Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Çatırtı Geliyorsa

Özcan YILDIRIM 2020-08-22

بِسْمِ اللهَ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ (1) خَلَقَ الْإِنْسَانَ مِنْ عَلَقٍ (2)
اِقْرَأْ وَرَبُّكَ الْاَكْرَمُ(3)
الَّذِي عَلَّمَ بِالْقَلَمِ (4) عَلَّمَ الْإِنْسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْ (5)

Er-Rahmân ve Er-Rahîm olan Allah'ın adıyla (okumaya başlıyorum.)

1. Yaratan Rabbinin adıyla oku!

2. O, insanı bir kan pıhtısından yarattı.

3. Oku! Rabbin (en cömert ve ihsanı en bol olan) El-Ekrem'dir.

4. O ki; kalemle (yazmayı) öğretendir.

5. İnsana bilmediğini öğretti."[1]

 Allah'a hamd, Resûl'üne salât ve selam olsun.

Kalem üzerine kelam etmeye çalışmış, öğrenim araçlarından biri de kalemdir, demiştik. Şurası bir gerçektir ki günümüz dünyasının teknoloji alanında ilerleme kaydetmesi kalemin önemini, öğretim gücünü ve zihin üzerindeki etkisini kaybettirmemiştir. Yerini başkası da alamamıştır kalemin. Dünün daktilosu, disketi; bugünün klavyesi, flash belleği, akıllı telefonu, diktesi, yapay zekası… kalemin önce kağıda, oradan zihne nakşedip ilmek ilmek dokuduğu bilgiyi; aynı göndergelerle aynı alıcıda (insanda), aynı etkiyi bırakamamıştır.

Wisconsin Üniversitesi'nden bir grup araştırmacı, kalemle yazmanın metin üretmeye ve zihinsel becerileri geliştirmeye önemli katkılar sağladığını belirtmiştir. Öğrencilerin kalemle klavyeye göre daha hızlı yazdıkları, yazılarında kendilerini daha iyi ifade ettikleri ve çok daha özgün düşünceler dile getirdikleri tespit edilmiştir. Bu araştırmalara göre yazı yazarkenki parmak hareketleri beynin düşünme, dil ve hızlı bellek gibi çeşitli bölümlerini harekete geçirmektedir. Bu durum da öğrencilerin yapıcılığını arttırmakta, düşüncelerini kâğıda aktarma ve kendilerini daha iyi ifade etme becerilerini geliştirmektedir.[2]

Bu sebeple çocuklara aşılanan misyon, okuma yazma olmalıdır. "Aman kitaplar çizilip yırtılmasın." "Aman halıları yeni sildim, misafir gelecek." "Aman duvarları haritaya çevirecek." hegemonyasında yetişen ve kalemlerin, kitapların ve defterlerin yeni gelin çeyizi gibi saklanıp; evin tablet, akıllı telefon gibi demirbaşlarının el göz hapsinde tutulduğu bir ortamda çocuk elbet okumayacak, okuduğunu anlamayacak, kitap ve kalem kendisine yedi gömlek uzak kalacaktır. Nihayetinde de düşünemeyen, muhakeme edemeyen, okumayan, yazmayan, teknoloji tutsağı, dijital köle ve çağın zombileri ortaya çıkacaktır.

 Çocuklarımızı daha ilk günlerinden itibaren kölelik edevatlarından uzak tutup kâğıt kalem gibi demode olmayan öğrenim araçları ile sarmalı, sararken de eğlenceli hâle getirmeliyiz. Ta ki daha ilk günlerinden limbik sistemlerinin başını ezmeyelim:

 "Limbik sistem, kendi oluşturduğu imgelerle beslenir. Kimi araştırmacılara göre, çocuklar -örneğin kitap okurken, masal dinlerken ya da oturup hayal kurarken- kafalarında herhangi bir görüntüyü canlandırdıklarında; kalp limbik sistemi besleyen, onu güçlendirerek daha canlı görüntüler oluşturmasını sağlayan bir hormon üretir. Güçlü bir limbik sistem de günümüz tüketici kültüründe yaygın olan sadizm ve şiddet görüntülerinin bombardımanına karşı doğal bir savunma oluşturur."[3]

"Bir çocuk eğer günde ortalama iki ila dört saat arası televizyon izliyorsa, ilkokulu bitirdiğinde toplam sekiz binden fazla cinayete tanık olmuş olacaktır. Televizyon, çocuğu hareket fırsatı elinden alınmış bir tanık, konuşma yeteneğine sahip, ancak ses telleri kesilmiş güçsüz bir yaratık haline getirir."[4]

 Kem alat ile kemalat olmaz. Çocuklarımız için kemalat istiyoruz. Fakat kullandığımız alat, kem veya kem hâle gelmiş vaziyette…

"İnsana bilmediğini öğretti."[5]

 Kalem ile öğrettiğini buyurduktan hemen sonra insana bilmediğini öğrettiğini buyurdu Allah (cc). İnsanın yaratılışından itibaren edindiği tüm bilgiler, Allah'ın insana öğretmesi sebebiyledir. Nitekim Rabbimiz şöyle buyurur:

"Allah, sizi annelerinizin karnından hiçbir şey bilmez hâlde çıkardı. Şükredesiniz diye de size kulaklar, gözler ve gönüller verdi."[6]

 İnsanın yüce Allah'ın öğrettiğinden başka bir ilmi/bilgisi olamaz. Allah (cc) öğrettiği, yollarını açtığı için öğrenmiştir, keşfetmiştir; fakat icat edememiştir. Sadece sonsuz bilgi kaynağından bir damla içirmiştir Rabbimiz. Şu ayetleri okuyalım:

"(Varlığa dair) tüm isimleri Âdem'e öğretti. Sonra onları meleklere sundu ve: 'Şayet doğru sözlülerden iseniz bunların isimlerini bana haber verin.' dedi."[7]

"Kur'ân'ı öğretti."[8]

"Ona, beyanı (konuşup kendini ifade etmeyi) öğretti."[9]

"Şayet Allah'ın lütfu ve rahmeti senin üzerine olmasaydı, onlardan bir grup seni saptırmayı arzuluyordu. Onlar sadece kendilerini saptırıyorlar ve sana hiçbir zarar da veremezler. Allah, sana Kitab'ı ve hikmeti indirdi ve sana bilmediklerini öğretti. Allah'ın senin üzerindeki lütuf ve ihsanı çok büyüktür."[10]

"Namazları koruyun! Orta namazı da (koruyun ve daha fazla ehemmiyet gösterin). Ve Allah için gönülden itaat ederek kıyama durun."[11]

"Şayet korkarsanız ayakta ya da binek üzerinde (namazlarınızı kılın). (Korku hâli geçip) emniyete kavuşunca, size bilmediklerinizi öğrettiği gibi Allah'ı zikredin."[12]

 Bu ayetler tek bir şey söyler: Senin bir bilgin yok insanoğlu! Nasıl ki anne karnında seni O yarattı ve en güzel şekle koydu; aynı şekilde bilmediğini de sana Rabbin öğretti.

 Peki, insanın verilen bu bilgiye/ilme nasıl karşılık vermesi gerekir? Şöyle mi?

"İnsana bir zarar dokunduğunda bize dua eder. Sonra tarafımızdan ona bir nimet verdiğimizde: 'O bana, bendeki bilgiden dolayı verildi (ya da Allah ona layık olduğumu bildiği için verdi).' der. (Hayır, öyle değil!) Bilakis o, bir fitnedir/imtihandır. Fakat onların çoğu bilmezler."[13]

"Şüphesiz ki Karun, Musa'nın kavmindendi. (Fakat) onlara karşı haddi aşıp azgınlaşmıştı. Biz ona öylesine (çok) hazine verdik ki, onun anahtarları dahi kuvvetli/kalabalık bir topluluğa ağır gelirdi. Hani kavmi ona: 'Şımarıp böbürlenme. Çünkü Allah şımarıp böbürlenenleri sevmez.' demişti."[14]

" 'Allah'ın sana verdikleriyle ahiret yurdunu kazanmaya çalış, dünyadaki nasibini de unutma. Allah'ın sana ihsanda bulunduğu gibi sen de iyilik yap. Yeryüzünde bozgunculuk isteme. Çünkü Allah, bozguncuları sevmez.' (demişti.)"[15]

"Dedi ki: 'Bu (servet), bende var olan bilgi/tecrübe/maharet sebebiyle bana verilmiştir.' Bilmez mi ki Allah, ondan önce kendisinden daha güçlü ve yığdıkları servet çok daha fazla olan kimseleri helak etmiştir. Mücrimlerden günahları sorulmaz."[16]

Yoksa şöyle mi?

"Dediler ki: 'Seni tüm noksanlıklardan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bir ilmimiz yoktur. Şüphesiz ki sen, (her şeyi bilen) El-Alîm, (hüküm ve hikmet sahibi olan) El-Hakîm'sin.' "[17]

"Dedi ki: 'Size rızık olarak yiyeceğiniz bir yemek gelmeden önce mutlaka yorumunu haber veririm. Bu, Rabbimin bana öğrettiği bilgidendir. Şüphesiz ki ben, Allah'a inanmayan ve ahireti inkâr eden bir topluluğun dinini terk ettim.' "[18]

"Rabbim! Hiç şüphesiz bana mülk/yetki verdin ve bana rüya tabirini öğrettin. Ey göklerin ve yerin yaratıcısı! Sen dünyada da ahirette de benim velimsin/dostumsun! Benim canımı Müslim/şirki terk ederek tevhidle Allah'a yönelen bir kul olarak al ve beni salihler zümresine dâhil et."[19]

"Andolsun ki biz, Davud'a ve Süleyman'a ilim verdik. Dediler ki: 'Bizi, mümin kullarından birçoğuna üstün kılan Allah'a hamd olsun.' "[20]

"Süleyman, Davud'a vâris olup (yerine geçti). Dedi ki: 'Ey insanlar! Bize kuş dili öğretildi ve her şeyden bize verildi. Şüphesiz ki bu, (evet bu,) apaçık bir ihsan ve lütuftur.' "[21]

 Elbette matlup olan budur. İnsanın, elindeki nimeti Allah'a izafe etmesidir. Çünkü bilginin elde edildiği tüm yollar yine yaratan, yoktan var eden Rabbimizdendir.

 Bilginin/İlmin kaynağı 3'tür:

Vahiy

Akıl

Duyu organları

 Bu üç yol da Rabbimizdendir. Vahiy, Cibril (as) vasıtasıyla Allah Resûlü'ne (sav) bildirdiği kelâmıdır Rabbimizin. İtikadi veya amelî, edindiğimiz tüm bilgiler bu yolla bize ulaşmıştır. Vahiy olmasa bunların hiçbirine ulaşmamıza imkân yoktu. Bununla birlikte en güçlü, en etkili bilgi ve hüccet de vahiydir:

"De ki: 'Tam/apaçık/en üstün/en etkili hüccet Allah'a aittir. Şayet dileseydi hepinizi hidayet ederdi.' "[22]

 İnsanın aklı ve duyu organları ile elde ettiği bilgiler de vardır. Bunlar tabii bilgilerdir. Fakat vahyin getirdiği bunlardan üstündür. Bazı rasyonalizm saplantılı aklı evveller akıllarını kıble edinseler de bu gerçek değişmez.

Konunun başka zaviyesinden ilerleyelim.

 Bilgiyi insana bahşeden Allah (cc), onu kullanma, açıklama ve ifade etmeyi de öğretendir.

"Ona, beyanı (konuşup kendini ifade etmeyi) öğretti."[23]

 "Ayetteki "beyan" kavramı konuşmayı ve anlamayı ifade eder. Bunların her ikisi de bilim dünyasını tam anlamıyla acze düşüren birer mucizeler silsilesidir. Beyanın temelinde, her şeyden önce düşünce vardır ki, bu başlı başına bir mucizedir. Konuşmanın ilk adımı ise, düşüncenin kelime dediğimiz sembollere çevrilmesidir. Bu semboller, hafızanın derinliklerinden, sırrına akıl erdiremediğimiz bir mekanizma ile çağrılır, bir cümle içinde peş peşe dizilir. Cümlelere kelimeler, anlamlar, duygular yüklenir. Sonra, vücutta işini bitirmiş ve atık madde olarak ciğerlerden çıkmakta olan hava, ses tellerinde, dilde, dişte, dudaklarda kelimelere dönüşür.

 Bu arada yüzümüzün 44 tane kası, akıl almaz bir biçimde derimizi şekilden şekle sokarak, ağzımızdan çıkan sözlere kendi yorumu ile eşlik eder. Hava zerreleri bu kelimeleri alır, milyarlarca kopyasını muhataplarını kulak zarlarına iletir. Dinleyenin vücut sistemlerinde de en az konuşanınki kadar olağanüstü işlemler sonucunda bu cümlelerin ve kelimelerin anlamlarını çözülür, içerdiği duygular anlaşılır. Konuşulanı anlamak da beyan mucizesinin en az konuşmak kadar önemli bir halkasıdır; aksi takdirde, insan kendi konuşmasını dahi çözemez hale gelir ve saçmalamaya başlar. Fakat bu da kendisini kimin konuşturduğunu bilmeyen yahut bilmek istemeyen kimsenin saçmalaması yanında o kadar büyütülecek bir şey değildir! Çünkü ayetten de, yaratılışımızdan da anlaşılacağı gibi, insana beyanın öğretilmesinde ki amaç, onu Âlemlerin Rabbine muhatap etmektir. Kendisini bu şereften kendi eliyle yoksun bırakan kimsenin bedbahtlığı yanında her felaket bir hiç mertebesine iner."[24]

 Mutat hadiseler insandan kaçırır tefekkürü, ibret almayı… Gözünde basitleştirir. Muasır hayatın dayattığı ve günümüz insanının en derin yerine ulaşan bir marazdır bu. Hâlbuki Allah'ın varlığının en büyük delillerinden biridir bu nimet, bunu nankörce Allah'ın dinine karşı kullansa da insanoğlu.

 Bugün insanlık uçurumun kenarındadır, diyordu Seyyid Kutub (rh), 60 yıl öncesinden yaptığı güzel bir tespitle. Bugün insanlığın -Batı'nın da dürtmesiyle- taptığı, gün aşırı sunağına bir kurban yatırdığı, her platformda dillerine pelesenk ettiği bilim var. Bu, Allah'ın insana bahşettiği bir imkân, bir nimettir. Araçtır, amaç değil. İstifade edilir, kutsiyet atfedilmez. Fakat bunu var eden, insana öğreten Allah'ı (cc) hayatın merkezinden çıkarıp, kendisini ilahlaştıran ve aklına tapan bir toplum içindeyiz. Aklı ve bilimi mutlak güç olarak niteleyip bu gücü yıkım aracı olarak kullanan Batı ve onların platonik âşıkları bugün sahnede. Batı ve özenti soytarıları, çalıp oynadığı ilericilik, aydınlanma ve insan hakları teraneleri ve maskeleriyle; açgözlülük ve hırsla yeryüzünü talan ettiler.

"İlericilik" dediler, fuhşiyat saçtılar. "Aydınlanma" dediler, ötekileştirdiler. "İnsan hakları" dediler, post-modern kölelik getirdiler. "Eğitim" dediler, nesillerin idrak melekelerini iptal ettiler. "Modern bir dünya" dediler, toplumu tüketen, tükettikçe tükenen kapital kölelere çevirdiler. Her türlü şeytanlığı sonlarına koydukları "izm"lerle mutfaklarında estetize edip sundular. Nihayetinde ıslah, demokrasi lansmanı ile medeniyet kazıyıp, coğrafyamızda kan sondajlayıp hazzetmeye çalıştılar.

 Batı'ya Stockholm Sendromu ile ilanıaşk eden soytarılar da meşru (!) yerlere ağıt yakıp, gayrimeşru (!) yerlere/hadiselere ya suspus oldular ya da tu kaka çektiler.

 Batı, bugün bilimle dünyayı her yönden tahrip ediyor. Elindeki gücü ifsat için kullanıyor. Gelin görün ki, sol tarafına atılan sıfırlarla ifade edilen küçüklüğüyle bilimperestlere esas duruşu öğretti Covid-19. Böylece bilime tapanları, taptıklarıyla baş başa bıraktı Rabbimiz. Bu suredeki[25] ayetin ifadesiyle; taraftarlarını, kullarını çağırsınlar bakalım! Çağırsınlar bilim ve onu kutsayan azgınları. Toplantılar üzerine toplantılar yapsınlar, Allah'ın dinine kafa tutmaya çalışanlar. Dün cennet diye pazarladıkları dünyalarını dalga dalga saran musibetlerden, geceli gündüzlü taptıkları bilim kurtarabiliyor mu?

Çatırtı Geliyorsa Çöküntü Yakındır!

"Zulmedenler çok yakında nasıl bir inkılapla devrileceklerini bilecekler."[26]

"Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun." duamız ile…

 

[1] .96/Alak, 1-5

[2] .bk. Hürriyet Gazetesi, 14 Ekim 2014

[3] .Bary Sanders, Öküzün A'sı, Ayrıntı Yayınları, s. 47

[4] .age. s. 48

[5] .96/Alak, 5

[6] .16/Nahl, 78

[7] .2/Bakara, 31

[8] .55/Rahmân, 2

[9] .55/Rahmân, 4

[10] .4/Nîsa, 113

[11] .2/Bakara, 238

[12] .2/Bakara, 239

[13] .39/Zümer, 49

[14] .28/Kasas, 76

[15] .28/Kasas, 77

[16] .28/Kasas, 78

[17] .2/Bakara, 32

[18] .12/Yûsuf, 37

[19] .12/Yûsuf, 101

[20] .27/Neml, 15

[21] .27/Neml, 16

[22] .6/En'âm, 149

[23] .55/Rahmân, 4

[24] .Ayet ve Hadislerle Açıklamalı Kur'ân-ı Kerim Meali, Rahman Suresi 4. ayet dipnotu, İFAV Yayınları

[25] .Alak Suresi

[26] .26/Şuarâ, 227

Bu Sayfayı Paylaş :