Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Rabbin Kerem Sahibidir 06-04-2020 Sayfa : 17-21 / Yazar : Özcan YILDIRIM

بِسْمِ للهَ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ (1) خَلَقَ الْإِنْسَانَ مِنْ عَلَقٍ (2)

اِقْرَأْ وَرَبُّكَ الْاَكْرَمُ(3)

الَّذِي عَلَّمَ بِالْقَلَمِ (4) عَلَّمَ الْإِنْسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْ (5)

Er-Rahmân ve Er-Rahîm olan Allah'ın adıyla (okumaya başlıyorum)

1. Yaratan Rabbinin adıyla oku!

2. O, insanı bir kan pıhtısından yarattı.

3. Oku! Rabbin kerem sahibidir.

4. O ki kalemle (yazmayı) öğretendir.

5. İnsana bilmediğini öğretti.1

Allah'a hamd, Resûl'üne salât ve selam olsun.

"Oku! Rabbin kerem sahibidir."2

Yeniden "İkra/Oku!" diye buyuruyor Rabbimiz. Tekit ediyor buyruğunu. Bir kez daha okuma eylemine işaret ediyor. "Rabbin adına, Rabbin için yaratılış üzerinde okumanı yaptıysan ey insan, şimdi Rabbinin El-Kerîm, El-Ekrem oluşuna dair okuma yap!" diye buyuruyor. Allah (cc), inen bu ilk ayetlerinde Rab isminden hemen sonra bu sıfatını insana tanıtıyor.

Dünyaya geldiği, hatta anne rahmine düştüğü ilk andan itibaren Rabbinin Kerîm/Ekrem oluşunu okumalı insan. Gözlerinin ilk açıldığı, ilk çığlıkları/ağlamaları ile başlayan yaşamının son nefesine kadar süreci tefekkür etmeli. Şüphesiz Rabbimizin insana verdiği değeri ifade etmek zordur:

"Şayet yeryüzündeki ağaçlar kalem, denizler de (mürekkep olsa) ve yedi deniz de (mürekkep olup) eklense (Allah'ın kelimelerini/ilmini yazmaya kalksalar) yine de Allah'ın kelimeleri/ilmi bitmez. Şüphesiz ki Allah, (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) Azîz, (hüküm ve hikmet sahibi olan) Hakîm'dir."3

"De ki: 'Şayet denizler Rabbimin kelimelerini (yazmak için) mürekkep olsa ve bir o kadar daha yardım için getirmiş olsak, (yine de) Rabbimin kelimeleri bitmeden deniz tükenirdi.' "4

Allah (cc) insanı her yönüyle onurlu, değerli kılmıştır:

"Meleklere: 'Âdem'e secde edin.' dediğimizde, İblis dışında hepsi secde ettiler. (O:) 'Çamurdan yarattığına secde eder miyim hiç?' dedi.

'Şu bana üstün kıldığını görüyor musun?' dedi. 'Şayet kıyamet gününe kadar bana mühlet verirsen azı hariç, kalanını kendime bağlayacağım.'

Buyurdu ki: 'Git! Onlardan kim sana uyacak olursa hiç şüphesiz cehennem, sizin eksiksiz cezanız olacaktır.'

'Onlardan gücünün yettiklerini sesinle kışkırt, atlı ve yaya (ordularınla) onlara saldır, mallarda ve evlatlarda onlara ortak ol ve onlara vaadlerde bulun.' Şeytanın onlara vadettikleri aldatmadan başka bir şey değildir.

'Şüphesiz ki, kullarım üzerinde senin bir otoriten yoktur. (İşlerin kendisine havale edileceği bir) Vekil olarak Rabbin yeter.'

Rabbiniz, lütuf ve ihsanından arayasınız diye gemileri denizde (yumuşak bir şekilde) yürütendir. Kuşkusuz O, size karşı merhametlidir.

Size denizde bir sıkıntı dokunduğunda, O'nun dışında dua ettikleriniz kaybolup gider, bir tek O'na yalvarırsınız. Sizi kurtarıp karaya çıkardığında da yüz çevirirsiniz. İnsan pek nankördür.

(İyi de) kara tarafında sizi yerin dibine geçirmesinden ya da tozu toprağa katan bir fırtına göndermesinden emin mi oldunuz? Sonra da kendinize bir vekil bulamazsınız.

Ya da sizi bir başka sefer tekrar denize döndürüp, nankörlüğünüze karşılık her şeyi yerle bir eden bir rüzgâr göndererek sizi suda boğmasından emin mi oldunuz? Sonra bizden intikamınızı alacak kimseyi de bulamazsınız!

Andolsun ki, insanoğlunu onurlu/değerli/izzetli kıldık. Onları karada ve denizde (farklı araçlarla) taşıdık, onları temiz şeylerden rızıklandırdık. Ve onları, yarattığımız birçok varlıktan (belirgin şekilde) üstün kıldık."5

Konumuz ile ilintili olan -70. ayette geçen- "Andolsun ki insanoğlunu onurlu/değerli/izzetli kıldık." buyruğundan evvel meleklerin Âdem'e secde etmesinden bahsediyor Allah (cc). Ardından insanın değerini kıskanan şeytandan bahsediyor ve şeytan burada "كَرَّمْتَ عَلَيَّ/Bana üstün kıldın!" diyerek hasedini ifşa ediyor. Sonraki ayetlerde ise zorluk anında da kolaylık anında da ibadetin özü olan duanın sadece kendi zatına yönlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor, Rabbimiz. Yani zatının tevhid edilmesine. Ardından da yine aynı fiil ile "وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَن۪ٓي اٰدَمَ/Andolsun ki insanoğlunu onurlu/değerli/izzetli kıldık." diye buyuruyor.6

İmam Taberi şöyle der: "İnsanın diğer varlıklardan farklı ve üstün olan tarafları; akıl sahibi olması, konuşabilmesi, iyiyi kötüden ayırabilme yetisine sahip olması, şeklinin güzel olması, boyca uzun olması, işlerini elleriyle görüp diğer ihtiyaçlarını onlarla gidermesi gibi meziyetlerdir."7

İnsanoğlu Allah'ın kendisine bahşettiği onuru/izzeti ancak ona yönelerek koruyabilir. O'na yöneldikçe insi ve cinni şeytanların hedefi hâline gelir. Hedeftedir. Çünkü haset edilendir. Hedeftedir. Çünkü El-Ekrem'in ikram etmesiyle, El-Azîz'in izzetli kılmasıyla onurludur/izzetlidir. Hedeftedir. Çünkü zelil olanların içinde izzeti ile farkına varılır. Zilleti resmî olan ideolojiye ve kullarına muhalif oldukça izzeti ile bilinir. Onlar sahte ilahların karşısında eğilirken o, Âlemlerin Rabbi karşısında eğilir.

İnsan, Allah'a (cc) kul oldukça, O'nun huzurunda zillet ve iftikar ile eğildikçe izzetli olur. Başka bir deyişle izzet, Allah'ın karşısındaki zillet hâletiruhiyesiyle elde edilir. Zillet içinde olmak, zelil yaşamak ise Allah'ın ayetlerine, emirlerine karşı izzetli (kibirli) davranılarak gerçekleşir:

"(Hayır!) Bilakis kâfirler, (anlamsız) bir kibir ve ayrılık/muhalefet içindedirler."8

"Ona: 'Allah'tan kork!' denildiği zaman, gururu/kibri onu günaha sürükler. Böylesine cehennem yeter. O, ne kötü bir yataktır."9

"Sizin İlah'ınız tek bir ilahtır. Ahirete inanmayanların kalpleri inkârcıdır ve onlar büyüklenmektedirler."10

Müslim, Allah'ın (cc) kendisine verdiği onuru/izzeti düşünmeli, kendisine şeytan ve askerleri tarafından dört bir yanından telkin edilen ve izzet elbisesi giydirilmiş zilletten uzak durmalıdır:

"Dedi ki: 'Beni saptırmana karşılık, ben de onları (saptırmak) için senin dosdoğru yolunun üzerine oturacağım. Sonra kesinlikle onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Çoğunu şükredici bulamayacaksın.' "11

"Dedi ki: 'Rabbim! Beni saptırmana karşılık, yeryüzünde (sapkınlığı) onlara süsleyecek ve hepsini saptıracağım.' "12

Dünyada onurlu kılınmanın gereğini yerine getiren ve buna en güzel şekilde karşılık veren kullarına ise ikramda bulunacaktır Rabbimiz. Bunlar cennette ikram edilen kimselerdir:

"Allah'ın muhlas/arındırılmış/ihlas sahibi kulları müstesna. Bunlar için bilinen bir rızık vardır. Meyveler... Onlar ikram olunanlardır. Naim cennetlerindedirler. Karşılıklı tahtlar üzerinde (kurulmuşlardır). Kaynakta doldurulmuş kadehlerle etraflarında dolanılır. (Kadehlerin içinde) içenlere lezzet veren beyaz bir içecek vardır. Ondan dolayı ne bir baş ağrısı (çekerler), ne de sarhoş olurlar. Yanlarında, bakışları sadece kocaları üzerinde olan iri gözlü eşler vardır. Sanki onlar, saklı birer inci gibidirler."13

"İşte bunlar cennetlerde ağırlanmış olanlardır."14

Ve kul Rabbine yönelir. Yüzünü koyacak, dergâhında/kapısında yalvarmaya layık O'ndan başka kimse yoktur çünkü. El açılmayı hak eden tek zata ellerini açar. Burada da Allah'ın ikramı ile karşılaşır:

"Şüphesiz ki Allah Heyiy'dir (hayâ sahibidir), Kerim'dir. Kul, ellerini O'na kaldırdığı zaman onları boş çevirmekten hayâ eder."15

"Kul, Allah'tan istediğinde mutlaka üç şeyden biriyle duasına icabet edilir: Ya istediği verilir ya ondan bir bela defedilir ya da istediğinden daha hayırlısı ahiret için saklanır."16

"Allah Resûlü (sav) bir adamın 'Ya Zu'l Celâli ve'l İkram!' dediğini duydu. Adama, 'İste, senin duana icabet edilmiştir!' buyurdu."17

Allah'ın (cc) kuluna olan ikramları… Kelimeler tükenir, diller lal olur da mahdut gözlerle görülenler ifade edilemez.

"O, cömertlerin en cömerti, ikram edenlerin en çok ikram edeni ve merhamet sahiplerinin en merhametlisidir. Rahmeti gazabından, sabrı cezasından, affı yargılamasından daha fazladır. Mahlûkatına nimetini bol bol vermiş, rahmet duygusunu kendine vacip kılmıştır. O, ihsanı, cömertliği, bağışı ve iyilik yapmayı sever. Bütün lütuf onun elindedir, bütün hayır O'ndadır, bütün cömertlik O'na aittir. O'na en sevimli gelen şey şudur: Kullarına cömert davranmak, bol lütuf vermek, ihsan ve cömertlik ile onları abat etmek, nimetini tastamam vermek ve bu nimetini de kat be kat arttırmak, sıfat ve isimlerini onlara tanıtmak ve nimet ve bağışlarıyla kullarını sevdiğini onlara göstermektir.

Allah (cc) zatından dolayı cömerttir ve her cömert kişinin cömertliğini O yaratmıştır. Kişinin cömertliği, O'nun cömertliğine nispetle zerreden daha küçük olduğu hâlde O devamlı yaratır. Kayıtsız ve şartsız cömert O'dur ve bütün cömertlerin cömertliği O'ndan kaynaklanır. O'nun cömertliğe, vermeye, ihsana, iyiliğe, nimet ve lütuf vermeye karşı olan sevgisi insanların düşünebildiği yahut tahayyül edebildiğinin çok üstündedir. Kulların vermesine, cömertlikte ve lütufta bulunmasına dair sevinci, yani onu alana nispetle kendisinin vermesinden duyduğu sevinç, o kişinin sevincinden çok daha fazladır. O'na en çok ihtiyaç hisseden kimse, şerefi en yüce olandır. Kulun ihtiyacı arttıkça gelen bağışın değeri ve kulun mertebesi artıyorsa, bunu verenin değeri ve bu bağışı yapanın ne kadar sevindiği tasavvur edilebilir mi? Bağışta bulunan Allah'ın (cc) bu kula vermesinden dolayı duyduğu sevinç, bunu elde eden kişiden çok çok fazladır. En yüce sıfat ve değer Allah'a mahsustur. İşte cömert olan Allah'ın insanlar karşısındaki durumu budur."18

Bir hata işlediğinde kul, rahmet ümitlerini günahlarına bakarak tüketir yavaş yavaş. Fakat Allah (cc) rahmetinden ümit kestirmez ve âdeta şöyle buyurur:

"Ne zaman gelirsen seni kabul ederim. Gece gelirsen kabul ederim, gündüz gelirsen kabul ederim. Bana bir karış yaklaşırsan ben sana bir arşın, bir arşın yaklaşırsan sana bir kulaç yaklaşırım. Bana yürüyerek gelirsen, ben sana koşarak gelirim. Bana yeryüzü kadar hata ile -şirk koşmaksızın- gelirsen ben de seni yeryüzü kadar mağfiret ile karşılarım. Günahların gökyüzünün ufuklarına kadar taşsa ve sonra benden af istesen seni affederim. Cömertlik ve kerem bakımından benden daha büyük kim vardır?

Kullarım büyük günahlar ile bana meydan okuyorlar, ama onlar yatarlarken onları korurum. Benimle cinler ve insanlar arasında büyük bir durum var: Ben yaratıyorum, fakat benden başkasına ibadet edilmekte; ben rızık veriyorum, fakat benden başkasına şükredilmektedir. Kullarıma ihsanım inmekte ve onlardan bana kötülükleri yükselmektedir. Ben onlara muhtaç olmadığım hâlde, ihsan ettiğim nimetler ile onlara sevgi gösteririm. Bana en muhtaç olan varlıklar onlar olduğu hâlde işledikleri isyanlar ile bana buğz gösterirler.

Başkasına beni tercih edeni, ben de başkasına tercih ederim. Benim nezdimde bir iyiliğin karşılığı, on mislinden yedi yüz misline kadar, hatta çok daha fazladır. Bir kötülüğün karşılığı ise sadece birdir. Eğer o kötülükten dolayı pişmanlık duyar ve af isterse ben de kötülüğü affederim.

Az bir iyiliğin karşılığını veririm ve fazla olan günahları bile affederim. Rahmetim gazabımdan, sabrım hesaba çekmemden, affım cezalandırmamdan daha fazladır. Kullarıma karşı bir annenin çocuğuna karşı duyduğu şefkatten daha fazla şefkatliyim.

'Allah kulunun tevbe etmesine şu kişiden daha çok sevinir: Üzerinde yiyeceği ve içeceği bulunan devesini ölümün kol gezdiği bir çölde kaybetmiş, onu aramış, fakat bulmaktan umudunu kesmiş, sonra bir ağacın dibinde ölümü beklerken uyumuş kalmıştır. Uyandığında bir de ne görsün! Deve başucunda ve yukarıdan ağaca bağlanmış duruyor. İşte Allah (cc), kulunun tevbe etmesine, devesini bu vaziyette bulduğunda o kişinin duyacağı sevinçten daha fazla sevinir.' "19

Sadece bu kadarla da değil. Allah'ın ikramı imtihan anında da vardır. Musibet anı hararet anıdır. Esenlikler, serinlikler, rahmet meltemleri fark edilmez. Ancak durup düşünüldüğü vakit anlaşılabilir. Bir kapı kapanır yüzüne. Kapıya ve sesine dikkat kesilirsin. Dışarıda, ardında bıraktıklarına feryat figan edersin. Kapıların kapanması, açılmasıdır aslında. Arza kapandıysa bir kapı, arşa açılır bin bir kapı. Sevdiklerine çekildiyse setler, El-Vedûd'a açılır, taşar bentler…

Candan-canandan, yârdan-yarandan kopartıldıysan, El-Ekrem'in karanlık kuyulara bıraktığı nimetleri demet demet topla. ''... Bu, Allah'ın bize lütuf ve ihsanındandır…''20 Zulmen hapsedildiğinde söylüyor bunu Yusuf (as). Bir de gurbette, yurdundan uzak düştüğünde. Acıların ne kadar çoğalsa ve devam etse de orada Allah'ın nimetleri kesilmez unutma. İmtihanlar zorluyor, sıkıyorsa; Ebrar olanların prangalarının kırılacağını, ipin de zorlandığı zaman kopacağını aklından çıkarma!

''Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun'' duamız ile…


1. 96/Alak, 1-5
2. 96/Alak, 3
3. 31/Lokmân, 27
4. 18/Kehf, 109
5. 17/İsrâ, 61-70

6. كَرَّمْنَا/Kerramnâ ifadesi, أكْرَمْنَا ifadesinden daha mübalağalıdır. -Zadu'l Mesir- Bu ifade, bir şeyin çokluğunu ifade eden "tef'il" kalıbından gelmiştir.
7. Söz konusu ayetteki "onurlu kılma" ifadesi ile ilgili, müfessirler farklı görüşler belirtmişlerdir. İbnu'l Cevzi söz konusu kavilleri on bir başlıkta toplamıştır. bk. Zadu'l Mesir, 823, Daru İbni Hazm Baskısı

8. 38/Sâd, 2

9. 2/Bakara, 206

10. 16/Nahl, 22
11. 7/A'râf, 16-17
12. 15/Hicr, 39

13. 37/Saffât, 40-49

14. 70/Meâric, 35

15. Ebu Davud, Tirmizi

16. Ahmed

17. Tirmizi
18. İbni Kayyım El-Cevziyye, Medaricu's Salikîn
19. Medaricu's Salikîn, özetle
20. 12/Yûsuf, 38

Bu Sayfayı Paylaş :