Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Varmı Azık Edinen?

Özcan YILDIRIM 2020-15-10

بِسْمِ اللهَ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

(8) اِنَّ اِلٰى رَبِّكَ الرُّجْعٰىۜ

Er-Rahmân ve Er-Rahîm olan Allah'ın adıyla (okumaya başlıyorum)

8. Hiç şüphesiz, dönüş Rabbinedir.

Önceki ayetlerde insanın kendisini yeterli görmesi sebebiyle haddini aştığını buyurmuştu Rabbimiz. 8. ayette ise asıl olanı hatırlatıyor:

“Hiç şüphesiz, dönüş Rabbinedir.”[1]

Bu ayeti şöyle anlamamız mümkündür:

“Ey insan! Azıyorsun, haddini aşıyorsun; ama dönüşün banadır. Ey insan! Dünya ve içindeki nimetlerle aldanıyorsun; ama yanındaki her şey son bulacak, yalnızca katımdakiler baki kalacaktır. Senin bu probleminin devası, ahiret bilinci içinde yaşamandır...”

İnsanın gelişi Rabbinden olduğu gibi; dönüşü, sonu ve varacağı menzil de Rabbinin huzuru olacaktır. İnsan kendisini ihtiyaçsız ve yeterli görse de dünyada elde ettiği her refah, Rabbinden fersah fersah uzaklaştırıyor onu. Fakat “dönüş” hatırlatılıyor. Dönüş yolunda adım adım seyir hâlinde insan. Hangi adımının son adımı olduğundan habersiz şekilde hem de. Hesap var ve hesabını veremeyeceğin azgınlıkların içine girme, ey insan!

Her şeyin dönüşü Allah’adır. Salihi azgını, haklısı haksızı, muhlisi mücrimi, mazlumu zalimi... hepsi Allah’a dönecektir. Allah (cc) Mekkî ayetlerin temel taşını oluşturan, sahabeyi terbiye eden bir prensipten bahsediyor bu ayetle: dönüş, ahiret ve hesap! Kur’ân’ın birçok yerinde farklı bağlamlarda aynı mesajı veriyor Rabbimiz:

“O diriltir ve öldürür. Ve O’na döndürüleceksiniz.”[2]

“Şüphesiz ki biz, diriltir ve öldürürüz. Ve dönüş bizedir.”[3]

“Kendisinde Allah’a döndürüleceğiniz günden korkup sakının. Sonra her nefse kazandıkları eksiksiz olarak verilecek ve onlar zulme de uğramayacaklardır.”[4]

“Sana, kendinden önceki Kitab’ı doğrulayan ve onun üzerinde denetleyici olan (bu) Kitab’ı hak olarak indirdik. Onların arasında Allah’ın indirdiğiyle hükmet. Sana gelen haktan (seni saptıracak olan) hevalarına/arzularına uyma. Sizden her bir (ümmet) için bir şeriat ve yol kıldık. Şayet Allah dileseydi sizi (şeriatı ve yolu aynı olan) tek bir ümmet yapardı. Lakin size verdiklerinde sizleri denemek için (şeriat ve yollarınızı farklı kıldı. Öyleyse) hayırlarda yarışın. Hepinizin dönüşü Allah’adır. İhtilaf ettiğiniz şeylerde (kimin haklı olduğunu) size haber verecektir.”[5]

“Allah’ı bırakıp da dua ettikleri (kutsallarına) sövmeyin. Onlar da (sövmenize karşılık) bilgisizce ve haddi aşarak Allah’a sövebilirler. İşte böyle, her ümmete (kötü) amelini süslü gösterdik. Sonra dönüşleri Rablerinedir. Ve (Allah,) yaptıklarını onlara haber verecektir.”[6]

“Yoksa sizi, boşu boşuna/amaçsız yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?”[7]

“Sizi yeryüzünde yayan/çoğaltan O’dur. Ve O’na haşrolacaksınız/diriltilip, huzurunda toplanacaksınız.”[8]

“De ki: ‘Sizi yeryüzünde çoğaltıp yayan O’dur. Ve O’na haşrolunacak (diriltilip huzurunda toplanacaksınız).’ ”[9]

“Hiç şüphesiz, onların dönüşleri bizedir. Sonra, onları hesaba çekmek de yine bize aittir.”[10]

“Onlara vadettiğimiz (azabın) bir kısmını sana göstersek veya (hiç göstermeden) seni vefat ettirsek de (fark etmez). Sana düşen ancak tebliğ etmektir. Hesap görmek de bizim işimizdir.”[11]

“Ey iman edenler! Allah’tan korkup sakının! Herkes yarın için ne takdim ettiğine bir baksın. Allah’tan korkup sakının! Şüphesiz ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.”[12]

Dünya tüm keşmekeşi ile aldatıyor. İnsanlık hiç hesap vermeyecekmiş gibi azıyor. Bireysel ve toplumsal zulüm/haksızlık ise bugünün insanının siyam ikizi gibi âdeta. En hassas görünen kişilerin dahi başkasının hakkını rahatça çiğnediğine şahit oluyoruz her geçen gün. Tüm bunların sebebi ise “ahiret” merkezli yaşamın tesis edilmemesidir. Ya da ahiret ve hesap olmayacakmış gibi gaflet Tih’inde dolaşmaktan kaynaklanır. Kur’ân’ın indiği ilk dönemlerde ahiret ve hesap gibi kavramların daha yoğun işlenmesinin sebebi de budur.

Nefis birçok şeyi arzular. Fakat nefsi dizginleyen ve önüne hendek açan güç, uhrevi kavramların canlı tutulmasıdır. Kapısında onu hazır bekleyen ve zile ne zaman basacağı belli olmayan ölüm, onun dünya ve içindekilere karşı rağbetini azaltır. Ki ölüm, -Ebu Bekir’in de (ra) dediği gibi- kişiye ayakkabı bağcığından daha yakındır. İnsanın hayata dair hedefleri ve planları çoktur. Yastığa kafasını koyduğunda zihnini meşgul eden yüzlerce meselesi uykusunu kaçırır hatta. Emelleri bir türlü bitmez. İş bulma emeli biter, evlilik emeli başlar. O biter, ev satın alma emeli ile tutuşur. O da biter, araba alma emeli başlar. O da bittiğinde çocukların geleceği telaşı sarar bu defa…[13]

Fakat eceli, arzularına galebe çalar:

“Rasûlullah (sav) biri uzağa, diğeri de yakına olmak üzere iki çakıl taşı atar ve Bunun ve şunun misâli neye benzer bilir misiniz? diye sorar. Orada bulunan sahâbîler, Allah ve Rasûlü daha iyi bilir derler. Rasûlullah (sav), Şu (uzağa düşen taş) emel, bu (yakına düşen taş) da eceldir.” buyurur.[14]

Abdullah ibni Mes’ud (ra) şöyle haber vermektedir:

“Peygamber (sav) yere bir dörtgen çizdi. Dörtgenin ortasına, onu bir kenarından keserek dışarı çıkan bir çizgi çekti. Ortadaki bu çizginin iki yanından ona doğru birtakım küçük çizgiler daha çizdi. Sonra çizgileri göstererek şöyle buyurdu:

Şu insan, şu da onu kuşatmış olan ecelidir. (Dörtgeni keserek) dışarı çıkan, insanın arzularıdır. (Ortadaki çizgiye yönelik) küçük çizgiler, dert ve ızdıraplardır. İnsan bu dertlerin birinden kurtulsa, öteki gelip çarpar. Şundan kurtulsa, beriki gelip yakalar.[15]

Allah (cc) insanoğlunun gafletini zemmederek şöyle buyurur:

“Onları (kendi hâllerine) terk et! Yesinler, keyif sürsünler, boş hayalleri onları oyalayadursun. (Ne de olsa hakikati) pek yakında bilecekler/anlayacaklar.”[16]

İmam Kurtubi ayet hakkında şu izahatı yapar: “Bitmek tükenmek bilmeyen emeller, tedavisi mümkün olmayan bir hastalıktır. Ne zaman bu tür emeller kalbe yerleşse kalbin tabiatı bozulur ve tedavisi zorlaşır. Böyle bir kalp daima hasta kalır. Hiçbir ilaç ona fayda vermez.”

Ali (ra) şöyle demiştir: “Sizin hakkınızda en fazla endişe ettiğim husus, hevanıza tabi olmanız ve geleceğe yönelik emel beslemenizdir. Şunu iyi bilin ki hevaya tabi olmak hak yoldan alıkoyar. Geleceğe yönelik emel beslemek ise ahireti unutturur.”

Hasan-ı Basri şöyle demiştir: “Kim geleceğe yönelik bitmek tükenmek bilmeyen emele sahip olursa kötü amel işler.”[17]

Peki, insan bu problemi nasıl çözecektir?

Muhasebe yaparak ve o anki nimetin kıymetini bilip, iyi değerlendirerek bu zorluğun üstesinden gelebilir:

“Beş şeyden önce şu beş şeyin değerini bil: İhtiyarlıktan önce gençliğin, hastalıktan önce sağlığın, fakirlikten önce zenginliğin, meşguliyetten önce boş vaktin ve ölümden önce hayatın.”[18]

Şeddâd b. Evs'den (ra) rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:

Gerçekten zeki ve akıllı kişi, nefsinin kötü arzularına hâkim olup ölümden sonrası için çalışandır. Aciz kişi ise, nefsinin her türlü arzu ve isteklerine uyarak hayatını devam ettirip, Allah'tan her şeyi ve cenneti isteyen kişidir.[19]

Ömer (ra) şöyle demiştir: “Hesaba çekilmeden önce nefislerinizi hesaba çekiniz. Amelleriniz sizin için tartılmadan siz onları tartın ve Allah’ın huzuruna çıkmaya hazır olun. Çünkü ‘O gün bütün yaptıklarınızla Allah’a arz olunursunuz; öyle ki sizden en ufak bir şey bile gizli kalmaz.’[20][21]

Akıllı kimse şu anki durumunu gözden geçirendir: Menzil nerede? Ben hangi pozisyondayım? Dönüş yolunun azığını biriktiriyor muyum? Yoksa gelip geçici olan dünyaya kazık çakmakla mı meşgulüm? Neyin peşinde koşuyorum? Ebedî olanın mı, yoksa bir veya birkaç gün diyebileceğimiz dünyanın mı?

“Kim ahirete önem verirse Allah, zenginliği o kişinin kalbine yerleştirir. Onun dağınık işlerini toplar ve dünya istemeden onun ayağına gelir. Kim de dünyaya daha fazla önem verirse Allah, fakirliği onun gözlerine yerleştirir, işlerini dağıtır, dünyalık şeylerden de ancak kendisi için takdir edilenler ona gelir.”[22]

Ali’nin (ra) meşhur sözüyle yazımızı bitirelim: “Ahiret, yönünü bize çevirmiş geliyor. Dünya ise sırtını dönmüş gidiyor. Öyleyse ahiretin çocukları olun. Dünyanın çocukları olmayın. Bugün amel günüdür, hesap yoktur. Yarın ise hesap vardır, amel yoktur.”

Rabbim bizleri ahiretin çocuklarından kılsın. Ahiret yurduna azık toplayan, müteyakkız kullarından eylesin. Allahumme âmin.

“Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.” duamız ile…

 

[1] .96/Alak, 8

[2] .10/Yûnus, 56

[3] .50/Kâf, 43

[4] .2/Bakara, 281

[5] .5/Mâide, 48

[6] .6/En’âm, 108

[7] .23/Mü’minûn, 115

[8] .23/Mü’minûn, 79

[9] .67/Mülk, 24

[10] .88/Ğaşiye, 25-26

[11] .13/Ra’d, 40

[12] .59/Haşr, 18

[13] .“İnsanoğlu yaşlanır. Ama şu iki şey onunla birlikte kalır: hırs ve emel.” Ahmed, Buhari, Müslim

[14] .Tirmizî, Edeb, 82

[15] .Buhari, 6417

[16] .15/Hicr, 3

[17] .Hasan-ı Basri, Zühd

[18] .Hakim, Beyhaki

[19] .İbn Mace, Zühd, 31

[20] .69/Hakka, 18

[21] .Hilyetul Evliya, 1/52

[22] .Tirmizi

Bu Sayfayı Paylaş :