Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Kalemin Kelamı

Özcan YILDIRIM 2020-07-22

بِسْمِ اللهَ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ (1) خَلَقَ الْإِنْسَانَ مِنْ عَلَقٍ (2)

اِقْرَأْ وَرَبُّكَ الْاَكْرَمُ(3)

الَّذِي عَلَّمَ بِالْقَلَمِ (4) عَلَّمَ الْإِنْسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْ (5)

Er-Rahmân ve Er-Rahîm olan Allah'ın adıyla (okumaya başlıyorum.)

1. Yaratan Rabbinin adıyla oku!

2. O, insanı bir kan pıhtısından yarattı.

3. Oku! Rabbin (en cömert ve ihsanı en bol olan) El-Ekrem'dir.

4. O ki; kalemle (yazmayı) öğretendir.

5. İnsana bilmediğini öğretti."[1]

Allah'a hamd, Resûl'üne salât ve selam olsun...

"O ki; kalemle (yazmayı) öğretendir.  İnsana bilmediğini öğretti."[2]

Önceki yazılarımızda Allah'ın (cc) insanı yarattığından bahisle, O'nun El-Ekrem oluşu üzerinde kalem oynatmaya çalışmıştık. 

Hatırlayalım; "Oku! Rabbin kerem sahibidir." ayetine binaen Allah'ın, kulları üzerindeki sayısız nimetlerinden bahsetmiştik. Konumuz olan hemen akabindeki ayette ise Allah (cc) bu nimetleri arasında en önemli olanın altını çiziyor. Filoloji/Dil bilimi açısından bakıldığında da 4 ve 5. ayetler اَلَّذِي/Ellezî ism-i mevsulu ile birbirine bağlanmıştır, ki ism-i mevsul, kendisinden sonra gelen cümleyi önceki cümleye bağlar. Yani Allah'ın El-Ekrem oluşunun tecellilerinden biri, insana kalemle öğretmesi ve bilmediğini öğretmesidir, diyebiliriz.

Konunun ehemmiyetine, insan hayatına nasıl yansıdığına dair düşüncelerimize geçmeden evvel kalem kavramının Kur'ân ve sünnetten ihtisarla semantik/anlam analizini yapmaya çalışalım.

Kur'ân ve Sünnette Kalem Kavramı

Kur'ân'da dört yerde geçer kalem kelimesi. İki tanesi müfred/tekil, iki tanesi cemî/çoğul. Bir tanesi bu surede -Alak Suresi'nde- geçer. Kalem kelimesinin geçtiği diğer ayetler ise şöyledir:

"Nûn. Kaleme ve yazdıklarına andolsun ki, Sen, Rabbinin nimeti sayesinde asla deli/cinlenmiş değilsin. Şüphesiz ki (onların bu eziyetlerine sabretmen karşılığında) senin için kesintisiz bir ecir vardır."[3]

"Bu (bilgiler), sana vahyettiğimiz gaybın haberlerindendir. (Yoksa) hangisi Meryem'in bakımını üstlenecek diye (kura çekmek için) kalemlerini attıklarında, sen onların yanında değildin. Onlar tartıştıkları vakitte de sen yanlarında değildin."[4] [5]

"Şayet yeryüzündeki ağaçlar kalem, denizler de (mürekkep olsa) ve yedi deniz de (mürekkep olup) eklense (Allah'ın kelimelerini/ilmini yazmaya kalksalar) yine de Allah'ın kelimeleri/ilmi bitmez. Şüphesiz ki Allah, (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) Azîz, (hüküm ve hikmet sahibi olan) Hakîm'dir."[6]

Hadislerde ise kalem kelimesi bazı yerlerde kader anlamında kullanılmıştır:

İbni Abbas (ra) anlatıyor:

"Bir gün Allah Resûlü'nün arkasında bulunuyordum. Bana dedi ki: 'Delikanlı! Sana bazı öğütler vereyim: Allah'ı(n dinini) muhafaza et ki Allah da seni muhafaza etsin. Allah'ı(n dinini) muhafaza et ki O'nu karşında (yardımında) bulasın. Bir şey istediğinde Allah'tan iste... Kalemler kaldırılmış, sayfalar kurumuştur."[7]

Miraç hadisesinin anlatıldığı rivayette şu ifade yer almaktadır:

"Peygamber (sav) şöyle dedi: 'Sonra ben çok yükseklere çıkarıldım, nihayet kalemlerin cızırtılarını işittiğim yüksek bir yere ulaştım…'"[8]

Süraka b. Cu'şum'dan (ra) rivayet edildiğine göre kendisi şöyle demiştir: "Ben Resûlullah'a (sav) dedim ki: 'Ya Resûlallah! Amel, kaderleri çizen kalemin yazdığı mukadderatın cümlesinde mi ki artık kalem onun işini tamamlamış ve kurumuştur? Yoksa amel (kişinin ilerideki tavrına) göre mi gerçekleşir?' Resûlullah (sav) şöyle cevap verdi: 'Amel, kalemin yazıp kuruduğu hususlar içindedir. Herkes yaratıldığı hususa müyesser kılınır.' "[9]

"Allah önce kalemi yarattı ve 'Yaz.' buyurdu. Kalem, 'Ne yazayım?' dedi. Allah (cc), 'Kaderi ve ebediyete kadar olup bitecek her şeyi yaz.' buyurdu."[10]

Bunun dışında "Üç kişiden kalem kaldırılmıştır." ifadelerinin bulunduğu hadislerde ise kalem sorumluluk anlamına gelmektedir.[11]

Bu kısa açıklamadan sonra Alak Suresi ve Kalem Suresi'nde işaret edilen; kelamı ve bilgiyi zapt eden; eğitim ve öğretim vasıtası olan kaleme ve önemine geçiş yapabiliriz.

Kalem ve Etimoloji

Kalem sözlükte, "kamış, tırnak, bitki sapı, mızrağın ve sırığın boğumu gibi sert bir şeyi kısaltmak, kesmek, budamak, açmak, ucunu sivriltmek" anlamlarına gelen "قَلْم/kalm" ya da "قَلَمَ/k-l-m"  kökünden türemiş bir isim olup; ucu açılmış, budanmış, yazı için ucu sivriltilen, kendisiyle yazı yazılan her türlü alete denilmektedir. Çoğulu  "اَقْلَام/Eklâm" veya "قِلآم/kılâm"dır.

Kalem kelimesi aynı zamanda, tüy ve temren kısmı bulunmayan, falda kullanılan ok, "fal oku" demektir. İnsanların kumar oynaması ya da kura çekmesi de bu kelimeyle ifade edilir. Yunancada "sulak yerde yetişen kamış, hasır otu, Hint kamışı" manalarına gelen "kalamos" ile Latince "kalamus" kelimelerinden türeyen kalem; önce Arapça'ya ve oradan da Türkçe'ye geçmiştir.

Tarih öncesi devirlerden itibaren coğrafi bölgelere, kullanılan yazı malzemesinin türüne ve yapısına göre farklı biçimde kalemler geliştirilmiştir. Günümüze ulaşmış en eski yazı örneklerinden anlaşıldığına göre kil tablet, kurşun levha, bal mumu veya sert bir zemine kazılan yazılar için kemik, demir ve bronz gibi malzemelerden yapılmış, sivri uçlu tığ kalemler kullanılmıştır. Milattan önce 3.000 yılından itibaren Mısırlılar, Yunanlılar ve Romalılar; papirüs, parşömen vb. satıhlar üzerine mürekkeple ve kamış kalemlerle yazı yazmışlardır.

Kur'ân-ı Kerim'de geçtiği manasıyla "kendisiyle yazı yazılan alet" anlamındaki kalem kelimesinin cahiliye şiirinde de yer aldığı bilinmektedir. Ümeyye b. Ebu's-Salt, Murakkaş, Şuteym b. Huveylid ve Lebid'in divanlarında kalem ile ilgili bu manada birçok beyit vardır. Örneğin Murakkaş (öl. M 570) bir beytinde şöyle demiştir:

اَلدَّارُ قَفْرٌ وَالرُّسُومُ كَمَا رَقَّشَ فِي ظَهْرِ الأَدِيمِ قَلَم

"Ev viranedir. Yazı ise deri üzerine işlenen kalem gibidir."[12]

Bununla birlikte vahiy gelmeden evvel de kalem kelimesi Arap toplumu tarafından biliniyordu ve kullanılıyordu. Vahyin inmesi ile beraber mezkur ayetlerde kalem ve onunla ilintili olan bilginin aktarılmasına dikkat çekilmiştir. 

Kalem, bilgi ve hakikati zaman ve mekân içerisine hapsetmez. Onu çağlara ve dünyanın ücra köşelerine ulaştırır. Materyaller değişebilir. Zaman olur taş, kemik, yaprak, ağaç vb. kullanılır; zaman olur tahta, kâğıt, bilgisayar, telefon, tablet, saat vb. materyaller... Fakat bilgi aktarımının yazı/kalem yoluyla intikali hiç bitmemiştir. Allah'ın (cc) insanlığa bahşettiği eşsiz nimetlerden biridir kalem. Hatta bilginin çağlara ve mekânlara intikalini gerçekleştirecek başka bir ürün yoktur.

Allah (cc) Kitaplarını bize bu nimetle ulaştırmıştır. Başka bir deyişle karanlıklardan aydınlığa çıkaran, toplumları ihya eden vahiy bu nimetle bize ulaşmıştır. Ashab (r.anhum)  bu nimet ile  Allah Resûlü'nün (sav) tüm kavillerini ve siretini bize aktarmıştır. Kur'ân ve sünnetten sadır olan tüm şer'i ve beşerî ilimler seleften başlayarak günümüze kadar yine bu nimetle ulaşmıştır. Tarihten bu yana zalimlerin varlığı akılları ve bedenleri dumura uğratsa da kalemin intikal ettirdiği bilgi/ilim -istisnaları olmakla beraber- bundan etkilenmemiştir.[13]

İslam ümmeti zor dönemler geçirse de o dönemde sancağı taşıyanlar yazmaktan, ilmi neşretmekten geri durmamıştır. Onlar inançlarını az bir paha karşılığında satmadıkları gibi kalemlerini de satmamış, zalimlerin tahtlarını sağlamlaştıran bir vesile yapmamışlardır.

Sesleri kesilir gibi olduğunda kalem onların sesi olmuştur. Satılmışların, dünyaperestlerin kaleminden kin, iftira ve fitne fışkırırken; onların kaleminden uluhiyete, Allah'ın (cc) dinine yapılan çağrılar aksetmiştir. Kalemle sürdürürler belalara, imtihanlara, ayartıcı tekliflere karşı göğüs gelmeyi. Tutulsa da dilleri ve bedenleri, akmaya devam eder mürekkepleri. Terkiplere, tekvinlere dönüşür de telif eder kelimeleri selim kalp sahipleri... Davetçilerden bahsediyorum. Küfrün ve zulmün zulümatında ümmete kandil olanlardan. Geçmişte olanlar aramızda kitabeleriyle yaşıyor. Kitabeleriyle ışık oluyor. Kâh tiranlardan saklayıp yazdıkları kâh her tarafta kısıtlandıkları zindanlarda yazdıkları veya kalemden mahrum bırakılıp da duvarlara kazıdıklarıyla bize levha oluyorlar.

Günümüzdekiler de geçmişten uzak değildir. Biraz daha modern (!), yumuşak güce evrilmiş, biraz daha allanıp pullanıp tevarüs edilmiş, o kadar. Örnek vermeye hacet yok, beyin jimnastiğine de. Kafamızı kaldırmak yeterli. 

Konuyu bir başka ucundan önümüze çekelim:

Kalem, nisyan ile malül insanın en büyük yardımcısıdır. "Âlim unutur, kalem unutmaz." demişler. Ya da "Hatırda kalmaz, satırda kalır.", "Söz uçar, yazı kalır." gibi tabirler de bu sebeple söylenmiştir.

Günlük yaşamda insanoğlu rutin olarak yaptıklarını dahi unutabildiği için, sosyal haklar kısmına giren ve anlaşmazlığın vuku bulabileceği alanlardaki sözler, anlaşmalar kayıt altına alınır. Bunlardan biri de borçlar hukukudur. Allah (cc) insan ilişkilerinin en zayıf karnı olan ticaret/mal vb. hususlardan doğan borçlar ile ilgili de ayet indirmiştir:

"Ey iman edenler! Belli bir süre için birbirinize borçlandığınız zaman onu yazın."[14]

Yazının hatırlatıcı gücüdür bu. Kişi unutur da yazı yıllar sonra ona hatırlatır. Söz uçar, inkâr edilir, teville çarpıtılır, rücu edilir; ama yazı hüccet/delil niteliğini her daim korur.

Yazı aynı zamanda kişinin kulluğundaki önemli bir amildir/etkendir. Her şeyi anbean kaydeden melekleri insanın sağına soluna yerleştirmiştir Rabbimiz. Rabbinin her an kendisini gördüğünü, bunu da kıyamette hüccet olacak şekilde elçilerine kaybettirdiğini bilen insan, kulluğunu istikamet üzere kılmaya çalışır. Buna ruz-u mahşerde karşısına çıkacak yazı/kitabe vesile olur:

"Şüphesiz ki üzerinizde gözetleyici (melekler) vardır, Şerefli yazıcılar. Yaptıklarınızı bilirler."[15]

"Onun sağında ve solunda oturmuş, kaydeden (iki melek vardır). Bir söz telaffuz ettiği an, yanında hazır bulunan bir gözetleyici vardır."[16]

"Şüphesiz ki elçilerimiz/melekler, kurduğunuz tuzakları yazmaktadır."[17]

Evet, kalem; bilgileri, kelamları zapt eder. Çağlara taşır. Her kelamı kuşatır. Her kelimeyi hapseder ve ifade edebilir. İlla Allah'ın kelimeleri. Allah'ın (cc) kelimeleri tükenmez. Kalemin kelamı tükenir, Rabbimizin ki asla!

"Şayet yeryüzündeki ağaçlar kalem, denizler de (mürekkep olsa) ve yedi deniz de (mürekkep olup) eklense (Allah'ın kelimelerini/ilmini yazmaya kalksalar) yine de Allah'ın kelimeleri/ilmi bitmez. Şüphesiz ki Allah, (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) Azîz, (hüküm ve hikmet sahibi olan) Hakîm'dir."[18]

"De ki: "Şayet denizler Rabbimin kelimelerini (yazmak için) mürekkep olsa ve bir o kadar daha yardım için getirmiş olsak, (yine de) Rabbimin kelimeleri bitmeden deniz tükenirdi."[19]

Sonraki yazımızda kaldığımız yerden devam etmeye çalışacağız inşallah.

"Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun" duamız ile...


[1] .96/Alak, 1-5

[2] .96/Alak, 4-5

[3] .68/Kalem, 1-3

[4] .3/Âl-i İmran, 44

[5] .Burada, yontularak yapılan ve kura çekmek için kullanılan oklar kastedilmektedir.

[6] .31/Lokmân, 27

[7] .Tirmizi

[8] .Buhari, Müslim

[9] .İbni Mace

[10] .Tirmizi

[11] .Ebu Davud, Ahmed

[12] .Kur'ân ve Hadislere Göre "Kalem" Kavramı, Muhammet Koçak, Atatük Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı 42, Erzurum, 2014

[13] .Bu istisnalardan bir tanesi, Abbasiler tarafından inşa edilen Bağdat'taki kütüphanedir. Hülagu yönetimindeki Moğol güçleri, Bağdat'a saldırdığında kütüphanedeki tüm eserleri Dicle Nehri'ne atarak yok etti. Hepsi el yazması olan kitapların mürekkepleri, Dicle sularının günlerce bulanık akmasına yol açtı.

[14] .2/Bakara, 282

[15] .82/İnfitâr, 10-12

[16] .50/Kâf, 17-18

[17] .10/Yûnus, 21

[18] .31/Lokmân, 27

[19] .18/Kehf, 109

Bu Sayfayı Paylaş :