Antibiyotikler

 

Allah’a hamd, Rasûlü’ne salât ve selam olsun.

Antibiyotiklerden 1928 yılında keşfedilen ilk antibiyotik olan Penisilin, hiç beklenmeyen bir şekilde mantar küfünden elde edilmiştir. Bu buluş tüm dünyada adeta bir devrim niteliğinde ele alınmış, hatta işi abartarak ‘ölümü geciktiren buluş’ argümanı bile kullanılmıştır. O dönem hiçbir şekilde tedavi edilemeyen veya sterilize edilmeden yapılan müdahaleler sonrasında gelişen enfeksiyonlara gerçekten de etkin bir çözüm sunmuştur Penisilin. Hızla yayılan ve lüks bir tedavi seçeneği olan bu antibiyotik, doğal bir şekilde zor şartlarda üretildiği için kullanımı da hayli sınırlı kalmaktaydı. Ta ki İkinci Dünya Savaşı sırasında kimyasal ve yarı sentetik olarak seri üretime geçinceye kadar…

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra da seri üretimle elde edilen antibiyotik, tüm dünyada daha hızlı ve ucuz maliyetli olarak hastalıkların tedavisinde kullanılmaya başlandı. Daha sonra ise başka antibiyotiklerin buluşu ve hızla yayılışı, yanlış kullanımı, suistimaller var olan bakterilerin direnç kazanmasına sebep oldu. Bakterileri öldürmek için kullanılan bu antibiyotiklere karşı gelişen dirençler, bizim antibiyotiklerden daha az faydalanmamıza ve daha güçlü antibiyotiklere ihtiyaç duymamıza sebep olmakta.

Her geçen gün daha güçlü ve daha geniş etkili antibiyotiklerin keşfine ihtiyaç duyma meselesi günümüze kadar devam etmektedir.

Bunun tek musebbibi ve tek suçlusu sağlık sektörünün kendisidir. Çünkü, reçete edilirken ciddi bir disiplinin olmaması, genel olarak hekimlerin konuyu önemsememeleri, hastaların eczanelerden bilinçsizce temin etmeleri, adeta bakkaldan ekmek alır gibi siparişle almaları engellenmemiş, buna karşı herhangi bir önlem alınmamıştır. Antibiyotiklere karşı bakteriyel direncin artık ciddi bir safhaya ulaşmasından sonra, Sağlık Bakanlığı’nın kamu spotu oluşturarak halkı bilinçlendirme çalışmaları, eczanelerde reçetesiz antibiyotik verilmemesi ve hekimleri daha az antibiyotik reçete etmeye yönlendirmesi istenen etkide olmasa da son zamanlarda buna karşı atılan olumlu adımlardır.

Kelime anlamı ‘hayata karşı’ olan antibiyotik, hastalığa sebep olan bakterilere karşı verilmektedir. Ancak, hiçbir antibiyotik sadece hedef mikroplara karşı savaşmaz. Antibiyotikler aynı zamanda bedende işe yarayan ve olmazsa olmaz nitelikte olan bakterileri de yok eder. Bundan dolayı antibiyotik kullanımı çok hassasiyet gerektiren bir durumdur ve kâr-zarar oranı hesap edilerek kullanılmalıdır. Burada şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, Türkiye’de antibiyotikler %95’in üzerinde gereksiz yere kullanılmakta. Antibiyotiğin başlanmasına, hastanın kendisini çok kötü hissetmesi veya klinik durumunun ağır olmasına göre karar verilemez. Çünkü virüs, mantar, parazit gibi mikropların çoğunlukla sebep olduğu hastalıklar da kötü hissettirir, bunlarda antibiyotik tamamen gereksiz yere kullanılmış olur. Antibiyotikler sadece bakterilerin sebep olduğu enfeksiyonlarda kullanılabilir. Bunu da klinisyen olarak hekim müşahede edebilir veya durumu tahlillerle destekleyebilir. Bu, beraberinde akla şu soruyu getirmekte:

Peki, hekimin bakteriyel enfeksiyon dediği her durumda antibiyotik kullanalım mı?

Bunu cevabı, koca bir ‘HAYIR’dır. ‘Hayır’ daha hayırlıdır buna emin olabilirsiniz. Çünkü, bedenin mukavemetini güçlendirmenin en ilkel ve doğru olan yolu, bırak bedenin biraz uğraşsın, mikrobu tanısın, tanısın ki, bir sonraki gelişinde ne yapacağını kendi bilsin. Yoksa bir kutu antibiyotikle savuşturduğun mikroba karşı sonraki gelişinde iki kutuya ihtiyaç duyabilirsin. Eee ne anladım ben bu işten! Eğer en ufak bir sarsıntı ile hemen antibiyotiğe sarılırsam, (karşılaş-tanı-savaş mekanizması ile çalışan) bedenin savunma sisteminin gelişmesine nasıl imkân tanıyacağım?

Antibiyotik kullanımını mutlaka gerekli olduğu durumlar elbette vardır. Özellikle bağışıklık sistemi çökmüş olan yoğun bakım hastalarında dirençli bakteri enfeksiyonlarına bağlı çok güçlü hatta kombine olarak aynı anda birkaç antibiyotik bile kullanılmalıdır. Buna rağmen dirençli enfeksiyonlara bağlı yoğun bakımlarda ölümler çok sık olmaktadır. İnatçı ve yüksek ateşin (39°C üstü) eşlik ettiği enfeksiyonlarda veya hastanın bağışıklık sisteminin enfeksiyonu kaldıramayacağı kanaatine vardığında hekim uygun antibiyotiğe başlamalıdır.

Gereksiz ve Yanlış Kullanım

Antibiyotiklerin gereksiz ve uzun süreli kullanımı özellikle gebeler ve küçük çocuklarda olmakla tüm yaş aralıklarında:

• Böbrek yetmezliğine yol açabilir.

• Antibiyotik, sindirim sistemine zarar verebilir. Kusma, karın ağrısı ve mide ağrısına neden olabilir.

• Bağırsak hareketlerinde bozulma sonucu ishal, kabızlık, gaz gibi rahatsızlıklar oluşabilir.

• Bağırsak mikrobiyota bozulması ile bağışıklık sistemi ve beyin fonksiyonları etkilenir.

• Karaciğer fonksiyon bozukluğu görülebilir.

• Kemik iliği baskılanabilir (çocuklarda daha sık).

• Hormonal bozukluklar görülebilir (çocuk ve bayanlarda daha sık).

Yukarıda belirttiklerimizle beraber daha birçok olası zararları mevcuttur.

Öneriler

Asıl olan vücudun mikropla karşılaşmadan önce bağışıklığının yeterince savunabilecek durumda olmasıdır. Bunun için de düzenli olarak özellikle katkısız ve doğal gıdalarla bağışıklığı desteklemek gerekir. Güçlü doğal antibiyotik olarak kullanılabilecek şu gıdaların tüketimini artırabiliriz.

1. Bal 

2. Çörek otu

3. Soğan, sarımsak

4. Zencefil

5. Zerdeçal

6. Limon

7. Kekik veya kekik yağı

Doğada bulunan ve antibiyotik etkisi çok güçlü olan bu yiyeceklerin düzenli tüketimi Allah’ın izniyle bağışıklık sistemini güçlendirerek bedeni bakteriyel, viral ve mantar enfeksiyonlarına karşı korur.

Doğal antibiyotik kürü:

 1 litrelik cam kavanoza orta boy 1 adet zencefil doğranır, 2-3 diş sarımsak ezilir, 2 adet limon dilimlenir ve 1 su bardağı kadar süzme doğal bal ile karıştırılır. En az 1 gün bekletildikten sonra her sabah aç karna yetişkinlerde 1 yemek kaşığı, çocuklarda 1 tatlı kaşığı olacak şekilde tüketilebilir. Buzdolabında muhafaza edildiğinde 4-5 ay bekleyebilir. (1 yaşından küçük çocuklara verilmemeli)

Antibiyotik kullanmak zorunda kalınan durumlarda, antibiyotiğin zararını en aza indirmek için antibiyotikle beraber mutlaka hastanın durumuna uygun bir probiyotik seçimi ve beslenme desteği sağlanmalıdır.

Dualarımızın sonu, âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd etmektir.

Önerilen makaleler

İlk Yorumu Sen Yap

Cevap Ver