Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Alper TANRIVERDİ

Rahmân ve Rahîm Olan Allah'ın Adıyla.

Ailenin, eğlenmek için sürekli kendisiyle alay ettiği çocuk olmak. Fikirleri, düşünceleri küçümsenerek büyütülmek…

MEB okullarının eliyle terbiye edilen ahlaksız çocukların, fiziksel kusurlarıyla dalga geçtikleri kişi olmak…

Ebeveynleri tarafından doğru bir cinsel eğitim verilmediği için, küçük yaşta cinsel hatalara düşmek…

Mahallede akran zorbalığına, sapkın davranışlara ve galiz küfürlere maruz kalmak, yıllarca örselenmek…

İmanının heyecanını "Sen değil miydin eskiden şöyle yapan?" "Çok sürmez eski hâline dönersin!" "Çok ileri gitme, delirirsin." yargıları karşısında kaybetmek…

Devletin veya azgın bireylerin elinde aleyhine kozu olup da susturulmuş, sindirilmiş birey olmak…

Beraber olduğu insanlara başarıyı, ilerlemeyi layık görmeyip bunu sindiremeyen haset ehli kimselerin çemberinde kalmak…

Kocası tarafından uluorta tahkir edilen, yıkıcı eleştirilerin yıprattığı incinmiş bir kadın olmak…

Yeryüzünü ıslah etme hayalleriyle başlanan yolculukta serkeş bir kadına denk gelen ve dünyası kararan bir adam olmak…

Yukarıda bahsi geçen trajik vakalar; kişinin benliğinde yara açabilen, ruhunu rencide edebilen, kişide çok derin izler bırakabilen ciddi acılardandır. 

Kendi öz nefsimizde başarısızlıklarımızı sürekli geçmişimizde yaşadığımız ve benliğimize tesir etmiş bu ve benzeri olaylarla bağdaştırıyor, herhangi bir sorumluluk yüklenmemiz gerektiği sıra bahanelerimizi bu olaylarla destekleyip delillendirebiliyor; neticede de davet sahasında verim alınamayan, kendisinden beklenilen performansı sergileyemeyen bireyler olabiliyoruz.

Aldığımız emirleri yerine getirecek gücü ve sakındırıldığımız şeylerden kaçınacak azmi; benliğimizdeki ezikliklerin/zilletin üstüne gidip tedavi etmeden kendimizde bulamayacağımız bir gerçektir. Yaralarımızı tedavi edeceğiz, edeceğiz elbette; lakin usulümüzü ve metodumuzu yine vahiyden alacağız. Çünkü bizim suya attığımız taşın, kuşun gökyüzünden suya bıraktığı taşın ve atmosferden geçerek suya düşen taş -meteorun- suda bıraktığı etkiler birbirinden farklıdır. Daha tesirli olması için yedi kat semanın üzerinden yeryüzüne inen ayetleri ıslahın merkezine koyacağız:

"Şayet bu Kur'ân'ı, bir dağın üzerine indirmiş olsaydık (dağın) Allah korkusundan büzülmüş ve paramparça olduğunu görürdün."[1]

"Şayet (okunan bir kitapla) dağlar yürütülse ya da onun aracılığıyla yeryüzü parçalansa veya onunla ölülerle konuşulacak olsa (hiç şüphesiz o, Kur'ân olurdu.)"[2]

"De ki: 'Ey insanlar! Şüphesiz ki size, Rabbinizden bir öğüt, sinelerde olan (manevi hastalıklara) şifa, müminler içinde hidayet ve rahmet olan (bir Kitap geldi.)"[3]

Bazı trajik vakaların benliğimizde açtığı yaraları kapatmak ve kendimizi daha iyi hissetmek için birtakım yalanlar söylemiş olabiliriz. Örneğin; fiziksel kusurlarımızı örtmek için güzel, cehaletimizi örtmek için bilge, zayıflığımızı bastırmak için güçlü, bencilliğimizi örtmek için cömert olduğumuza kendimizi inandırmışızdır. Bir de çevremizin bizim hakkımızdaki yersiz övgülerini ve iltifatlarını düşünmeden, ivedilikle kabullenerek kendimiz hakkındaki bu ve benzeri kanaatlerimizi pekiştirmişizdir. Buna asıldan uzaklaşıp başka/ödünç karakterlere bürünmek de diyebiliriz.

Kendimiz hakkındaki gerçekçiliği olmayan bu ve benzeri yargılardan kurtulmak adına, öncelikle benliğimizin aslına dair yalın ve duru bilgiler edinmeliyiz. Şöyle ki; bizler bilgili olduğumuza inanırız çoğu zaman. Çevremizdekiler de bu konuda bizimle aynı düşüncededir ve ara sıra bunu dillendirirler. Oysa hakikat bunun aksinedir. Allah (cc) ise bizim cahil olduğumuzu söyler:

"Allah, sizi annelerinizin karnından hiçbir şey bilmez hâlde çıkardı."[4]

"Size ilim olarak ancak çok az bir şey verilmiştir."[5]

"İnsan onu yüklendi. Çünkü o pek zalim, pek cahildir."[6]

İnsan takatini zorlayacak bir olayla karşılaşırız. Allah'ın yardımı aklımıza gelmeksizin daha önceki zorluklardan nasıl çıktığımızı hatırlamaya çalışırız. Bir şeyler düşünür ve kararlı adımlar atarak zorlukların üstesinden geleceğimizi zannederiz. Çevremizdekiler de bizim "sabırlı", "metanetli" ya da "güçlü" olduğumuzu söyler; Allah (cc) ise zayıf ve tahammülsüz olduğumuzu...

"Ve insan zayıf olarak yaratıldı."[7]

"Şüphesiz ki insan, helu' (sabırsız/aceleci, bencil) olarak yaratılmıştır."[8]

İnsanlar bize yöntem göstermeksizin, yeteneklerimizi ve kapasitemizi bilmeksizin "Sen bunu kolayca yapabilirsin." der. Allah (cc) ise bizim aciz olduğumuzu, kendisi kolay kılmadıkça her şeyin bizim için zor olduğunu…

"Andolsun ki biz insanı zorluklar içinde yarattık."[9]

Biz kendimizi dünyaya karşı zahid zannederiz. Çevremizdekiler de bizim "cömert" olduğumuzu söyler. Allah (cc) ise mala düşkün ve cimri olduğumuzu...

"Muhakkak ki o, mala düşkünlüğünden dolayı pek cimridir"[10]

İşte Kur'ân tam da bunun için indirilmiştir. Çünkü biz söylenenlere inanırız. Ve hayat kitabımız, bizim kendimize söylediğimiz, çevremizin de bize söylediği ve inandığımız yalanları geçersiz kılmak için oradadır. Aslında bizim olmayan ödünç karakterlerimizi yıkıp özümüze dönmemiz için...

"Andolsun ki, size, içinde sizi anlatan/sizi şerefe ulaştıracak (öğütler barındıran) bir kitap indirdik. Akletmez misiniz?"[11]

Kulluk dediğimiz olay da tam burada gerçekleşiyor. Zayıflıklarımızın, zaaflarımızın, eksiklerimizin farkına vararak... Nefsimizi tanıyarak… Allah'ı (cc) unutup, Allah'ın da kendilerine öz nefislerini unutturduğu; insi ve cinni şeytanların kötü amellerini süsleyerek, olmayan hasletlerle övdüğü kimselerden olmayarak…

"Allah'ı unuttukları (için) Allah'ın da onlara kendi nefislerini unutturduğu kimseler gibi olmayın."[12]

Allah (cc) Kitab'ında hem kendini hem de insanoğlunu tanıtıyor. Kendisine nispet edilen batıl yargıları, zanları nefyettiği gibi insan için de aynısını yapıyor:

"Senin elinde hiçbir yetki yoktur."[13]

"(Kocaları peygamber olmasına rağmen) Allah'a karşı onlara hiçbir fayda sağlamadı."[14]

"De ki; "Ben kendime, Allah'ın dilemesi dışında ne fayda ne de zarar verme gücüne sahibim."[15]

 "Din/Kıyamet gününde hatalarımı bağışlamasını umduğum odur."[16]

"Meryem oğlu Mesih yalnızca bir resuldür. Muhakkak, ondan önce resuller gelip geçmiştir. Onun annesi sıddıka/dosdoğru bir kadındı. (O ve annesi ilah olmazlar çünkü) ikisi de yemek yerlerdi"[17]

O hâlde ilk adım; eksiklik ve kusurun benliğimizin ayrılmaz bir parçası olduğunu kabullenmektir. Allah'ın (cc) bazen kibrimizi kırmak ve O'na olan ihtiyacımızı hissetmemiz için bizi günahlara karşı korumayıp, nefsimizle baş başa bıraktığını bilmektir. Yaşadığımız ve bizi örseleyen vakaların bizi terbiye ettiğini ve azgınlaşmaktan koruduğunu idrak etmektir.

İkinci adım olarak üzerimize düşen şey; bu kusurlarımızla birlikte bizde olan bilgi, tecrübe, yetenekler, güzel huy ve başarının Allah'tan (cc) olduğunu fehmetmektir. Bu bilinç bizi amellerin afetlerinden koruyacak ve daha güçlü bir karakter sahibi yapacaktır. Konuyla alakalı ayetler inatçı zihinleri ikna edecek kadar çoktur:

"Ve bana rüya tabirini öğrettin."[18]

"Senin öğrettiğinden başka bir ilmimiz yoktur."[19]

"Allah'ın rahmeti sayesinde onlara karşı yumuşak oldun."[20]

"Yardım, zafer yalnızca Allah'ın katındandır."[21]

"Sabret! Senin sabrın ancak Allah'ın yardımı iledir."[22]

"Onları öldüren siz değilsiniz, fakat Allah onları öldürdü. Attığın zaman sen atmıyordun fakat Allah'tı (asıl) atan"[23]

"Benim başarım, ancak Allah'ın izniyledir."[24]

"Dedi ki: "Bu (servet), bende var olan bilgi/ tecrübe/ maharet sebebiyle bana verilmiştir… Onu da konağını da yerin dibine geçirdik."[25]

"Bahçene girdiğinde: 'Maşallah, Allah'ın verdiği dışında kuvvet yoktur.' Demen gerekmez miydi?"[26]

Son adım ise; fıtratımızda asıl olan bu kusur ve çarpıklıklara rağmen bunlardan korunmaya çalıştıkça -ki bu kulluğun hakikatidir-[27] edineceğimiz Allah (cc) katındaki değerimizi ve diğer yaratılmışlara nispeten konumumuzu bilmektir. Yani Müslimlerin Allah katındaki değeri, kâfirlere nazaran Müslimlerin konumu…

Statüleri ve konumları ne olursa olsun, Müslim olmayan bireylerin yanında kendimizi ezik/zayıf hissetmemizi ya da korkmamızı/endişelenmemizi gerektirecek bir durumun olmadığı, bu iki sınıf arasındaki fark ortaya konulup üzerinde tefekkür edilince daha içten hissedilecektir:

 "Hiç şüphesiz iman edip salih amel işleyenler, bunlar yaratılmışların en hayırlılarıdır."[28]

"İzzet, Allah'ın, Resülü'nün ve müminlerindir. Fakat münafıklar bilmezler."[29]

"Sizden sabırlı yüz kişi, (onlardan) iki yüz kişiyi yenilgiye uğratır. Sizden bin kişi, onlardan iki bin kişiyi yenilgiye uğratır."[30]

"Gevşemeyin, üzülmeyin! Şayet inanıyorsanız üstün olan sizlersiniz."[31]

"Ehl-i Kitap ve müşriklerden kafir olanlar, hiç şüphesiz, ebedi kalacakları cehennem ateşindedirler. İşte bunlar, yaratılmışların en şerlileridir."[32]

"Ey müminler! Müşrikler ancak birer necistir/pisliktir."[33]

"(Allah) pisliği akletmeyenlerin üzerine yığar."[34]

Elde ettiğimiz sonucu özetleyecek olursak şöyle söyleyebiliriz: İyi hissedebilmek adına kendimize söylediğimiz yalanlardan ve çevremizin bizim hakkımızdaki değerlendirmelerinden kurtulmalıyız. Kusurlarımızın bizden ayrılmayacağını, kulluğun ise bunlardan korunmaya çalışmak olduğunu bilmeliyiz. Bilgi, yetenek, tecrübe, güzel huylarımız ve başarılarımızın bir cüzü dahi dışarıda kalmaksızın hepsini Allah (cc) ile bağdaştırmalıyız. Ve tüm bunlara rağmen Allah katında değerli olduğumuzu aklımızdan çıkarmamalıyız.

"Nefsimi elinde tutan Allah'a yemin olsun ki eğer siz günah işlemeseydiniz, Allah sizi yok eder ve başka bir kavim getirirdi. Onlar günah işler, Allah'tan bağışlanma diler ve Allah da onları bağışlardı."[35]


[1] .59/Haşr, 21

[2] .13/Ra'd, 31

[3] .10/Yûnus, 57

[4] .16/Nahl, 78

[5] .17/İsrâ, 85

[6] .33/Ahzâb, 72

[7] .4/Nîsa, 28

[8] .70/Meâric, 19

[9] .90/Beled, 4

[10] .100/Âdiyât, 8

[11] .21/Enbiya, 10

[12] .59/Haşr, 19

[13] .3/Âl-i İmran, 128'

[14] .66/Tahrîm, 10

[15] .7/A'râf, 188

[16] .26/Şuarâ, 82

[17] .5/Mâide, 75

[18] .12/Yûsuf, 101

[19] .2/Bakara, 32

[20] .3/Âl-i İmran, 159

[21] .8/Enfâl, 10

[22] .16/Nahl, 127

[23] .8/Enfâl, 17

[24] .11/Hûd, 88

[25] .28/Kasas, 78, 81

[26] .18/Kehf, 39

[27] ."Kim de nefsinin bencilliğinden korunursa işte bunlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.'' (64/Teğabûn, 16)

[28 .98/Beyyine, 7

[29] .63/Münafikûn, 7

[30] .8/Enfâl, 66

[31] .3/Âl-i İmran, 139

[32 .98/Beyyine, 6

[33] .9/Tevbe, 28

[34] .10/Yûnus, 100

[35] .Müslim, 2748; 9/Tevbe, 11

Bu Sayfayı Paylaş :