını şirket gibi görüp kâr zamanı nemalanan, zarar olduğunda “Ben demiştim.” kibriyle kuytulara tüneyenlerle yolları ayrı olanlardır.

Unutmamalı. Kim ki bu sancağı kaldırdı; uzanan diller, eller ve buğz dolu kalpler çok oldu. Günümüzde yaşanılan örnekler de ortadadır. Hatırlamalı. Hatırlatmalı.

•••

İslam davetinin, bu davayı omuzlamanın yanındadır imtihan. Bitişiktir. Daimî bir dosttur. Yârendir. Hatırlatır kişiye yolu. Tutar, sıkar kişiyi. Bazen az, bazen çok. Takatsiz bırakıncaya,“Allah’ın yardımı ne zaman?” deyinceye dek. Çelme takar. Gevşediğinde, kibirlendiğinde, tepeden baktığında ağyara. Hızır’ın Musa’dan beklediği teslimiyeti bekler Müslim’den. Gassal önünde meyyit olmayı.

Ah’lara, vah’lara, keşkelere, irdelemeye, sorgulamaya gelmez imtihan.

Bir mücadeleye tutuşmak istersin. O dem koyar önüne. Sözünle imtihan eder seni. Bir öncüm, liderim, rehberim olsa dersin. Bir lider koyar önüne. Ne ki bazıları beğenmez ismini cismini. Mücadele etmeyi arzularsın. Zulme, tuğyana. Mazlumsun ya. O rüzgârla seğirteceksindir düşmana. Koyar önüne izin belgesini. Haydi göster kendini, diye. Ama ne ki birileri yârenlerinin şartlarına gelememiştir. Dökülür hazan yaprağı gibi.

Az gider, uz gidersin. Susuz bırakır seni. Boğazını kurutur, dudaklarını çatlatır. Bir su çıkarır önüne. Tam o demde “Sadece bir avuç!” der sana. "Burada da mı?"diye bakış atarsın. Bir elekten geçirir imtihan. Okyanusu geçtim diye böbürlenenleri bir avuç suda gark eyler.

Düşmanla, zulümatın derin karanlıklarıyla karşılaştırır seni. Kimi sabrı sebat eder; alnı ak, gönlü pak çıkar. Bir tüy misalidir kimi de; düşman çokluğunun estiği rüzgâr, savurur onları bilinmeze…

Şirklerinden teberrî edersin tağutların. Reddedersin ilahlık taslayanların ilahlığını. “Benden başkasını ilah edinirsen seni zindanlıklardan ederim.[12]diye böğürtülerini duyarsın müstekbirlerin. Çok geçmeden ayrı düşürür seni; yardan, canlardan, dava yârenlerinden.

“Ortaya çıkarırım.” der sana her defasında. “Yalancılarla doğruları…” Silkeler, sarsar, sıkar, sıkılırsın; ama dökülür bu yolda günahların; seni alıkoyan, dava arkadaşlarını yavaşlatan, tökezleten ağırlıkların. Hafiflersin böylece. Kanat çırpman için yüksek payelere. Kuşların kursağında cennetleri gezmen, sana hazırlananlara evvelce nazar etmen için.

İman varsa imtihan var. Acı var. Cefa, bedel var. Unutma özlenen kardeşim. Tahammül ettiğin, sabrettiğin, takatini kesen şey, Hira yolunu tutana yoldaş olmandandır.

İstiridyenin biri diğerine dert yanar: “İçimde yuvarlak ve ağır bir şey var ve bu beni rahatsız ediyor, bana acı veriyor.” Diğer istiridye kibirli bir memnuniyet içinde cevap verir: “Şükürler olsun ki içimde bir sıkıntı yok. Hem içimde hem dışımda mutluyum.”

O sırada oradan geçen ve konuşmaları duyan bir yengeç şöyle der: “Evet, mutlusun hâlinden; ama şunu söylemeliyim ki diğer istiridyenin çektiği acının sebebi, içindeki muhteşem güzellikte olan incidir.”

Acıların, içindeki güzelliktendir kardeşim. İşin özeti budur.

Kelimeler söktü çıkarttı dipteki hakikatleri,

O dem kağıtta aldılar yerlerini…

“Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun” duamız ile…

 

[1]       .   96/Alak, 1-5

[2]       .   Buhari, 3; Müslim, 160

[3]       .   2/Bakara, 214

[4]       .   29/Ankebût, 1-4

[5]       .   3/Âl-i İmran, 142

[6]       .   9/Tevbe, 16

[7]       .   29/Ankebût, 11

[8]       .   Buhari, 3612; Ebu Davud, 2649

[9]       .   Tirmizi, 2398; İbni Mace, 4023

[10]      .   “Hatırlat/öğüt ver! Çünkü hatırlatma müminlere fayda verir.” (51/Zâriyat, 55)

[11]      .   74/Müddessir, 7 

[12]      .   26/Şuarâ, 29

Bu Sayfayı Paylaş :